TELEVİZYONUN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
20. Yüzyılın en büyük buluşları arasında kitle iletişim araçları yer almaktadır. Bunlar içerisinde şüphesiz en önemli yeri de Televizyon almaktadır. TV insanlık tarihi adına büyük gelişmelere vesile olmuş ve halada etkileri açısından insanlık adına tartışılmaz bir noktada yerini korumaktadır. TV evlerde yerini almadan önce ve aldıktan sonra diye aile hayatını ikiye ayırmak belkide pek fazla yanlış olmaz. Bizim konu başlığımızdan da anlaşılacağı üzere bu yazımızda TV nin erişkin birey , aile veya toplumsal yönlerini incelemek yönünde bir amacımız yok. Bu değerlendirmeleri şimdilik daha ileri tarihlere erteleme gerekliliğini düşünüyoruz.
Gerek klinik görüşmelerimiz sırasında karşılaştığımız anne babalardan, gerek değişik yollar ile bize gelen sorularda sıkça karşılaştığımız sorulardan biri de ''TV nin çocuğumuza etkisi nedir ? '' şeklinde olan sorudur. Bu konuda anne babalara söylediğimiz genel şey her yaş için şüphesiz bu sihirli kutunun çocuğa etkileri farklı farklı olmaktadır. Bunu iyi veya istenen etkiler ve kötü veya istenmeyen etkiler şeklinde ikiye ayırabiliriz. Ama TV nin en büyük etkisi şüphesiz 0-3 yaşları arasında olmaktadır. Çünkü bu yaşlar hayat boyu kullanılacak bazı psikososyal ve psikomotor özelliklerin kazanıldığı çok önemli bir devredir. Bu devrede oluşabilecek herhangi bir sorun bütün hayatı etkilemektedir. Bu nedenle yaşlara göre TV nin etkileri konusunda anne babaları bilgilendirmek gerektiğini düşünerek bu türlü bir yazı yazma ihtiyacı hissettik.
0-3 yaş gurubuna etkiler
0-3 yaş için TV bazı durumlarda ciddi sıkıntıların kaynağı olabilmektedir. Ailelerin sosyoekonomik zorlukları , çalışan annelerin durumu , çocuğun-ilgilenilmesi gereken - ek kardeş durumu , anne babaların kendilerine ait sorunları ,yapılması gereken ev işleri , anne babaların sosyoekonomik zorluklardan dolayı ek işlerde çalışmaları , anne babalardan birinin veya ev içerisindeki bireylerden birinin kronik hastalığı , ailelerin kendi psikososyal ihtiyaçları için zaman ayıramaması , anne babaların kendilerinin psikiyatrik sorunları , istenmyen hamilelik sonucu bebeğin doğmuş olması , çocuğun bedensel bir hastalığının olması ve buna benzer sayacağımız onlarca etken nedeni ile anne ve babalar çocuklarına yeterince zaman ayırmamakta veya ayıramamaktadırlar. Bu nedenlerden dolayı anne babalar isteyerek veya istemeyerek çocuğu ile fazla ilgilinememekte çocuğu ile ilgilenme fiziksel bakım ( karnını doyurma , altını temizleme vb. ) ötesine çok fazla geçememektedir.
Bu dönemde çocukların duygusal doyum sağlaması ve onun ile her bakımdan ilgilenilmesi onun sağlam ve güçlü bir psikolojik yapısının oluşmasına zemin hazırlar. Bu dönem için bebeği okşamak , kucaklamak , onun ile konuşmak , sevildiğini hissettirmek , onun ile oynamak, onun ile birlikte vakit geçirmek , onu gezdirmek, psikomotor ve psikososyal yönünün gelişimine çok büyük katkılarda bulunur. Bebek ile birlikte vakit geçirmek , onun insanlar arası ilişkilere yabancılaşmasını engeller ve ilgilenen bakıcısı vasıtası ile önce karşısındaki bireyi , aile ortamını ve yavaş yavaş sosyal çevresini tanımasına yol açar . Bu bağlanma yolu ile önce anneye karşı bir ilişki gelişir . Bu durum anne karnında başlar ve bebeklik döneminde devam eder. Çocuk bu bakım veren aracılığı ile iletişim geliştirmeye , kendini ifade etmeye , ihtayaçlarını anlatmaya çalışmaya , kısacası sosyal ortamın gereklerini yaparak yanında ve çevresinde bulunan insanlar ile iletişim ve etkileşim içerisine girmeye başlar.
Çocuk sosyal ortamda iletişimin temel esası konuşma olduğu için konuşmayı öğrenmek zorundadır. İnsanlar tarafından sevilmek için onları anlamak onların duygusal uyarılarına cevap vermek zorundadır. Çocuk sosyalleşmek ve iletişimini kurmak için etrafındakilerden özelliklede bakım veren kişiden teşvik almak zorundadır. Bu çocuğun ihtiyaçlarını karşılamak ( yiyecek , giyecek , temizlik , koruma vb) , onun dertleri ile ilgilenmek, onun ile birlikte vakit geçirmek , onu öpmek , okşamak, konuşmak, oynamak vb gibi yapılan girişimler ile çocuk sevildiğini hissettirerek, onun için , psikososyal gelişim için bir teşvik oluşturmalıdır. Konuşma, etraf ile ilgilenme, sosyal ortamların gereklerini yerine getirme, insanlar ve yaşıtları ile ilgilenme, ihtiyaçlarını insanlara anlatma, insanlara duygusal yakınlık kurma,cansız varlıklardan çok canlı varlıklar ile ilgilenme gibi bir çok psikososyal faktör çocuklarda bu iletişim ve etkileşim ortamında kendiliğinden meydana gelmeye başlar .
Bütün bunlardan bahsetmemizin nedeni , bizim meselemiz ile yakından ilgili olmasından dolayıdır. Çocuk cansız bir varlığın karşısında, duygusal ve sosyal uyarıdan mahrum, sevgiden ve bağlandığı kişiden uzak,çocuğun konuşmasına, bakışına, gülümsemesine karşılık vermeyen, gönderdiği iletişim ve etkileşim mesajlarına cevap vermeyen, sert, soğuk bir cismin karşısında kaldığında ( ne kadar ses ve görüntü olursa olsun çocuk onları yorumlayacak ve kabul edecek durumda ve psikososyal seviyede değildir ) biraz önce saydığımız sosyalleşme ve bireyselleşme ve kendiliğinden gelişecek olan psikososyal yönlerin hepsi eksik veya yetersiz kalacaktır. Neden küçük çocuklar için bu biraz daha sıkıntılı bir durum? çünkü çocuğun bu sosyal ve duygusal eksikliği telafi edeceği arkadaş ve sosyal ortamı, konuşmak veya vakit geçirmek için gideceği ikinci bir ortam ve bunu telafi edebilecek psikomotor, psikososyal yeterlilik henüz gelişmemiştir ayrıca alternatif bir gelişim ortamı yoktur .
TV karşısında 0-3 yaş arasında aşırı miktarda kalan (günlük 1-2 saatin üzerinde ) çocuk, ailede ve özellikle de bakım veren kişide eşlik eden yukarıda saydığımız diğer etkenler de varsa, sosyal gelişim (duygusal etkileşim ve karşılık verme, sosyal ortamlara uyum, insanlar ile ilgilenme, onlara yakınlık gösterme, yaşıtlarına ilgi vb), ve iletişim ( konuşma, anlamlı jest ve mimikler, heceleme, agulama, ses çıkarma, cümle kurma vb.) için gerekli olan fonksiyonların gelişiminde gecikmeler veya yetersizlikler görülür. Bu duruma yani iletişim ve etkileşim bozukluğuna yol açabilecek diğer nedenlerin olup olmadığı incelenmelidir. Bütün bu nedenlerden dolayı bebekler için sevgi ,duygusal ilgi ve birlikte geçirilecek vakit yerine çocuğun TV karşısında kalması son derece sakıncalıdır.
Bu dönemde uzun süre çok aşırı miktarda TV karşısında kalan çocuklarda başka hazırlayıcı nedenler yok ise, başka nedenler de eklenerek bazı psikiyatrik tablolar gelişebilir. Bu tür çocuklarda etrafa karşı ilgisizlik, seslenince bakmama, göz kontağı kurmama, insanlara ve yaşıtlarına ilgisizlik, onlarla duygusal ve sosyal iletişime geçmeme, kendi halinde olmaya çalışma, kendi etrafında dönme, sallanma, aşırı derecede cansız nesneler ile ilgilenme, konuşmama, cümle kurmama, iletişim ve etkileşimde problemler, duygusal olarak karşılık verememe vb. bir çok belirti görülebilir. Bu nedenle anne babaların özellikle bu yaş için TV izleme konusunda sınırlamalar ile birlikte durumu yönlendirmeleri, normal psikomotor ve psikososyal gelişim için uygun olur.
Aynı zamanda bu yaş içindeki bir bebek veya küçük çocuk ile hem anne hem babanın, mümkün olduğunca fazla vakit geçirme, onunla oyun oynama, konuşma, sevdiğini belli etme, duygusal yakınlık gösterme, onun ile gezme, onun fiziksel bakımını ihmal etmeme, onun normal gelişim basamakları konusunda dikkatli olma, onun diğer çocuklar ile etkileşim ve iletişimine zemin hazırlama, sadece onun için belli zamanlar ayırma, ona masal anlatma vb. bir çok faaliyeti günlük hayat içerisinde yapmaları uygun olur.
4 -7 yaş çocuklar ve TV
Bu yaş grubunda çocuğun gelişimi ile ilgili önemli adımlar atılır. 0-3 yaş grubunda olduğu gibi çocuğun gelişimi bu dönemde de çok hızlı bir şekilde devam eder. Bu dönemde anne baba, arkadaş ve sosyal çevre ile etkileşim ve iletişim belirgin olarak artmış ve artık erişkinlerle birlikte belirgin olarak uyum sağlanmıştır. Bu dönemde gerek dil gelişimi, gerek motor gelişim de önemli aşamalar kaydedilir. Bu dönemde çocukta ki etkilenmeler hayat boyu çocuk için çok önemli olmaktadır.
TV nin bu dönemde çok aşırı izlenmesi çocuğun dil ve sosyal gelişiminde bazı sıkıntıların ve eksikliklerin oluşmasına neden olabilir. Bu dönemde çocuklar TV de gördükleri görüntüleri tamamen somut olarak yorumlarlar yani çocuklarda tam olarak soyut düşünce gelişmediği için gerek çizgi filmler gerek filmler de görülen görüntüler olduğu gibi algılanır. Çocuk bütün bunları olduğu gibi uygulamaya çalışabilir. Yani çizgi filmde gördüğü bir hareket veya sahneyi olduğu gibi yapmaya çalışabilir. Çocuk için bu dönemde şiddet içeren ve aşırı abartılı konulardan oluşan çizgi filmler oldukça sakıncalı olabilir. Bilinçaltı şiddet duygularının yerleşmesine neden olabilir. Aynı zamanda çocuğun bu dönemde izleyeceği gerilim, korku veya aşırı şiddet içeren görüntülerden çocuklar oldukça aşırı etkilenebilir, bu durum onları akla gelen görüntüler ve düşünceler ile günlerce rahatsız edebilir. Ek olarak çocukta uyku bozukluğu , yalnız kalmak istememe , korku ve endişe duyguları yerleşebilir (klinik ortamda bunun örneklerini görmekteyiz). O nedenle anne babaların bu dönede izlenen programlara özellikle dikkat etmesi gerekir.
Çocuğun sosyalleşmesi, yakınları ile diyalog kurması, sosyal adaptasyonu, dil gelişimi ve buna benzer konular TV izleme (aşırı miktarlarda) ile eksik kalabilir. Bu yaşlardaki çocukların eğitici programlar harici özellikle şiddet içeren ve çocuklar için travmatik olacak görüntülerden uzak kalmaları uygun olur. Bu hazırlıksız karşılaşılan görüntüler onlarda bilinçaltı kaygı, gerilim, korku, şiddete eğilim gibi sıkıntılara yol açabilir. Amerika ve Avrupa’da uzmanlar küçük yaşlarda gösterilen şiddet davranışlarının önüne geçmek için çok büyük gayretler sarf etmekte, özellikle son zamanlarda okullarda gösterilen şiddet olaylarından sonra meselenin öneminin daha da arttığı anlaşılmaktadır. Mühim olan ve yapılması daha basit olan şey çocukların ruh sağlığı bozulmadan koruyucu önlemlerin alınması gerekliliğidir.
Unutulmamalıdır ki çocukluk çağında görülen her görüntünün, duyulan her sesin, karşılaşılan her iyi ve kötü muamelenin muhakkak ileriki yıllarda bir yansıması olacaktır. Bu nedenle TV gibi iletişim araçları eğitim amaçlı olarak kullanılmalı, eğlence amaçlı ise belli sınırlarda kullanılmalıdır. Özellikle anne babalar, aile olarak birlikte izledikleri programlar konusunda oldukça seçici davranmalıdırlar . Bütün bunlara ek olarak, aşırı ve uygunsuz TV izleme durumunda, daha çok geç saatlerde izlenmesine müsaade edilen programlar ile çocukların uyku ritmi bozulmakta, vakit ve motivasyon eksikliğinden dolayı çocukların oyunlar ve değişik aktiviteler ile kazanacakları motor beceriler yetersiz kalmakta, çocukların arkadaş ortamlarında kazanacakları sosyal adaptasyon yeteneği istenen seviyede olmamakta, ince motor becerilerin gelişimine ve anne babanın eğitimi için gerekli vakit azalmakta, bu yaş için gerekli olan fiziksel hareketlilik ile enerji atımı eksik kalmakta, TV nin çocuklar için bir miktar katkısı olsa bile genel olarak dil, sosyal ve motor gelişimde sıkıntılar gözlenmektedir. Bu durum eğer anne babanın çocuğu için yeterli vakit bulmasında sorun varsa, çocukta ek olarak psikiyatrik sıkıntılar varsa, çocuğun gelişimini destekleyecek diğer faktörler eksik ise daha da büyük sıkıntı olmaktadır.
7-12 yaş arası çocukların durumu
Bu dönemdeki çocuklar genelde ağır eğitim şartları içinde olan grubu oluşturmaktadır. Aynı zamanda TV nin eğitim amaçlı kullanımından daha fazla yararlanacak bir yaş grubunu oluşturmaktadır. Yukarıda saydıklarımıza ek olarak bu yaş grubunda soyut düşünce yerleşmeye başlamış olmasının etkileri görülür. Çocuklar TV deki görüntülerden erişkin düzeyinde etkilenmeye başlarlar. Yukarıda değindiğimiz gibi bu yaş grubunda da şiddet içeren , korku ve gerilime neden olan sahnelerin çocuğun gelişiminde problem oluşturacağını söylemek gerekir. Yukarıda bahsettiğimiz iletişim ve sosyal adaptasyon üzerine etkileri 0-3 yaş ve 4-7 yaş grubundaki kadar negatif şekilde olmaz. Çocukların bu yaşlardan itibaren TV üzerinden kazanımları eğer iyi yönlendirilir ve seçici davranılırsa devam eder. Bu yaştaki çocukların ders ve okul saatleri de göz önüne alınarak TV izleme saatleri uygun bir şekilde sağlanmalıdır. TV izlemenin aşırılığı durumunda çocuğun sosyal aktivitelerinde, arkadaş ilişkilerinde, ders başarısında, sportif faaliyetlerinde, yaşa uygun becerilerin geliştirilmesinde sorunlar yaşanabilir.
POKEMON ve ÇOCUKLAR
Hayatta yaşanan bazı olaylar vardır ki kısa ve uzun vadede bir çok etkileri olabilir. Özellikle ilk beş yaş ve çocukluk dönemindeki etkilerin sonraki dönemdeki sonuçları her zaman için ilgi ve merak konusu olmuştur. O döneme ait bir ses , bir görüntü parçası veya yaşanan herhangi bir olay bile kişinin ilerleyen dönemler hatta yıllar sonra bile davranış ve yaşantılarını olumlu veya olumsuz yönde etki edebilir.
Kitle iletişim araçlarının hemen her alana girdiği günümüzde ve genellikle çocukların kullandığı bir araç olarak artık etkilenmenin daha ön plana çıktığı TV ve buna benzer kitlesel araçların olumlu ve olumsuz yönde bir çok etkisi olabilmektedir. Özellikle ilk üç yaşta tematik ( Görsel) ve işitsel ağırlıklı programlara daha sonra da çizgi film ve film gibi programlara çocukların ilgisi hepimiz tarafından bilinmektedir. Bununla birlikte bütün çocukların bu ilgili olma yönü iyi yada kötü yönde sonuçlar doğurabilmektedir. Çocuklar bir çok olumlu bilgi, davranış, değer yargısını TV lerden öğrenebildikleri gibi olumsuz, yanlış , şiddet içerikli, o yaşta karşılaşmaması gereken, psikolojik olarak olumsuz etkileyen etkenlerle de karşılaşabilmektedir.
Artık bir çok ailenin TV de haberler dahil giderek artan sayıda bir çok programa çocukları için sınırlama getirdiğini duymaktayız. Gerçekten de daha psikolojik gelişim ve baş etme mekanizması olarak belli bir seviyeye gelmemiş çocukların bazı şiddet, ahlaki olmayan ve kaygı oluşturacak görüntü ve haberler ile karşılaşması, çocukları ve anne babalarını kısa ve uzun vadede bir çok psikolojik problem ile karşı karşıya getirecektir.
Son zamanlarda daha çok gündemde olan ve duyduğumuz kadarı ile bazı Avrupa ülkelerinde yasaklanan POKEMON isminde bir çizgi film ve bunun üzerinden satış yapan ürünler var. Büyük küçük herkesin duyduğu ve ismini mecburen dahi olsa öğrendiği bu çizgi film üzerinde bir çok yorum yapıldı. Burada hemen vurgulamak istediğim bir şey var ; İsmi POKEMON olsa da bu bir “çizgi film” yani “çocuklar bu sizin için veya çocuklara göre” gibi bir mesaj var. Geleneksel anlayışa göre çizgi filmi çocuklar seyreder diye bilinir. Bu nedenle belki de bazı ebeveynler bunu nasıl olsa çizgi film diye önemsememekte. Yani çocuklar savunmasız bir şekilde bu çizgi filmin içeriği ve mesajları ile baş başa kalmaktadır.
POKEMON ilk bakışta masum gibi olsa da içinde içerdiği şiddet eğilimi ve büyüsel güç ile sürekli dikkatleri çekmektedir. Her bölümünde POKEMON denen yaratıkların birbiri ve başkaları ile güç gösterisine girişmesi, içinde büyüsel güç ve etki altına alma konusunun sık sık işlenmesi ve daha da önemlisi görsel olarak çocukların bilinç dışına verdiği mesaj olarak POKEMON ların tamamen şiddet, agresyon, aşırı güçlü olma, sıra dışılık, mücadele de üstün olma, karşısındakine zarar verme, doğa üstü yeteneklere sahip olma gibi mesajları içermektedir.
Bu mesajların yaş gruplarına göre farklı etkileri olmakla birlikte genel olarak çocukların bilinç dışına şiddet ve agresyon eğilimini yerleştirdiği , büyüsel ve dağa üstü gücün sık işlenmesi nedeni ile bazı çocukların bunu kendilerine yardımcı doğa üstü güç olarak kullanmaları (ELİNDE POKEMON ANAHTARLIĞI TAŞIYAN ÇOCUĞUN BUNU KENDİSİNE GÜÇ VERMESİ İÇİN TAŞIDIĞINI BELİRTMESİ ), çizgi filmde gördükleri sahneleri animistik düşünce ve etkilenmenin fazla olması nedeni ile gerçek hayatta da uygulamaya çalıştıkları ( EN SON MERSİN’DE DÖRT YAŞINDAKİ ÇOCUK KENDİSİNİ YEDİNCİ KATTAN AŞAĞI ATTI, SEBEBİ İSE PİKACU GİBİ UÇMAYA ÇALIŞMAK İDİ), sık sık vurgulanan savaş, kavga, güç gösterisi nedeni ile çocukların birbirine şiddet uygulamasını kolaylaştırdığı ( BİR ÇOCUĞUN DİĞERİNE ÇİZGİ FİLMDE GÖRDÜĞÜ VE ETKİLENDİĞİ SARMAŞIK HAREKETİ İLE SALDIRIDA BULUNUP ARKADAŞINA ZARAR VERMESİ), özellikle POKEMON denen yaratıkların içerdiği korku ve agresyon mesajları nedeni ile çocukların rüyalarına kadar girip onlara kabuslar yaşattığı ( BİR ÇOK ANNE ÇOCUKLARININ SÜREKLİ POKEMONLAR İLE UYKUDA SAVAŞIP KONUŞTUĞUNU BELİRTMİŞTİ) gibi daha şu anda sayamadığımız bir çok olumsuz etkiler şimdiden görülmektedir.
Yukarıda saydıklarımız bunların kısa vadede görülen veya bizlerin görebildiği etkilerden bazılarıdır. Uzun vadede bütün bunların etkilenen çocuklarda ne gibi sonuçlar doğuracaklarını şimdiden kestirmek çok güç.
Bazı ticari kuruluşların çocukların bu masum yönünü kullanarak ve abartılı bir şekilde tüketimi körükleyerek çocuklara bu simgeleri içeren yiyecek ve tüketim malzemesi sattıklarını ve buna bağlı olarak kitle iletişim araçlarının da kullanılarak para kazanma amacı ile bu tüketimin ve çocukların bu yönünün daha fazla kullanıldığını görmekteyiz.
Önceleri sadece basit bir oyun aracı olarak görülen kartlar, oyuncaklar şu aşamada çocukların günlük zaman dilimi içinde oldukça fazla vakitlerini almaktadır. Özellikle yapılması gereken, ders çalışmak, kitap okumak, spor yapmak, yaşa uygun becerileri geliştirmek yerine bu gibi oyuncaklar ile saatler harcamasını, POKEMON üzerinden oynanan değişik oyunları kazanma kaybetme psikolojisi ile arkadaş ilişkilerinin bozulmasını, çocukların bu yaratıklar ile özdeşim kurarak diğer çocuklara zarar vermesini gözlemlemekteyiz.
POKEMON konusunda şu anda önlem olarak biraz geç kalınmış olsa bile bu zararlı gidişatın durdurulması için bütün anne babalara görev düşmektedir. Çocuğunuzun normal psikolojik gelişiminin negatif yönde etkilenmemesi ve uzun vadede bilinmeyen zararlı sonuçlara maruz kalmaması için şimdiden bu konuda çocuklara uygun sınırlamalar getirilmelidir. Aşağıda çocukların POKEMON lardan kurtulmaları için yapılması gerekenler yazılmıştır.
1-) Çocuğunuz ile yakın bir diyalog ve ilişki zemini oluşturun
2-) Çocuğunuz ile yaşına uygun bir şekilde konuşup, POKEMON ların zararları konusunda bilgilendirme yapın
3-) Özellikle yapacak bir şeyi olmayan çocukların oyun aracı ve boş vakit geçirmek için bu zararlı alışkanlığı kazanmasından dolayı çocuğunuzun boş vakitlerini onunla anlaşma yaparak, daha faydalı sportif ve gelişimsel faaliyetlerde harcamasını sağlamaya çalışın
4-) Çocuğunuzun harçlığı eğer bu türlü harcamalarda kullanılıyorsa, çocuğunuz ile anlaşma yaparak kullanılmamasını aksi takdirde harçlıkta kısıtlama yapılabileceğini belirtin
5-) TV da izlenen buna benzer programların zararları konusunda çocuklarınızı bilgilendirin, etkili olmaması durumunda izleme konusunda kısıtlama getirin
6-) Çocuğunuzun şiddete meyli var ise POKEMON gibi yaratıklara ilgisi artacaktır bu nedenle çocuğunuzun bedensel enerjisini atabileceği aktiviteler hazırlayıp onu rahatlatmaya çalışın
7-) Okul aile birliklerinde görevli velilerin , ilgili öğretmenler ve idare ile konuşarak okullarda bu türlü oyunların oynanmamasını sağlayın

Özellikle yalnız , kendine güveni olmayan, çok canı sıkılan , psikolojik olarak problemli ve şiddete meyilli çocukların POKEMON’ lar ile daha çok ilgisi olduğunu unutmayarak bu türlü çocuklara gereken uzman yardımını sağlamaya çalışın
9-) Çocukların özellikle bu yıllarda sahip olması gereken, kardeşlik, yardımseverlik, hayvan ve doğa sevgisi, paylaşma duygusu,başkalarına zarar vermeme gibi özellikleri kazanmasını sağlayarak zararlı eğilimlerden uzak kalmasını sağlayın
10-) Çocuğunuza anne baba olarak daha yakın ilgi gösterip daha çok vakit ayırarak, onun yalnızlığa düşmesini ve mutluluk arayışını farklı şeylerde bulmaya çalışmasını engellemeye çalışın
11-) Unutmayınız ki çocuklar neyin zararlı neyin faydalı olduğunu sizin yönlendirmeniz ile öğrenecekler ve doğruları öğrenecekleri kişiler sizlersiniz, onlara yardımcı olmak istiyorsak doğrular konusunda ısrarcı olalım ve onlara zararı olan şeyler konusunda açıklama yapalım.
6- ÇOCUĞUNUZ İLE VAKİT GEÇİRİN
Yapılan araştırmalar özellikle ilk beş yaşta olmak üzere çocukların gelişimi üzerine anne ve babaların duygusal açıdan vakit ayırmasının çok önemli olduğunu göstermektedir. Özellikle bu yıllarda çocukların merkezi sinir sistemi gelişimine çok olumlu katkıları olduğu belirtilmektedir. Anne ve babanın günlük işlerin yoğunluğunu bir tarafa bırakıp sadece çocuklarına ayırdıkları vakit olması gerekmektedir. Babaların çocuklara vakit ayırmada zorluk çektikleri değişik nedenler ile çocukları ile daha az zaman harcadıkları sık karşılaşılan bir durumdur. Ayrılan bu vakit çocuğunuz ile ilgili kısa ve uzun vadede bir çok fayda sağlayacaktır, bu faydalar o kadar çok ki hemen birkaç tanesini sayabiliriz
Çocuğunuz ile geçirdiğiniz vakit onun özgüven gelişimi açısından çok önemli olmaktadır, çünkü ona vakit ayırmanız ona verdiğiniz değeri göstermektedir. Bilinç dışına ‘’ben sana değer veriyorum çünkü vakit ayırıyorum’’ mesajı vermektesiniz. Varlığı ile yokluğu hesaba katılmayan ve sanki o evde yokmuş gibi davranmak çocuğun kendine olan güvenini dolaylı olarak negatif etkilemektedir. Özellikle çocuk sayısının fazla olduğu ailelerde her bir çocuğun eşit şekilde vakit ayrılması önemlidir. Çocuk sayısının az olduğu veya tek çocuklu ailelerde ise diğer kardeşler olmadığı veya sayı az olduğu için çocuğun daha fazla sıkılacağı hesap edilerek zaman geçirme görevi anne babaya biraz daha fazla düşmektedir.
Çocuğunuz ile geçirdiğiniz vakit onun stres ile daha kolay baş etmesine ve karşısına çıkan zorlukları daha kolay yenmesine yol açacaktır. Özellikle erişkinlik dönemine kadar yapılan araştırmalara baktığımızda çocukluğunda anne baba ve aile ile yakın bağları olan ve daha fazla vakit geçiren kişilerin karşılaştıkları stres durumu ile daha kolay mücadele ettikleri ve depresyon gibi durumlarda daha kolay iyileştikleri görülmüş. Bu durum çocuğunuzun kısa ve uzun vadede stres karşısında daha güçlü olmasını sağlayacaktır.
Çocuğunuz ile geçirdiğiniz vakit onun ile aranızda bir yakınlık sağlayarak onun size karşı daha rahat duygusal ifade sağlaması ve buna bağlı olarak onun duygusal anlamda ve iç dünyasında hissettiklerini daha kolay anlamanızı sağlayacaktır. Diğer türlü sizden uzak, duygularını size ifade edemeyen , içe dönük, bir çok sorunu olduğu halde aile ile paylaşımı olmayan bir çocuk haline gelecektir. Uzun vadede bu durumun bir çok psikiyatrik soruna yol açması muhtemel gözükmektedir.
Çocuğunuz ile geçirdiğiniz zamanın uzunluğu değil kalitesi önemlidir diyebiliriz .Özellikle çalışan anneler için önemli bir sorun olan vakit meselesi sık sorulan sorular arasındadır. Burada önemle vurguladığımız konu ;Çocuğunuz ile geçirdiğiniz vaktin kalitesini artırarak onun bu konudaki ihtiyacını rahatlıklar karşılayabilirsiniz. Günlük hayat akışı içerisinde kendinize bir program yapıp yemek yemeye, TV izlemeye, uyumaya ve buna benzer bir çok yaptığımız günlük işler yanında çocuğunuza vakit ayırmayı unutmayınız. Her yaş grubuna göre hem anne hem baba olarak ayıracağınız vakit çocuğunuzun mutluluğunu sağlayacak ve onun normal psikolojik gelişimine katkıda bulunacaktır. Aksi takdirde çocuğunuz sizden davranış problemleri ile vakit isteyecek ve onunla zoraki ilgilenmek zorunda kalacaksınız.
Sağlıklı nesiller için çocuğa ayrılan vaktin önemi büyük olup klinik gözlemlerimiz bizi anne babaların vakit ayırma konusunda ki eksikliklerinin olduğunu göstermektedir. Anne babalar çocuk yanımızda iken vakit ayırmış oluyoruz gibi düşünebilirler. Burada şunu vurgulamak gerekir , vakit ayırmak dediğimiz şey '' sadece'' çocuğunuz için ayırdığınız vakittir. TV izlerken veya kendi işinizi yaparken çocuğunuzun yanınızda bulunması elbette ki tamamen yalnız olmasından iyi olmakla birlikte yeterli değildir. Önemle vurgulamak gerekir ki çocuklar onlara sağlanan maddi imkanlar ile geçici mutluluklar sağlayabileceklerdir . Asıl mutluluk çocuk için onu sevenler ile belli zaman dilimlerinde bir arada bulunmaktır.
Yapılan araştırmalarda çocukların anne babalarından aldıkları sevgi ve mutluluk ile hayata daha olumlu ve mutlu bakabildikleri, daha az zarar verici davranışlarda bulundukları , insanlara karşı daha sevgi dolu oldukları, arkadaşları ile daha uyumlu halde oldukları gösterilmiştir.
Bazen tam tersi olarak çocuklara anne babalar o kadar çok vakit ayırmaktalar ki o zamanda çocuklar bunalmakta , anne babalarına daha kolay karşı gelmekte, çok aşırı müdahale olduğu içinde onların yaşlarına uygun bireyselliklerinin gelişiminde sorunlar yaşanmaktadır. Bu konuyu çok abartıp hayatın ve ailenin ''tek gündemini'' çocuk veya çocuklar yapmamak önemlidir. Çocukların kendi başına da geçirdikleri zamanın onların gelişiminde önemli katkıları vardır. Bu konuda denge önemlidir.
Kısa vadede olumlu etkilerinin yanı sıra uzun vadede etkileri oldukça fazla olduğu bilimsel çalışmalar ile gösterilen bu konuda son olarak şunu söylemek istiyorum; Çocuğunuz size ne kadar yakın olursa kötülüklere o kadar uzak olacak, sizin ile birlikte ne kadar mutlu olursa hayatın diğer alanlarında da o kadar mutlu olacak , sizinle ve ailesi ile bağları ne kadar sağlam olursa onun tüm hayatı boyunca problemleri daha az olacaktır. Kitle iletişim araçlarının yaygınlaştığı ve insanların bireysel meşguliyetlerinin arttığı günümüzde adı geçen konular için en önemli tehlike çocuklar ve onların duygusal ihtiyaçlarının karşılanmaması olmaktadır. Bu günden atılan tohumlar yarınlar için çok güzel sonuçlar verecektir. Eğer bu konuda bir gayret yok ise yarın oldukça geç olabilir.
Hazırlayan Psikolog Tugay Yazgan