Radyo sinema televizyon bölümü sinemaya giriş ders notları...
SESLİ SİNEMANIN İLK YILLARI
İlk dönemlerde, teknik yetersizlikten ötürü ses unsurunun kullanılamaması gerçeklik unsurunu zedelemesi bakımından büyük bir eksiklikti.
Tiyatro kökenli oyuncuların çekim sırasında konsantrasyonlarını sağlayabilmek için müzik kullanımı
Filmlerin gösterimi sırasında dramatik yapıya uygun melodilerin çalınmasını getirdi.
Bu yöntem diyaloglar için yeterli değildi.
Uzunca süre diyaloglar için ara yazılar kullanıldı.
Fakat filmin sürekli bölünüp araya siyah fon üzerine yazılmış yazıların girmesi bütünlüğü bozar nitelikteydi.
1910’da Fransa’nın o dönemlerindeki iki büyük yapımevinden biri olan Goumont, “Kronofon” adı verilen sesli sinema sistemini Bilim Akademisine gösterdi.
Bu Sistemde;
Görüntü, film, ses ise plak üzerine kaydediliyor ve senkron, elektronik bir sistemle sağlanıyordu.
1912’den başlayarak Goumont bu sistemle halka açık gösteriler yaptı.
Bu gösteriler de genellikle müzikaldi.
Sesle görüntüyü birleştirmek sinemanın icadından beri düşünülen bir şeydi.
1919'da Lee De Forest,
sesi optik olarak film üzerine kaydeden bir aygıt geliştirdi ve fonofilm adıyla patentini aldığı bu aygıtla 1923-1927 arasında, özel olarak hazırlanmış salonlarda bir dizi sesli film gösterisi yaptı.
Ama büyük yapım şirketleri pahalı olduğu gerekçesiyle bu yeniliğe ilgi göstermediler.
1925’ten sonra ;
Ses unsuru, görüntü düzeni ve gelişmiş kurgu metodlarıyla oluşturulmaya çalışıyordu.
Bu konudaki en önemli örnekler:
* Eisenstein “Ekim” (1925)
* Carl Dreyer “Jean D’Arc’ın Tutkusu” 1928
Eisenstein “Ekim” de;
Bu etkiyi kurgu metodlarıyla yaratırken,
Dreyer;
İnsan yüzünü iç dünyasının aynası, ifadelerin aracı olarak kullanıyor ve ses olgusunu yakın çekim ölçekleriyle oluşturduğu plastik düzenlemelerle sağlıyordu.
Komedi Filmlerinin
Ustası Chaplin
Sesli sinemaya karşı çıkanlar arasındaydı.
İfade aracı olarak vücudunu ve mimiklerinin kullanan Chaplin, zaten sinema anlatımının temel birçok öğesini kullanmaya gerek olmadığını düşünüyordu.
Sesli Sinemanın İlk Önemli Örnekleri
King Vidor- Halelujah (1929-ABD)
Sesli Sinemanın İlk Önemli Örnekleri
Walter Rutmann- Dünya Ezgisi (1929- Almanya)
Sesli Sinemanın İlk Önemli Örnekleri
Ernst Lubisch- Aşk Cenneti (1929- Fransa)
Sesli Sinemanın İlk Önemli Örnekleri
Levis Milestone- Garp Cephesinde Yeni Bir şey Yok (1930-ABD)
Sesli film ortaya birtakım önemli meseleler çıkardı:
-Sesleri elverişli olmayan sessiz film çağının birçok önemli ünlü oyuncusu birden kendilerini endüstrinin dışında buluverdiler.
-yaklaşan iktisadi bunalım,sesli filmin çıkışı sayesinde,sinema endüstrisini bu sarsıntının dışında bıraktı.
-sinemanın büyük ustaları sesli film karşısında kararsızlığa düştüler.
Sesli filmin ilk yılları sanat bakımından oldukça başarısız geçti.Halk sesli filme büyük ilgi gösterirken Chaplin, Clair, Pudovkin, Eisenstein, Murnau... gibi büyük sanatçılar sesli filme cephe aldılar.
Öbürlerinden ayrı olarak Eisenstein, Pudovkin ve Aleksandrov sessiz film çağının artık geçtiğini,ses öğesinin filmde destekleyici bir rol oynayabileceğini kabul ediyorlar,fakat bir film sahnesine eklenecek konuşmanın sahnenin bütün değerini,özellikle bir çekimden öbürüne geçişteki özelliği yok edeceğini öne sürüyorlardı.
Sinemaya yepyeni bir boyut getiren ve görüntüyü zenginleştiren ses her ne kadar mümkün olduğunca iyi kullanılmaya ve geliştirilmeye çalışılıyorsa da hakkında daha öğrenilecek çok şey olduğunun da farkındaydı sinemacılar.
AMERİKAN SİNEMASI
Sessiz filmlerin hayranlıkla izlendiği bir dönemde, Edison ilk kez sesli film teknolojisini tanıttığında, izleyiciler bunun gelip geçici bir heves olduğunu düşünmüşlerdi.
Bir grup işadamı 27 Ağustos 1910'da, New Jersey, West Orange'da icatlarını tanıtmak için bir laboratuarda toplanmışlardı.
Göstermek üzere oldukları keşfin, 20. yüzyıl popüler kültürüne tamamen hakim olacağını tahmin etmeleri çok zordu.
Amerika'nın en verimli mucidi Thomas Edison, hareketli görüntülere sesi de ekleyen buluşu kamuoyuna açıklıyordu. Artık görüntüyle ses ilk kez bir aradaydı.
O dönemde küçük bir yapım şirketi olan Warner Bros. 1925'te Western Electric'in geliştirdiği bir ses kayıt sistemiyle ilgilendi. Şirketin amacı filmleri müzikli olarak gösterime çıkarmaktı.
Alan Crosland'ın yönettiği ve John Barrymore'un oynadığı Don Juan ilk kez 6 Ağustos 1926'da müzikli olarak gösterildi.
Bunu, orkestra müziğinin yanı sıra, popüler şarkıların ve konuşmaların da yer aldığı ve gene Crosland'ın yönettiği, sinemanın ilk sesli filmi The Jazz Singer (1927; Caz Şarkıcısı) izledi.
Filmin yıldızı Al Johnson'ın söylediği şarkılar diskten çalınıyordu. Ancak, görüntüyle ve oyuncunun dudak hareketleriyle ses o kadar uyumluydu ki, izleyiciler gösteriyi ayakta alkışlayacaktı.
Jazz Singer, gerçek bir sesli film örneği değil, sadece sessiz filme uyumlu olarak çalınan 4 şarkı ve konuşmadan ibaret. Ancak, daha sonra Hollywood adıyla anılacak Tinseltown'da yeni bir dönemi başlatması açısından çok önemli bir örnek.
"Konuşan filmler"in izleyici sayısını önemli ölçüde artırması üzerine, 1927-29 arasında 15 ay içinde Amerikan sinema sanayisi sesli sinemaya geçti.
Ama sesli sinema bir dizi teknik ve estetik sorunu da birlikte getirdi.
Mikrofonların ağır ve hareket olanaklarının sınırlı oluşu,
çekim sırasında motor sesinin de kaydedilmesini önlemek için kameralann büyük kabinlere konması zorunluluğu filmlerdeki hareket olanağını kısıtlıyordu,
öykünün ve duyguların diyaloglarla daha kolay aktarılması filmlerin gittikçe durağan ve çok konuşmalı yapımlar halini almasına yol açtı.
Yönetmenler de çekim sırasında oyunculara ve teknik ekibe talimat verme olanağını yitirdiler.
Öte yandan ya diyalogları ezberleyemediklerinden, ya yabancı aksanları çok belli olduğundan ya da sesleri perdedeki görüntülerine uymadığından birçok yıldız sesli sinema döneminde ününü yitirdi.
Fox Şirketi
“Movietone” adlı optik kayıt sistemini geliştirerek sesli haber filmleri üretmeye başladı.
Warner Brothers;
"Sonunda, resimler de gerçi konuşabiliyor!"
1928'de, Warner'lar ilk uzun metrajlı sesli filmi gösterime soktular. "The Lights of New York" (New York'un Işıkları), aslında berbat oyunculuk ve hatalarla dolu kötü bir filmdi.
Ancak, 23.000 dolara yapılmasına rağmen, 1 milyon dolarlık hasılatla dönemin gişe rekorunu kırdı.
Warner Bros
Warner Bros'un diğerlerinden önce davranması ve ciddi paralar kazanması, Hollywood'un en güçlü şirketi olmasını sağladı.
Warner Bros, 3 yılda pastadan en büyük dilimi alan şirket oldu. Stüdyolarında her yıl 100'e yakın film çekildi ve dünya genelinde yüzlerce sinema salonu açtı.
Oyuncu yönetiminde ustalaşmış yönetmenlerle tiyatro deneyimi ve yeteneği olan oyuncular öne çıktı.
Filmlerin çekimden sonra seslendirilmesine dayanan dublaj uygulaması da sesli sinemanın getirdiği teknik kısıtlamaları büyük ölçüde ortadan kaldırdı.
İlk kez dublajın uygulandığı film
King Vidor ‘un Hallelujah! (1929) filminden sonra bu uygulama yaygınlaştı.
Seyirci seçimini sesli filmden yana yapınca 1930 yılı itibariyle değişim tamamlandı ve stüdyolar sesli film çekmek üzere düzenlendi.
1933'e gelindiğinde sesli çekimin birçok sorunu çözülmüştü.
Western Elektrik;
- Vitaphone sistemini,
RCA;
-Movietone sistemini bulan kuruluştu.
Böylece sesli sinema ile birlikte Amerika’daki sinema endüstrisi banka ve tekellerine geçti.
KAYNAKLAR
Sinema El Kitabı- Nijat Özön (Elif Yayınları 1964)
Sinemaya Giriş- Prof. Dr. Jur. Alim Şerif Onaran (1986)
Sinemanın Temel İlkeleri- Pudovkin (Bilgi Yayınevi)
SOVYET SİNEMASI
Sovyetler Birliği’nde sesli döneme 1930’dan sonra geçildi.
Kurgu kuramcılarının büyük bir kısmı sinemaya ayak uyduramazken ;
- Nikolay Ekk
- Sergey Yutkieviç
- Fredrik Ermiev
- Esrgey ve Geirgio Vasilyev gibi genç sinemacılar sesli filme kolaylıkla uyum sağlayıp başarılı örnekler verdiler.
Pudovkin film çekimlerinden uzaklaştı.
Vertov ise birkaç sesli film çekti.
Kurgu kuramcıları arasında bu yeniliğe mükemmel bir şekilde uyum sağlayan sadece Ayzenştayn oldu.
Film çekimlerine kısa bir süre ara veren Ayzenştayn, 1935’te Turgenyev’in “Bejin Çayırı” adlı eserinden bir senaryo hazırladı ve aynı yıl çekimlere başladı.
Baştan beri bu projeyi engellemeye çalışan Sovyet yönetimi 1937’de filmi tamamen durdurdu ve negatiflere el koydu.
2. Dünya Savaşı sırasında Moss Film Stüdyolarında çıkan yangında itfaiyenin sıktığı sular yüzünden filmin bütün negatifleri ve pozitifleri yok oldu.
Ölümünden sonra Ayzenştayn’ın belgeleri arasında Bejin Çayırının tüm çekimlerinden kesilip saklanmış parçalar bulundu.
Ünlü Sovyet yönetmeni Yutkieviç küçük film parçalarını çoğalttı ve bu donuk resimleri Ayzenştayn’ın orijinal senaryosuna sadık kalarak montajladı.
“Bejin Çayırı” adı altında gösterilen film Yutkeviç’in yaptığı bu düzenlemedir.
Ayzenştayn’ın ilk sesli filmi 1938 de çektiği “Alexander Nevsky” dir.
13. Yüzyılda Moğollar’ın işgaline uğrayan Rusya’nın bu işgalin ardından Teton Şovalyeleri’nin saldırısına uğraması ve halkın prens Nevsky önderliğinde işgalcileri yenmesini konu alan filmin önemli bir özelliği de 2. Dünya Savaşı’ndan 1 gün önce çekilmesiydi.
Ayzenştayn adeta savaşı ve sonuçlarını önceden hissetmiş ve Sovyet halkına bir moral filmi hediye etmişti .
Ayzenştayn filmi yapılacak konuyu seçmek , onu doğru ve sanatsal şekilde ele almak ve etkili bir biçimde yorumlamak açısından da ne denli yetenekli ve sağduyulu olduğunu gösterdi.
Filmde ses ve müzik görüntüyle büyük bir uyum içindeydi.
Sanatçı filmin müziklerini yapan ünlü kompozitör Prokofyef le birlikte uzun süre çalışmış ve her sahne için özel olarak müzik yapılmasını sağlamıştı.
Ayzenştayn 1929’un ilk aylarında “Prekop” adlı bir film üzerinde çalışmaya başladı.
Sağlık sorunları yüzünden bu proje gerçekleşemedi.
Kısa bir süre sonra Fergana kanalı ile ilgili bir film yapmak üzere Taşkent,Semerkant, Buhara gibi şehirlere araştırma gezisine çıktı.
Fakat yine çekimi, başladığı gece durduruldu.
Moskova’ya dönüşünde Bolşov tiyatrosunda Wagner’in Die Walküre adlı eserini sahneledi.
Korkunç İvan
İlk bölümünü 1944’te tamamladı, çok büyük ilgi gördü.
2. bölüm 1946’da tamamlandı fakat Stalin İvan tiplemesinde kendisine yöneltilen eleştiriler üzerine filmi yasaklattı ve ancak film 13 yıl sonra gösterildi.
3. bölümü tamamlayamadan öldü.
Ayzenştayn’ın özellikle son 2 filmi,
-atraksiyonel montaj denemelerinden çok; süzülmüş bir estetik seçimi, zaman,mekan, görüntü düzeni, ses, renk gibi öğelerin bilinçli ve yaratıcı bir biçimde kullanımını gözler önüne seriyor ve onun adını sinema sanatını oluşturan sanatçıların arasına yazıyor.
İNGİLİZ SİNEMASI
İngiliz Sineması’nda ilk sesli film:
- Hitchcock- Blackmail-1929
- Murder-1939
Ve bunu
Antony Asquith’in “A Cottage on Dartmoor-1930” izledi.
1930’larda John Grierson’un öncülüğünde “İngiliz Belgesel Sinema” doğdu.
İlk defa 1926’da Flaherty’nin “Moana” adlı filmi için “Belgesel” tanımı Grierson tarafından kullanıldı.
İngiliz Belgesel Sineması, tüm dünyayı etkileyerek belgeselin bir tür olarak sinemaya girmesini sağladı.
Bu dönemde konulu film alanıdaki uluslararası başarı:
A. Korda’nın “The Private Life of Henry 8-1933” adlı filmi ile kazanıldı.
Bu başarı İngiliz filmlerinin yurtdışına açılmasını sağladı. Sinema endüstrisi canlandı ve yapım sayısı arttı.
1937’de 200’den fazla film üretildi fakat çok geçmeden ekonomik sorunlar nedeniyle yapım sayısı düşmeye başladı.
__________________