EGiTiM VE ÖGRETMEN FORUMU Forum Ana Sayfa EGiTiM VE ÖGRETMEN FORUMU

ATAMIZIN iZiNDE
EGiTiME HiZMET iCiN SiZLERLE
ZULFiKAR DEMİREL

 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

SANDIKLI FOLKLORU

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    EGiTiM VE ÖGRETMEN FORUMU Forum Ana Sayfa -> Memleketlerimiz, Yaşadığımız şehirler
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
zeybek03
AKTİF ÜYEMİZ
<marquee>AKTİF ÜYEMİZ</marquee>


Kayıt: 15 Eyl 2007
Mesajlar: 14
Konum: afyonkarahisar

MesajTarih: Pts Arl 24, 2007 8:39 pm    Mesaj konusu: SANDIKLI FOLKLORU Alıntıyla Cevap Gönder

SANDIKLI FOLKLORU

Sandıklımız folklor bakımından incelendiğinde, kasaba ve köyleriyle çok zengin bir ilçemizdir. Sandıklı'da folklor konusunu beş ayrı bölümde inceleyebiliriz.
1. Yaşayışları
2. Ananeleri
3. Türkü, ninni ve manileri
4. Oyunları
5. Yemekleri

Evlilik toplumun en küçük kuruluşu olan bir ailenin oluşması için atılan ilk adımdır. Sandıklı'da düğün geleneği çeşitli aşamalardan geçmektedir.

SANDIKLI'DA EVLENME GELENEĞİ Sandıklı'da ve köylerinde evlenmeler genellikle görücü usulü ile olur. Erkeklerde evlenme yaşı 17-22 yaşları arası; kızlarda ise 15-22 yaşlar arasındadır. Fakat eğitim görmüş gençlerde evlenme yaşı daha yüksektir. Genellikle erkeklerin askerliklerini bitirmeleri beklenir. Kızlarda evlenme yaşı erkendir. Ayrıca büyük kız dururken küçüğün evlenmesine izin verilmez. Günümüzde biraz değişmesine rağmen evlilik konusunda kızın alınmaz ve kararı anneyle baba verirler.
Sandıklı'da evlenmenin çeşitli aşamalarını şöyle sıralayabiliriz:
1. Görücü gitme
2. Kız isteme
3. Söz kesme ve şerbet içme
4. Nişan hazırlığı
5. Nişan takma
6. Düğün (çeyiz serme-karyola düzme ve urba görme, kına, güvey başı, gelin inme, yüz görümü, duvak)

1-GÖRÜCÜ GİTME: Sandıklı'da düğün adetleri; yurdumuzun bir çok yerinde olduğu gibi çok eskilerden beri görücü usulüyle yapılamaktadır. Önce çevrede görülüp beğenilen kız, erkek evi tarafından karar verilerek damat olacak erkeğin çok yakınlarından biri veya ikisi kızı görmek için kız evine giderler. Görmek için doğrudan değil de bir iş yaptırmak (oya, tentene yaptırmak, yorgan veya dikiş diktirmek gibi) için giderler. Hiç belli etmeden kız evinin derli toplu (düzenli) olduğunu kontrol ederler. Kızın hal ve hareketlerine bakılır. Belli bir bahane bulunarak kalkılır. Oğlan evine gelindiğinde asıl konuşma ve tartışmalar başlar. Kız beğenilmemişse bin bir türlü bahaneler bulunur. Bir başka kız aranmaya çıkılır. Fakat kız beğenilmişse oğlan evi kendi aralarında bir kez daha kız evine gitmeyi kararlaştırırlar. Bu zaman içinde de kız evi de bazı bilgilere sahip olur. Oğlan evi büyükleriyle kız evine giderler. Şayet kız evinin niyeti varsa kayınvalide olacak kişinin altına kalın minder serilir. Kız verilmeyecekse kız evi kendilerince çeşitli bahaneler gösteririler. Görücülere kız, çay, kahve, şeker gibi ikramlarda bulunursa, görücülere görünürse bu da kızın verilmeye meyli olduğunu gösterir. Kendi aralarında hoş sohbetler edildikten sonra kız istemek için gün alınır.

2-KIZ İSTEME: Çevresinde iyiden iyiye araştırılan konu, komşu, eş, dost ve yakın akrabalar tarafından kız ve ailesi hakkında gerekli bilgiler toplandıktan sonra oğlan evinde bir değerlendirme yapılıp kız istenmeye karar verilince, ilk olarak kadınlardan bir haberci gönderilir. Haberci kız istemeye geleceklerini söyleyerek belirli bir gün tespit edilir. Genellikle bu günün Perşembe veya Cuma olmasına özen gösterilir. Kız isteme zamanı mevsim kış ise akşam, yaz ise öğle veya ikindiden sonra olur. Çevrede hatırı sayılan ve sevilen kişilerle, oğlanın varsa anne ve babasıyla kız evine giderler. Kız evine varıldığında hayırlı olması için "Ölünceye kadar çorba içmeye geldik." veya "Çok hayırlı bir iş için geldik." diye sözler söylenir. Kız tarafı gelenleri karşılayıp içeri alır. Hal ve hatır sorulduktan sonra oğlan evinden yaşlı, olgun ve laf bilen birisi tatlı bir girişle "Allah'ın emri, Peygamberin kavli ile kızınızı istemeye geldik" diyerek kızlarına talip olduklarını bildirir ve kızı isterler. Kız evinin büyükleri "hayırlıysa, kısmetse olur" gibi sözlerle cevap verirler. Oğlan evinin ileri gelenleri ise oğlanın işi ve meziyetlerini anlatırlar. En sonunda kız evinin büyükleri "babamıza ve büyüklerimize bir danışalım" diyerek düşünmek için zaman istedikten sonra oğlan evi kız evinden ayrılır. Geçen birkaç günlük zaman içinde kızın ailesi oğlanın durumunu, huyunu, işini, alışkanlıklarını ve yaşayışı hakkında bilgi toplarlar. Bu bilgi toplama bazen 2 veya 3 günde bittiği gibi bazen de 15 gün sürebilir. Süre uzadığı zaman oğlan evi kız evine gelir, kız evinin kararı uygun bir dille gelenlere anlatılır. Eğer kız evinin kızı vermeye gönlü yoksa "kızımızın yaşı küçük, çeyizimiz eksik, şu anda düğün yapamayız, borçluyuz" diyerek bin bir türlü bahaneler bulurlar.

Kız evinin cevabı olumsuz olunca, oğlan evi iyi günler temennisiyle hemen oradan ayrılır, giderler. Fakat kız evinin cevabı olumlu ise ve kızı vermeye gönülleri varsa hal ve hareketlerinden belli olur ve böylece yeni kurulacak yuvanın temeli atılmış olur. Çeşitli ikramlardan sonra oğlan evinin ileri gelenleri söz kesme ve şerbet içme için gün tespit ederek kız evinden ayrılırlar. Günümüzde artık kız babaları kızını çağırarak onun fikrini de almaktadırlar. Baba kızın fikrini almak için kendisi değil de annesini görevlendirir. Böylece kızın da görüş ve düşünceleri alınmış olur. En sonunda kızın ailesi tekrar bir araya gelerek durumu değerlendirirler. Hatta kızın dedesi, ninesi ve yakın akrabalarının da fikirleri ve gönülleri de alınarak en son karar verilmektedir.

3-SÖZ KESME (SÖZ VERME) VE ŞERBET İÇME: Bazen kız isteme dönemi birkaç defa tekrarlanır. Bu gidip gelmelerde çok yakınlardan tutunda, hatırı sayılır olgun kişilerde devreye girerler. Kız evi bütün bu gidip gelmeler sonunda ikna olup kızını vermeye razı olunca söz kesme günü tespit olunur. Öz kesme için giysi ve söz yiyecekleri oğlan evi tarafından alınır. Söz kesme günü oğlan evi çay, kahve, şeker, lokum ve kolonya gibi yiyecek ve içeceklerle yakın aile çevresi ve aile büyükleriyle kız evine giderler. Oğlan evinden getirilen şeker ve su ile yapılan şerbet misafirlere ikram edilir. Arkasından oğlan evinden getirilen çay, şeker ve lokum verilir. Kız evinde toplananlar hem oğlan hem de kız evinin kadınlarıdır. Böylece kadınlar arası söz kesme yapılmış olur. Kız evindeki şerbet ve diğer yiyeceklerin dağıtma işi gelin adayı ve arkadaşları tarafından yapılır. Şerbet içimi bittikten sonra çay ve tatlı yenilir, içilir. Böylece kadınlar arası söz kesimi yapılmış olur.

Aynı günde erkekler içinde söz kesme ve şerbet içme olur. Bir kahvede kız evinin ve oğlan evinin yakın arkadaşları, akrabaları ve komşuların erkekleri toplanır. Orada şerbet, çay, şeker ve kahve ikram edilir. Bu ikramlar esnasında hocaya dua ettirilir. Kadınlar ve erkekler arsında içilen şerbetin amacı, çevreye evlilik amacını belirtilmesi, tarafların birbirine tatlılıkla yakınlaşması ve aralarındaki kaynaşmayı sağlar. Söz kesimi bittikten birkaç gün sonra oğlan evinin çok yakınları kız evine giderek nişanda takılacak takıları ve nişan elbiselerinin nasıl alınacağını konuşurlar. Kendi aralarında tatlılıkla bir karar vararak nişan gününü tespit ederler.

4- NİŞAN HAZIRLIĞI: Söz kesildikten sonra oğlan ve kız evi arasındaki yakınlaşma iyice artar. Nişan töreni için yapılacak hazırlıklara da yavaş yavaş başlanır. Aileler arasında takı denilen ziynet eşyası ve nişanlıklar üzerinde konuşmalar başlar. İki taraf arasında takı konusunda anlaşmaya varıldıktan sonra, kız ve oğlan evinden ikişer veya üçer kişiyle çarşıya gidilir. Çarşıda yüzük, küpe, bilezik, (anlaşmaya göre zincir ve dövme) saat, kolye, ayakkabı, terlik, çanta, iç çamaşırı ve makyaj malzemesi gibi kararlaştırılan şeyler alınır. Daha sonra nişanlık ve nişandan sonra giymesi için bir hazır elbise alınır. Kız evi de damat için yüzük alır. Her iki tarafın anlaşmasıyla nişan günü kararlaştırılır. Sandıklı köylerinde takı pazarlığı iki aile arasında çok çetin geçmektedir.bu takılar çoğu zaman bir servet denecek seviyeye ulaşmaktadır. Sandıklı'da ise eski takı ile ilgili kurallar hemen hemen kalkmıştır. Oğlan evi artık kendi imkanlarına göre takısını takmaktadır.

5-NİŞAN TAKMA: kararlaştırılan nişan günü için kız ve oğlan evinden eş, dost, akraba ve yakın komşular çağrılır. Nişandan bir gün önce oğlan evi kız evine kızın giyeceği nişanlığı ile lokum, çay, şeker, kahve, kolonya, ve çikolata götürürler. Nişan töreni genellikle öğleden sonra veya akşam yapılır. Nişan günü sabahleyin gelin kız kuaföre götürülür. Daha sonra kız evinde veya kız evinin temin ettiği bir yerde, tüm davetlilerin bir araya gelmesiyle nişan töreni başlamış olur. Genellikle oğlanın annesi veya en yakınlarından birisi kıza ziynetlerini takar. Ayrıca kıza oğlan evi tarafından kız kardeşi, halası,n teyzesi ve akrabaları da isterse ziynet takarlar. Takı töreninden sonra kız el öpmeye başlar. Bu arada oğlan evi tarafından getirilen şerbet, çay, şeker ve lokum ikram edilir. Bir zaman sonra oğlan evi kız evinden ayrılır.

Eğer nişan takma törenine damat adayı gelmemişse bir sürahi şerbet hazırlanır. Sürahinin üzerine kırmızı örtü örtülür. Sürahinin ağzı bağlanır, bağın ucuna ise nişan yüzüğü bağlanır. Bu şerbet, oğlanın kız kardeşi veya bir yakını tarafından oğlana götürülür. Vermeden önce götüren kişi, oğlan tarafından ödüllendirilir. Getiren kişi bağlı bulunan yüzüğü çıkararak damat adayına verir. Damat adayı sevinç içinde yüzüğü parmağına takar. Bir taraftan da yakını tarafından doldurulan şerbeti içer. Aradan bir zaman vakit geçtikten sonra "ağız tadı" adıyla hazırlanan bir tepsi baklava, bir tepsi börek, gerekli miktarda çerez (fındık, fıstık, şeker, lokum) ve kız evi için hazırlanan dürü denilen hazırlıklar tamamlanır. Oğlan evi bu hazırlananları kız evine götürür. Kız evi, oğlan evinin geleceğini bildiği için gerekli yemekler hazırlamıştır. Hep beraber yemek yendikten sonra biraz oturulduktan sonra kız evinden kalkılır.

Birkaç gün sonra aynı şeyleri kız evi, oğlan evine götürür. Oğlan evi oldukça zengin bir davet yemeği ile kız evini ağırlar. Davet yeğinde sırasıyla toga çorbası, söğüş et, börek, hoşaf, baklava, bamya, dolma (kalem, yaprak veya biber) ve en sonunda sütlaç verilir. Yemekten sonra biraz oturulur ve kalkmadan önce oğlan evi, kız evinden gelenlere çeşitli hediyeler verir. Ve kız evi oğlan evinden ayrılır. Böylece oğlan evi ile kız evi birbirine daha yakınlaşmış olurlar.

Nişanlılık dönemi birkaç hafta sürdüğü gibi birkaç ay veya birkaç sene de sürmektedir. Nişanlılık dönemi hem oğlan evi hem de kız evi için ekonomik yönden çok ağır olmaktadır. Bu dönem düğün için bütün hazırlıkların yapıldığı bir dönemdir. Oğlan evi kız evine her gidişinde el öpmelik verir. Bu para, giyecek, çerez ve yiyecek şeklindedir. Nişanlılık döneminde bayram olursa gelin kıza bayramlık alınır. Sandıklı'da nişanlı gençlerin birlikte olmalarına ve beraber gezmelerine izin verilmez. Ancak son yıllarda oğlan ile kızın konuşmalarına, anlaşmalarına, birbirini görmelerine ve gezmelerine artık izin verilmektedir. Bunda sosyal toplum gelişimindeki değişikliklerin büyük etkisi olmuştur. Nişanlılık dönemindeki hazırlıklar bittikten sonra düğün günü iki aile arsında kararlaştırılır. Ve düğün hazırlıkları başlar. İlk iş olarak oğlanın babası nikah hazırlıkları için kızın nüfus cüzdanını almaya kız evine gelir. Burada kız babası ile konuşulur. Kaç kat elbise alınacağı, düğünde çalgı çalınıp çalınmayacağı ve diğer kız evinin istekleri kabul ettirildikten sonra kızın nüfus cüzdanı oğlanın babasına verilir. Bu işlerin bitiminden sonra artık iş çeyiz sermeye ve çeyiz hazırlıklarına gelmiştir.

6-DÜĞÜN:
a) Urba Görme:
Düğün ve nikah günü yaklaştığı zaman oğlan ve kız evi alışveriş için bir gün kararlaştırırlar. Alışveriş yapılan bu güne Sandıklı'da "urba görme" veya "elbise görme" adı verilir. Önce kıza ve eve alınacak eşyalar konuşulur. Sandıklı'da genellikle aileler arasındaki anlaşmaya göre yatak odası takımını kız evi, misafir odası takımını oğlan evi, mutfak eşyalarını da ortaklaşa alırlar. Esvap görme için tespit edilen günde, gelin kız, annesi, kız kardeşi ve gelinleri hep beraberce oğlan evine giderler. Orada oğlanın annesi, kız kardeşi varsa gelinleri hazır bulunur. Hep beraberce elbise görmek için alışverişe çıkılır. Bu sırada oğlan evinde kalanlar yemek hazırlarlar. Kız ve oğlan evinden çarşıya gidenler sırasıyla, kuyumcu, ayakkabıcı ve manifaturacıya uğrayıp, gerekli alışverişi yaparlar. Özellikle manifaturacıda her tarafın yakınlarına hediyeler alınır. Ayrıca kıza elbiseler, ayakkabılar, terlikler, makyaj takımı, ortaklaşa yapılacak ev eşyası ve daha başka gerekli olan, istenilen şeyler alınır. Alışverişin bitiminde ise topluca oğlan evine gelinir. Kız evinden gelen misafirler, oğlan eviyle beraber hazırlanan yemekleri yerler. Alışveriş için köyden Sandıklı'ya gelenler, alışverişin bitiminden sonra topluca lokantaya giderler. Yemekler yendikten sonra çarşıdan alınan eşyalara yeniden bakılır ve eksik bir şeyin olup olmadığı kontrol edildikten sonra teker teker bohçalara yerleştirilir. Böylece urba görülmüş olur. Artık sıra çeyiz sermeye ve karyola düzmeye gelmiştir.
b) Çeyiz Serme-Karyola Düzme:
Düğün haftasına girilince kız ve oğlan evindeki hazırlılar hızlanır. Düğün ve nikah günü belirlendikten sonra çeyizleri serme işlemi başlar. Çeyiz serme günü kız evinde Pazartesi, Salı veya Çarşamba günü, oğlana evinde ise Perşembe günü olur. Oğlan evi kız evindeki çeyizin alınması için Çarşamba günü veya Perşembe sabahı bir araba tutarak kız evine giderler. Kızın hazırlamış olduğu çeyizler arabaya yüklenerek oğlan evine getirilir. Arabacıya ya bir basma ya da bir gömlek verilir. Bu arada eşya getirmeye gidenlere, kız evi tarafından bazı hediyeler verilir. Perşembe günü kız evi topluca çeyiz serme için oğlan evine gelir. Kız ve oğlan evinin eşyaları, kız evinden gelenlerle yerleştirilir. Çeyiz serme işine oğlan evinde bulunanlar da yardım ederler. Bu arada hazırlanan bohça gelin odasına konur. Oğlanın yakın akrabalarına konan dürü bohçasının içinde iç çamaşırı, çorap, yazma, havlu, elbiselik, çarşaf, mendil vb giyim eşyaları bulunur. En sonunda kızın yatak odası hazırlanır. Bütün yapılan bu hazırlıklara Sandıklı'da "karyola düzme", bazı köylerinde ise "döşek gelme" adı verilir. Perşembe günü yapılan çeyiz serme ve karyola düzmeye yardım edenlere ve diğer misafirlere "karyola daveti" yapılır ve oğlan evi tarafından yemek verilir. Yemekte çorba, et, börek, baklava, sütlaç, dolma ve bamya yenir. Hazırlanan sofralara 10 ile 15 kişi oturur. Karyola düzmeden sonra yenen yemeğe Sandıklı'da "çeyiz yemeği" veya "karyola yemeği" köylerimiz de ise "döşek yemeği" veya "döşek ekmeği" denir.
c) Gelin Hamamı:
Düğün haftasına girildiğinde, oğlan evinden gelen kadınlar, gelin kızı Sandıklı'daki hamama veya Hüdai kaplıcasına götürürler. Hamama varıldığında gelin adayı, herkesin ellerini öper ve bohçaları ayrı ayrı düzenler. Hamamdan sonra geline ve kayınvalideye yeni çamaşırlar giydirilir. Gelini hamama götürmenin bir amacı da gelinin vücudunda bir sakatlık, eğrilik olup olmadığına bakmaktır. Hamamın bitiminde evden getirilen çeşit çeşit yemekler, meyvalar, tatlılar, turşular yendikten sonra gelin hamamı sona erer.
d)Okucu (Okuyucu) Çıkma
Perşembe günü çeyiz serme ve karyola düzme bittikten sonra, cuma günü her iki tarafın kadınları okucu çıkarlar. Kızevi, cumartesi günü olacak kız evindeki düğün ve kına gecesi için oğlan evi ise pazartesi günü olacak duvak için okucu çıkarırlar. Okucu çıkacak kişiler; kızın ve oğlanın annesi, kız kardeşi, yengesi veya çok yakınlarından olur. Okucular, etek üzerine Sandıklı'ya has sarı veya çizgili ipekten "okucu fıtası" örtünürler ve sayıları iki kişi olur. Ev ev dolaşarak, kız evindeki düğün ve kına gecesi ile oğlan evindeki duvak, eğlencesine akrabalarını, tanıdıklarını ve komşularını çağırırlar. Davet edilen evin kadını okuculara sembolik bir para verir, çağırma işi akşama kadar sürer.
e)Kız Evinin Düğünü
Kız evi, yakınları ve kızın arkadaşları Cuma gününden, ertesi gün yapılacak kız düğünü ve kına gecesi hazırlıklarına başlarlar ve tef eşliğinde oynarlar ve eğlenirler. Cumartesi günü sabahleyin oğlan evinden gelenler gelin kızı alır ve kuaföre götürürler gelin kızla birlikte, kız ve oğlan evinin yakınlarının da saçı yapılır. Gelin kız Sandıklı'dan dışarı çıkacaksa gelinlik, Sandıklı'nın içinde kalacaksa nişan elbisesi giydirilir. Kız evinin düğünü için Cumartesi günü öğleden sonra tutulan salonda veya uygun bir evde toplanılır. Düğün sadece kadınlar içindir. Düğünde bazı kadınlar üç etek denen yöresel kıyafeti giyerler. Bazı ailelerde küçük kız çocuklarına gelinlik giydirirler. Kız düğününe gelenler kızın annesine para ya da değişik hediyeler verirler. Ayrıca gelirken yanlarında bozuk para getirirler. Bu bozuk paralar oynamaya kalkanlara verilir. 0nlarda parayı tefçiye verirler. Tefçi çalar ve tef eşliğinde ikişer kişi kalkarak oyunları oynarlar ve eğlenirler. Öğleden sonraki eğlence ikindi ezanından önce biter. Eğlencenin bitiminde kızın arkadaşların ve yakınları kızevi tarafından yemek daveti verilir. Yemekler takım adı verilen "çorba, et, pilav, helva veya baklavadır". Yemek yenirken oğlan evinden dört veya beş kişi güveyi ve sağdıcın esvabını götürmeye gelirler. Kız evi oğlan ve sağdıcın giyeceği güveyi esvabını iki ipek bohçaya koyarak oğlan evinden gelenlere verirler. Güveyi ve sağdıç için hazırlanan iki bohçanın içinde iç çamaşırı, takke, mendil, kravat, çorap ve gömlek bulunur. Yemekten sonra akşam kına gecesinde toplanmak üzere davetliler dağılırlar.
f)Kına Gecesi :
Cumartesi günü öğleden sonraki kız evinin eğlencesinden sonra, akşamda kız evinde kına gecesi yapılır. Kına gecesinde gündüz oğlan evinden gönderilen çeşitli çerez ve kuru yemişler yenir. Kına gecesi eğlencesine oğlan tarafından kadınlar da katılırlar. Tüm davetlilerin gelmesiyle kına gecesi başlar. Gecede, gelinin başı kırmızı pullu örtüyle örtülür. Tef eşliğinde kızın arkadaşları, akrabaları ve komşuları oyunlar oynar, şarkı söyler. Tefçi, gelin kızın basında maniler, türküler ve şarkılar söyler. Kızın sağ avucunun içine kına konur ve davetliler kınanın üzerine para koyarlar. Belirli bir süre yapılan eğlenceden sonra gelen davetliler dağılırlar. Kızın yakın arkadaşları kız evinde kalır. Kendilerinin ve gelin kızın el ve ayaklarına kına yakarlar. Kına gecesi eğlencesinde kına yakılırken yöremize ait kına türküsü söylenir. Kına türküsü şöyledir:

Kınası karılır tasta,
Oğlan evi pek havasta,
Kız anası kara yasta.

Yarenim kınan kutlu olsun
Orda dirliğin tatlı olsun,
Ney ney ney anam ney

Tuz kabını tuzsuz koyan,
Koca evi ıssız koyan
Anasını kızsız koyan
*** Nakarat ***
Ana hamama vardın mı?
Yunduğum yeri göndün mü?
Şimdi kıymetimi bildin mi?
*** Nakarat ***
Kaya dibi karıncalı,
Yanı çitte görümceli,
Hem dayılı, hem amcalı,
*** Nakarat ***
Atlayıp geçer eşiği
Sofrada kaldı kaşığı
Gelin evlerin ışığı.

Kına yakılırken orada bulunan bütün davetliler ve kız anası ağlar. Kına gecesi davetlilerin dağılmasıyla sona erer.
g) Güveybaşı ( Güvey Dirilmesi ):
Cumartesi günü ikindi namazından sonra oğlan evinde güvey başı (güvey dirilmesi) yapılır. Güveybaşına, oğlan evinin çağırdığı davetliler (erkekler) katılırlar ve oğlan evinin önünde toplanırlar. İkindi ezanı okunmadan önce oğlan evinden dört veya beş kişi güveyi ve sağdıcın esvabını almaya kız evine giderler. Kızevi önceden hazırladığı, güveyi ve sağdıcın esvabının bulunduğu iki ipek bohçayı oğlan evinden gelenlere verir. İki ipek bohçanın içinde "iç çamaşırı, mendil, takke, kravat, çorap ve gömlek" bulunur. Güveyi esvabını almaya gelenlere kız evi çeşitli hediyeler verir. Kız evinden gelen giyecekler ve takım elbiselerin pantolonu damat ve sağdıç tarafından güvey başından önce giyilir. Hocanın giydireceği ceket ve örme takke iki ipek bohçanın içine konur. Öğleden sonra güveybaşı için gelen davetlilere oğlan evi şeker, lokum, sigara ve kolonya ikramı yapar. Güveybaşı töreni ikindi namazından sonra camiye gidenlerin hocayla beraber gelmesiyle başlar. Önce ortaya bir hasır ve üzerine de haba (kilim) veya halı serilir. Hazırlanan bohçanın içindeki ceket ve örme takke ortaya getirilir. Sağdıç damadın, damatta babası veya dedesinin elinden tutarak imamla beraber tekbir sesleriyle evden çıkarak ortaya gelirler. İmam dua okuyarak sağdıcın ve damadın çekenini ve takkesini giydirir. Hocanın duasını bitirmesinden sonra güveybaşına gelen davetliler halının üzerine bozuk para atarlar. Toplanan bu paralar hocanın olur. Gelen davetliler tarafından damat ve yakınları tebrik edildikten sonra güveybaşı (dirilmesi) bitmiş olur ve davetliler dağılırlar. Eğer düğün çalgılı ise güvey basından sonra damadın arkadaşları onun etrafında toplanarak, çalgı eşliğinde oynarlar, davetliler bu esnada damada ve arkadaşlarına para takarlar. Erkekler yer, içer ve eğlenirler. Akşam olduğu zaman oğlan evi güvey eğlentisi yapar. Geç vakitlere kadar damadın arkadaşları ve davetliler eğlenirler. Böylece Cumartesi gününün kız ve oğlan evindeki düğün, kına ve güveybaşı törenleri bitmiş olur. Artık sıra pazar günü, yapılacak düğün ve gelin almaya gelmiş olur.
h)Pazar Düğünü - Gelin Alma - Nikah
Sandıklı düğünlerinde, pazar günü oğlan evine çalgıcılar erkenden gelir. Damadın yakın akrabalarının ve komşularının kapıları önünde çalgı çalarlar. Bunun anlamı ise akrabaları ve komşuları düğüne ve gelin almaya davet etmektir. Hangi evin önünde çalgı çalınırsa, o evin sahibi çalgıcılara bahşiş verir. Pazar günü sabahleyin erken saatlerden itibaren oğlan evinin davetlileri gelmeye başlar. Oğlan evinden, gelen davetlilere şeker, lokum, sigara ve kolonya, verilir. Yaz mevsiminde ise bunlara ilaveten soğuk içecekler verilir. Kızevinde, herkes erkenden kalkar ve gelini hazırlamaya koyulur. Oğlan evinden gelen kadınlar, gelini kuaföre götürürler, saçları yapıldıktan sonra gelinlik giydirilir gelini kız evine bıraktıktan sonra geri dönerler. Oğlan evinde ise gelin arabası güzelce süslenir. Çalgılar çalınır, oyunlar oynanır. Öğleye kadar oğlanevinin eğlencesi devam eder.
Öğle namazından sonra, önceden hazırlanmış gelin arabasına damat, annesi ve babası biner. Gelin arabası, tutulan arabalar ve davetlilerin arabalarıyla birlikte konvoy halinde kız evine varılır. Gelen arabalara kız evi tarafından mendil, havlu veya durumları iyiyse seccade bağlanır. Bütün bu işler tamamlandıktan sonra gelin kız ana, baba, kardeşleri, arkadaşlarını, akraba ve komşularıyla dolaşmaya başlar. Bu vedalaşma çok içten ve üzüntülü olur. Gelinin ağabeyi, babası veya dedesi kızın beline kırmızı kuşak bağlar ve kız babası kızına çeşitli tembihlerde bulunur. Daha sonra getirilen hocanın ve davetlilerin tekbir sesleri arasında gelin arabaya bindirilir ve gelin alınır. Hareket etmeden önce oğlan evinin yakınları tarafından fındık fıstık ve şeker atılır. Gelin alındıktan sonra konvoy kız evinden yola çıkar. Yolda gençler gelin arabasının, önünü keserler ve karşılığında para (bahşiş) alırlar. Düğün konvoyu eğer nikah yapılmamışsa doğru nikah salonuna gider. Burada gelen davetlilere nikah şekeri, sigara ve kolonya ikram edilir. Davetliler tamamen toplandıktan sonra nikah memuru tarafından genç çiftlerin nikahı kıyılır. Nikah bittikten sonra konvoyla şehir gezilir. En son şehir mezarlığından. geçilir.. Bundan amaç. insanların sonunun ölüm olduğu ve en sonunda geleceğimiz yerin orası olduğunu hatırlatmaktadır. En sonunda düğün konvoyu oğlan evin gelir. Sandıklı düğünlerinde gelin kız, nikah olmadan oğlan evine girmez. İki türlü nikah vardır. Biri resmi, diğeri de imam nikahıdır. Resmi nikah düğün sırasında veya öncesinde tespit edilen bir gün yapılmaktadır. Dini nikah ise gerdek gecesinde olmaktadır.
ı) Gelin İnme-Yüz Görümü:
Düğün konvoyu şehri gezdikten sonra oğlan evine gelir, evin kapısında kurban kesilir. Gelin ve damadın alnına kesilen kurbanın kanı sürülür. Gelin, oğlan evine girince el öptürme töreni başlar. Geline elini öptüğü yakını, komşular ve davetlilere düğün yemeği verilir. (Çorba, et, pilav, helva) Ayrıca mevlit okutulur. Gelinle damat içerideyken bir odada şerbet içerler. Buna "koltuk" adı verilir. Damat odadan çıkarken bozuk parayla karışık şeker atar ve dışarı çıkar. Daha sonra oğlan evinin yakınları ve komşuları geline bakmaya gelirler. Çıktıktan sonra geline para verirler. Çok yakınları altın veya bilezik takarlar Damat geline yüz görümlüğü ve hoş geldin hediyesi olarak bir altın veya bilezik takar. Daha sonra damat evden ayrılır ve arkadaşları tarafından akşama kadar gezdirilir. Damat akşam eve geldiğinde misafirlerle akşam yemeği yenir. Daha sonra damat ve gelin imam nikahı için abdest alırlar. Yatsı namazından sonra çağrılan hoca genç çiftlerin imam nikahım kıyar. Gelin ve damat oradaki büyüklerin ellerini öptükten sonra gerdeğe girerler. O gece damadın arkadaşları evin önünde arabalarla korna çalarak veya darbukayla oyun oynayıp gürültü. çıkarırlar. En sonunda oğlan evinden istedikleri hediyeyi; aldıktan sonra oradan ayrılırlar. Bu hediye Tatlı (kadayıf, baklava), yemek veya herhangi bir içecek olabilir. Damadın arkadaşları hediyelerini aldıktan sonra oradan ayrılırlar artık gelinle damat rahatsız edilmez. Böylece düğün tamamlanmış olur.
i)Duvak:
Pazartesi günü erkek tarafı kadınlara arasında duvak dediğimiz eğlence yapar. Gelinin saçı yapılır ve gelinliği giydirilir. Öğleden sonra oğlan evi tarafından tutulan salonda veya uygun genişçe bir yerde, oğlan evinin akrabaları ve komşuları toplanırlar. Duvağa gelenlere şeker, lokum ve kolonya ikram edilir. Davetlilere salona geçmeden önce kaynanaya hediye olarak para verirler. Önceden bir tefçi kadınla, oyuncu kaldırmak için bir kadın ayarlanır.Davet edilen kadınlarla, genç kızlar duvak eğlencesine gelirken en güzel elbiselerim giyerler. Oğlan evinden bazı kadınlar üç etek, küçük kız çocukları da gelinlik giyer. Duvakta Sandıklı'ya has yöresel oyunlar, tef eşliğinde ortaya ikişer ikişer kalkarak oynanır. Duvak eğlencesinde oynayanlara bozuk para verilir. Onlarda paraları tefçinin eteğine atarlar. Gelin duvakta geçimi olmaz düşüncesiyle para vermez ve konuşmaz. Oyuncular oynamadan önce hangi oyunu biliyorlarsa tefçi kadına söylerler ve tefçide onu çalar. Kadınların ve genç kızların duvakta, oynadığı oyun ve türküler şunlardır: Fındık dalları, Yekte, Adana'nın yolları taştan, Konyalı ve Engine'dir. Genç kızlar ve kadınların oyunlarından sonra gelini ortaya getirerek yüzüne vişneçürüğü ve pullu bir çember örterler yani yöresel adıyla gelini okşamış olurlar. Sonra geline oğlan evinin kadınları para veya takı takarlar. Duvaktan sonra oğlan evi gelen davetlilere evde yemek verir. Akşam olunca gelin kız gelinliğini çıkarmadan damatla beraber kız evine anne ve babasının elini öpmeye giderler. Biraz durduktan sonra oğlan evine geri dönerler. Artık sıra diğer yapılacak kız ve oğlan evinin davetlerine gelmiştir.
j) Düğün Sonrası Davetler:
Düğün bittikten sonra 1 ay içinde kız tarafı, oğlan evi ve yakınlarım "damat daveti" veya "düğün daveti" denen davet yemeğine çağırırlar. Davet yemeğine giderken geline gelinliği ve carı giydirilir. Ayrıca yüzüne pullu örtülür. Bu davette Sandıklı'ya has yemekler yenilir. Sırasıyla toga çorbası, söğüş et, börek, hoşaf, baklava, bamya, dolma ve sütlaç verilir. Kurulan sofralara 10 ila 15 kişi oturur. Yemekler yendikten sonra kızın anne ve babası, gelinle damada takı takarlar. Ertesi günü oğlan evinden gelin, damat, annesi ve babası tekrar kız evine giderler. Geline giderken gelinliği giydirilmez sadece üç etek denen yöresel kıyafet giydirilir. Gelenlere tekrar yemek daveti verilir. Buna "hoyraz" veya "poyraz ertesi denir. Oğlan evi daha sonra 2 ay içinde gelinin karyolasının bozulması için kız tarafım davet eder. Bu davete karyola bozma denmektedir. Bu davete kız evi ve yakınları katılırlar. O gün akşam yemeği oğlan evinde yenir. Bu davetlilerimizden başka ayrıca dini bayramlarımızdan Ramazan ve Kurban'ın 1. veya 2. günü akşamı kız evi, oğlan evine yemek daveti yaparlar. Bu yemeğe oğlan evinin tüm bireyleri katılırlar. Düğünün bitiminden 1 veya 2 ay sonra gelen cuması" denen kız evinin davetleri başlar. Her cuma geldiğinde gelin annesinin evine gider. Gelin aksama kadar orada kalır. Akşam, işinden çıkan damadında gelmesiyle kız evinde cuma daveti yapılır. Bu davet yıllarca aynen devam eder.

KAYNAK: Yurtsesi Gazetesi (Caner Dölekloğlu)




SANDIKLI YÖRESEL YEMEK ÇEŞİTLERİ

Sandıklı hamur işleri ve et yemekleri yönünden çeşitli ve zengin bir ilçemizdir. Yöremiz yemek ve tatlılarını 6 bölümde inceleye biliriz. 1 - Çorbalar 2 - Hamur işleri 3-Unlu Yiyecekler 4 - Et Yemekleri 5- Diğer Yemekler 6 -Tatlılar.

1 - Çorbalar: a) Toga Çorbası b) Tarhana Çorbası c) Un Çorbası d) Sülüklü Çorba

2 - Hamur işleri : a) Katmer b) Bükme ve börek ( Kıymalı, peynirli, mercimekli, patatesli, ıspanaklı, otlu, kabak, yufka) c) Börek içi d) Hamırsız e) Cızdırma f) Ağziaçık g)Dilim Gayganası h)Pide (Haşgeşli, tahinli, akpide) i) Bazlama

3 - Unlu Yiyecekler: a) Hamuraşı b) Hamur Pilavı c)Hamur Mantisi d) Bulgur Pilavı e) Ev Makarnası f) Höşmerim g) Haşıl

4 - Et Yemekleri : a) Saç Eti b) Güveç c) Saç Köfte d) Kapama e) Soyuş Et f) Gumbar Dolması

5 - Diğer Yemekler: a) Ekşili Kabak Yemeği b) Alacaç c) Keşkek Yemeği d) Sulu Kortu (Köfte) e) Dolma ( Kelem, Yaprak veya Biber) f) Bamya g) Göce Köttüsü

6 - Tatlılar: a) Ekmek Kadayıfı b) Baklava c) Tel Kadayıfı d) Sütlaç e) Helva (irmik veya Un ) f) Aşure g) Haşgeş Helvası h) Kabak Tatlısı ı) Hoşaf i) Ekşili Kabak Tatlısı j) Ekşili Kabak Helvası k) Helva Çekme

Bu yemekler içinde özel günlerde ve kutlamalarda saç eti, güveç ve saç köfte en lezzetli yemekleridir. Ayrıca ailelerin ve kadınların piknik yaparken vazgeçemedikleri yemek ise Alacaş ( alacaş veya mercimekli pilav ) dır. Bu yemeğin günlerdeki yeri bambaşkadır. Çorbalar içinde yoğurtla yapılan Toga çorbası ise mutfakta ve davet yemeklerinin de en aranılan çorbadır. Kış gelmeden tüm evlerde yapılan tarhana çorbası da kışın evlerin vazgeçilmez çorbasıdır. Ayrıca özellikleri ve Sandıklı'ya has olması açısından Davet yemeği, mevlit ve düğün yemeklerinin Sandıklı'da özel bir yeri vardır. Şimdi bu yemeklerin hangi sırayı takip ettiğini inceleyelim :

DAVET YEMEĞİ:
1- Toga Çorbası 2 - Söğüş et 3- Börek 4- Hoşaf 5-Baklava 6-Bamya 7-Dolma (Kelem, yaprak veya biber) 8- Sütlaç

MEVLÜT YEMEĞİ
1 - Toga Çorbası
2 - Et
3 - Pilav ( Pirinç veya bulgur)
4 - Helva (irmik veya un )

SANDIKLI'DA GİYİM-KUŞAM

Sandıklı'nın içinde ve köylerinde giyim kuşam büyük farklılıklar gösterir. Sandıklı'ya bağlı köylerin tamamında yazma diğer adıyla çember adı verilen başörtüsü örtülür. Çemberin kenarları ince tığ veya şişle örülmek suretiyle işlenmiştir. Bazı köylerimizde ise yaşmak adı verilen dokuma örtülmektedir. Sandıklı'da ev içinde tülbent, dışarıya çıkarken de ince kalem içi denen yazma örtülür. Yazmaların kenarları oyalı ve işlemelidir. Genç kızlarımız ve gelinlerimizin çoğu evlerde başlarını örtmezler. Gelinler dışarı çıktıklarında genellikle kenarları özel iğne işlemeli siyah eşarp örterler. Sandıklı'da kadınların büyük çoğunluğu küçük siyah ve beyaz karelerden oluşan fıta adı verilen örtüyü örterler. Geçmiş yıllarda köylerimizde kadınlar başlarına uçları pul, altın ve boncukla süslenmiş tas ve tepelikde denilen fes giyiyorlarmış fakat günümüzde bunu çok yaşlı kadınlar giymektedir. Sandıklı köylerinde yarım veya boydan denilen ve çeşitli kumaşlardan dikilen "fistan" giyilmektedir. Günümüzde köylerde etek ve bluzda giyilmektedir. Ayrıca şalvar dediğimiz kocadan veya dizlik de denilen giysiler vardır. Şalvarın bol, dar, dizüstü dizlatı ve pijama şeklinde çeşitleri bulunmakladır. Çok yakın zamana kadar her tarafı süsleme ve işlemelerle kaplı üçetek, bindallı ve entari denen giysiler giyilmiştir. Günümüzde sadece düğünlerde giyilmektedir.

Şimdi de ilçemize has olması nedeniyle kıvrak ve fıtayı anlatalım.

GIVRAK : Siyah renkte mat veya parlak dokumadan yapılmaktadır. Belden aşağıya doğru diz altındadır. Beli büzgülü olan gıvrag lastik takılır. Gıvrağın alt tarafı bol ve çok rahattır. Siyah mat rengindeki gıvrak günlük giyilirken, parlak siyah renkteki gıvrak ise misafirlikte ve özel günlerde giyilmektedir.

FITA :Sandıklı'da kadınlarımızın başlarına örttükleri örtüye fıta denmektedir. Ortalama bir metre eninde ve bir buçuk metre boyunda 1.5-2 cm.lik siyah ve beyaz karelerden oluşmuştur. Sandıklıklı kadınların çarşıya ve gezmeye giderken devamlı örttükleri yöreye has bir örtüdür.

FITA VE GIVRAĞIN TARİHÇESİ

Cumhuriyetin ilk yıllarında Sandıklı'da çarşaf, peçe ve car gibi çeşitli örtüler örtülürken ilk fıtayı büyük tüccarlar Hollanda'dan getirmişlerdir. Büyük önder Atatürk 1925 yılında Kılık-Kıyafet inkılabını yapıktan sonra Sandıklı'da Hollanda'dan gelen fıtalar örtünülmeye başlanmıştır. İlk fıtanın renkleri siyah üzerine kırmızı, yeşil ve sarı idi. Fakat halk, bu fıtaları sevdiği halde renklerini beğenmemiş ve bu renkler halk arasında tutulmamıştır. Bir süre sonra tüccarlar bu fıtayı getirmemişlerdir. Denizli'nin Babadağ ilçesinden gelen Macırlar lakabıyla tanınan Hacı Osman Uğur'un eşi ve kardeşi 1933-1934 yıllarında yeni fıtayı dokumaya başlamışlardır.

İlk fıta Sandıklı'da el tezgahlarında siyah üzerine beyaz karelerle pamuk ipliğinden dokunmaya başlamıştır. İzmir ve Denizli'den getirilen iplikler iki defa boyadan ve kimyasal sudan geçirildikten sonra dokunmuştur. Günde 10 metre kadar dokunan bu fıtaları önce Hacı Osman Uğur'un ailesi giymeye başlamıştır. Halkın bu fıtayı beğenmeleri üzerine önceleri el tezgahlarında dokunan fıtalar modem tezgahlarda seri olarak dokunmaya başlamıştır. Günümüzde de Sandıklı'nın yöresel bir kıyafetidir.

SANDIKLI'DA MAHALLİ SÖZLER

BİZİM SÖZLERİMİZDEN BAZILARI:
Annac: Karşı
Gumbar: İnce bağırsaktan yapılan dolma.
Dığan: Tava
Guymak: İçeri almak
Hamırsız: Mayasız ekmek
Hapaz: Avuç
Helik: Küçük taş
İlan: Yılan
İleşber: Çiftçi, rençper
İttirseği: Arpacık hastalığı
Kafa kağıdı: Nüfus cüzdanı
Kalak: Boynuz
Gatmer: Haşhaşlı hamur börek
Keşir: Havuç
Köttü: Köfte
Keri: Sonra
Göveri, göyeri: Sebze bahçesi
Kımsır: Cimri

SANDIKLI ATASÖZLERİ:
1- Gelenin azı olmaz, koca kızın nazı olmaz.
2- Gelin ata bindi, ya nasip.
3- Gece yağar, gündüz açılır hava hoş olur; karı söyler, koca dinler geçim hoş olur.
4- İki çıplak bir hamama yakışır.
5- Keller, yağırlar, birbirini ağırlar.
6- Kadının aklı, süpürge sapında saklı.
7- Nerede çalgı, orada galgı.
8- Ne bu koku, yokluğun boku.
9- Ölüye gidince ağla, düğüne gidince oyna.
10- Taş olda baş yar.
11- Yağına kıymayan, katmeri yoz yer.

ÖLÇÜLÜ SÖZLERİMİZ:

Duygu ve düşüncelerimizi akılda kalıcı bir şekilde anlatmak için ölçülü ve kafiyeli sözler söyleriz. Bu sözler çoğunlukla 2 mısradan meydana gelir ve akılda daha kolay tutulur. Ölçülü sözler bilgileri ve düşünceleri en kısa ve özlü bir biçimde anlatırlar. Bu sözlerin bazıları atasözü haline gelmiştir. Sandıklı ve köylerinde bu ölçülü sözleri geçmiş yıllarda esnafımızın işyerlerinde, kahvehanelerde, taşıtlar ve bazı evlerimizde çerçevelenmiş olarak her yerde görürken, günümüzde bu gelenek artık azalmıştır. İşte ölçülü sözlerimizden bazıları.
1- Söz bilirsen söz söyle, sözünden ibret alsınlar.
Söz bilmezsen susta, seni bir adam sansınlar.

2- Dost sanma şanlı vaktinde dost olanı
Dost bil zor anında elinden tutanı.

3- Gönül ne kahve ister ne kahvehane
Gönül sohbet ister kahve bahane

4- Allah islerse bir kişinin işini
Mermere bile geçirir dişini
İstemezse bir kişinin işini
Muhallebi yerken kırar dişini.

5- İçki yiğidi susturur, korkağı coşturur.

6- İki şey korkunçtur; anlaşılmamak ya da yanlış anlaşılmak.

7- Bak şu çeşmeye su içecek tası yok.
Kırma insan kalbini, yapacak ustası yok.

8- Aptallarla tartışma, başkaları aranızdaki farkı anlayabilir.

9- Ye yağlığı iç suyu. dondurursa dondursun
Ye tatlıyı içme suyu, yandırırsa yandırsın.

10- Dünya malı elde iken hep düşmanlar dost olur.
Elde bir şey kalmayınca dost bile düşman olur.

11- Akıl bir gemidir, fikir dümeni
Kullandır kendini, göreyim seni

12- Rakıya verip anırma
Tütünü verip savurma

13- Ne kadar bilirsen bil,
Söylediklerin karşısındakinin anlayabildiği kadardır.

14- İtimadı lütuf sanıp borca sarılma
Bir gün gelip istenecektir, sonra darılma

15- Bana benden olur, her ne olursa
Başım rahat eder, dilim durursa.

SANDIKLI'DA EŞLERİN BİRBİRİNE HİTAPLARI:

Sandıklı ve köylerinde eşler birbirlerine değişik şekilde hitap ederler. Bu hitap etme kesinlikle alay, küçük görme ve terbiyesizlik söz konuşu değildir, seslenişlerde saygı ve sevgi yatar. Yöremizde eşler birbirlerine isimleriyle seslendikleri gibi değişik kelimelerde kullanmaktadırlar. Bu hitap şekilleri o insan sosyal ve kültürel yapısını ortaya koyması yönünden de ilginçtir. İşte Sandıklı ve köylerinde eşlerin birbirlerine kullandıkları hitaplar.

Kadınlar Eşlerine Hitap Ederken Şu Kelimeleri Kullanırlar:
1- Herif (Bizim Herif), 2- Ağam 3- Koca (Goca veya Kocam), 4- Efendi Çavuş, 6- Bey, 7- Beyzadem, 8- Bizim Adam, 9- Len (Ülen), 10- Canım, 11-Gülüm, 12-İsimleriyle

Erkekler Eşlerine Hitap Ederken Şu Kelimeleri Kullanırlar;
1- Koca Karı (Garı), 2- Hanım, 3- Avrat, 4- Hatun, 5- Bidanem, 6- Gız, 7-Evin Reisi, 8- Gülüm, 9- Canım, 10-Güzelim. 11- Len (Ülen), 12- İsimleriyle hitap ederler.

SANDIKLI'DA BEDDUALAR:

1- Canına veresice, 2- Canından Yanası, 3- Ciğerinden Yan Emi, 4- Ciğeri Yanasıca, 5- Ciğerinden Yan inşallah. 6- Hışımlar inesice, 7-Civan sırtın yere gelesice 8- Naha ciğerinden yanasıca (veya yanmayasıca), 9- Çiğcrine bit düşsün 10- Naha emi zang (veya zıng) ölümünen git, 11- Kıran giresice, 12- Köküne kıran girsin, 13- Ölmeden yorgan dit, 14- Ölünü getirsinler inşallah, 15- Sırtını toprak örtsün, 16- Geberesice, 17- Allah belanı versin, 18- Dilin dipçik olsun, 19- Sürüm sürüm sürünesice, 20- Ekmek tavşan olsunda, sende kovala dur, 21- Yanı delinesice 22- Allah sana da besbeter versin inşallah, 23- Odun ocağın sonsun, 24- Ocağın sönesice, 25- Elimden yediğin içliğin zehir zıkkım olsun, 26- Odu ocağın dökülesice, 27- Parası pul, karısı dul olsun inşallah, 28- Ayıbını toprak örtsün 29-Zehir zıkkım olsun inşallah, 30- Gözün çıksın. 31- Gözü çıkasıca, 32- Rabbım cezanı versin inşallah v.s

ŞAİRLERİMİZ:

ŞEYH HAMZA: 18.yüzyılda yaşamış ve döneminin sayılı şairlerinden olup, leblebiciler loncasının piri olduğu kabul edilir.
ŞEYH SAFA: İlmi tasavvufa aşina olan Şeyh Safa, yazdığı manzumelerle halk arasında geniş bir yer bulmuştur.
ŞAİR MEHMET FİKRET: Birinci Dünya Savaşı sırasında ölmüştür. Mezarı hakkında fazla bir bilgi yoktur.
MEHMET EMİN ÇAKIROĞLU: Darüşşafaka mektebinde tahsil görmüş, Fransızcayı iyi bilen, "Nami" mahlasıyla anılan bir şairimizdir.
FİKRİ: Asıl ismi Mehmed, mahlası ise "Fikri"dir. Dinar'da muallimlik etmiş, şiirlrini aruz ve hece vezniyle yazmıştır.

HATTATLARIMIZ:

Çakal Zade Hüseyin
Katip Zade Halil
Veysel Zade Hacı Mustafa
Arap Hafız Oğlu Mehmet
Edip Ali Zade Hacı Ahmed
Kalender Zade Halil

SANDIKLI KADILARI:

Mustafa Efendi (Aralık 1651-Ocak 1652)
Fazullah Efendi (1650)
Hamza Efendi Oğlu Mehmed Efendi (Hicri 1668, Miladi 1657-5Cool
Mehmet Efendi 1667-69)
Ali Efendi (1674-75)


SANDIKLI ADI NEREDEN GELİYOR?
Mahalli ve tarihi tetkiklere göre SANDIKLI isminin verilmesinde bazı rivayetler vardır:

Birincisi ilçenin coğrafi durumu itibariyle düz bir ovada, etrafı dağlarla çevrili ve kısmen çukur bir sahada kurulmuş olduğundan, bu durumun sandık manzarası göstermesinden dolayı SANDIKLI denildiği yolundadır.

İkincisi ise Hititler Sandıklı'ya SAMUKA adını vermişlerdi. O dilde bu kelimenin anlamı SANDUK imiş. Sonradan İonların istilasına uğramış Samuka da Mukaddes Sandık manasına gelen APAMİYAKİVATOS ismini almış.

Üçüncü rivayette ise Sandıklı, Selçuklu komutanlarında Emir Sanduk Bey tarafından 1072 yılında fethedildiği için Emir Sanduk'tan dolayı SANDIKLI denilmiştir.

Sandıklı Hüdai Kaplıcaları'nın antik çağda adının "Agros Thermon" olduğunu ve "Pentapolis" olarak adlandırılan Sandıklı Ovasında "Brouzos" (KaraSandıklı), "Diokleia" (Ahurhisar), "Eukarpia" (Emirhisar), "Hierapolis" (Koçhisar) ve "Otrous" (Yanıkören) adında 5 şehir bulunduğunu;
• 1176'da Sandıklı yakınlarındaki Küfi Boğazı'nda yapılan Myriokefalon Savaşını Türklerin kazanıp, Anadolu'yu kesin yurt edindiklerini;
• Döneminin en büyük evliya ve erenlerinden olan Tapduk Emre ve Yunus Emre'nin mezarlarının Sandıklı'da olduğunu;
• Üç kıtayı gezen Evliya Çelebi'nin Bursa, Manisa ve SANDIKLI'da mülkü olduğunu;
• Sandıklı Altını adında, 1808 yılında padişah II.Mahmut tarafından Sandıklı adına altın bastırıldığını;
• 3 Mayıs 1875 tarihinde Sandıklı'da meydana gelen şiddetli depremde 1312 kişinin öldüğünü ve Ulu Camii ve Hamamönü Camii dışında hemen hemen her yerin yıkıldığını;
• Sandıklı'nın 1860'ta kaza, 1869'da belediyelik olduğunu; Dinar, Dazkırı ve Çivril'in Sandıklı'ya bağlı nahiye olduğunu;
• Sandıklı'nın, 1916 yılındaki çekirge istilasına uğrandığını ve büyük kıtlık yaşandığını;
• Kurtuluş Savaşı esnasında Sandıklı'nın 3 kez Yunanlılar tarafından işgal edildiğini, ilk ve ikinci işgalin 1 gün, bir hafta sürün 3. ve son işgalin 12 Eylül 1921'de bittiğini ve 1950'li yıllara kadar Sandıklı'nın Kurtuluşunun (12 Eylül) şenliklerle çoşku içerisinde kutlandığını;
• 1925'te kurulan Türk Hava Kurumu'nun "Kendi Tayyareni Kendin Yap" kampanyasına ilk katılanların Sandıklı halkı olduğunu ve 1926 ve 1927 yılında iki uçak alıp SANDIKLI adını verdiğini;
• Sandıklı'da halen giyilen "Fıta ve Gıvrak"ın 1925'te yapılan Kılık-Kıyafet İnkılabından sonra Hollanda'dan getirildiğini, ilk fıtanın renklerinin siyah üstüne kırmızı, yeşil ve sarı olduğunu; bu fıtayı beğenmeyen halkın, siyah üzerine beyaz karelerden oluşan şimdiki fıtayı 1933'ten beri giydiğini;
• Sandıklı'da ilk radyo ve gramofonun 1930'larda meşhur "Kavas'ın Kahve"de dinlenildiğini;
• Sandıklı'ya tren yolunun yapılmasıyla ilk trenin 22 Ocak 1936'da geçtiğini ve Sandıklı'dan geçen hattın açılışın 25 Mart 1936'da İsmet İnönü tarafından yapıldığını;
• Sandıklı'ya ilk elektriğin 1938'te geldiğini ve sadece akşamları 17.00-23.00 saatlerinde elektrik verildiğini;
• Şimdiki Dereboyu Caddesinin 1960'a kadar çay olup, üzerinde şimdiki Belediyenin önünde olan meşhur Konak Köprüsü gibi toplam 9 tane tahta köprü bulunduğunu;
• Sandıklı Belediyesi'nin şimdiki ambleminin Eylül 1986 da yaptırılarak kullanılmaya başlandığını;
• Halk tarafından geçilemez olarak bilinen doğa harikası "Akdağ Tokalı Kanyonu"nun ilk kez 7 Kasım 1993'te 10 kişilik bir ekip tarafından geçildiğini;
• Kurtuluş Savaşımızı anlatan KURTULUŞ adlı filmin yönetmeni Ziya Öztan'ın Sandıklılı olduğunu;
• İlçemizin, Kusura kasabasında "NEBİ", Akin köyünde "YUSUF", Bekteş köyünde "AHMET", Hırka köyünde "MEVLÜT", Kızık kasabasında "ZİYA", Reşadiye köyünde "SALİH", Karadirek kasabasında "SEFA", Başağaç kasabasında "MUSTAFA", Yunus Emre mahallesinde "YUNUS" isimlerinin çok olduğunu;

YUNUS EMRE


Elif okuduk ötürü

Pazar eyledik götürü

Yaratılmışı hoş gördük

Yaratandan ötürü


Yunus Emre,13.Yüzyılın son çeyreği ile 14. yüzyılın ilk çeyreği arasında yaşamış bir sofidir.Hayatı Selçukluların sonu ile Osman Gazi devrine raslamaktadır.Beyazıt Kütüphanesinde bulunan bir yazmaya göre de 720’de vefat ettiği bilinmektedir.Bu bilgiler ışığında diyebiliyoruz ki,Yunus Emre takriben 82 yıl yaşamıştır.

Yunus’un yaşadığı tarih gibi, doğup büyüdüğü coğrafi bölgelerde çeşitli yazar ve ilim adamlarının ifadeleriyle zaman zaman çelişkiler doğurmuştur.Asıl olan Yunus Emre’nın doğup ve öldüğü yerler önemli olmayıp onun insanlar gönlündeki mekan kurduğu sevgisi önemlidir.

Moğol istilasında bile iç isyanların hüküm sürdüğü oldukça karanlık dönemlerin,O,yol göstericisi,ışık saçanı,barış elçisi olmuştur.

Eksik olmam ehillerden

Kaça görün cahillerden

Çalap bizar bahillerden

Bahil didar görür değil

Diyen,Yunus,bu ifadeleri ile günümüzde baş tacı olan cahilliğin,kendi döneminde de toplumun büyük sıkıntısı olduğunu görmüştür.

Y U N U S E M R E’ N İ N SANDIKLI İLÇESİNDE OLDUĞUNU GÖSTEREN BELGELER BİLGİLER

Yunus Emre türbesinin Sandıklı’da olmasının en güzel delillerinden birisi,seceresinde,birer halka teşkil eden,o,büyük evliyadır.Hacı Bektaş Veli’nin himmetiyle irşat olan Yunus,rivayet edilir ki,kırk yıl Sandıklı’yı mekan tutan Taptuk Emre’ye Sandıklı coğrafyasında odun taşımıştır.

Vakıflar Genel Müdür adına kayıtlı Tapduk Emre’nin “Tapu Kayıtları” kendisinin Sandıklı’daki türbesinin en inandırıcı belgesidir.

Yunus’un da vasiyeti üzerine “Ko beni yatayım Şeyh eşiğinde,Şeyhimden dönmezsem yana döneyim.”Vasiyetinin,müridleri tarafından tereddütsüz gerçekleştirileceği mantığıyla Sandıklı’daki türbesiyle ilgili tereddütleri zihinlerden silinmesine yeterli bir gerçektir.

Kaldı ki;Tapduk Emre’nin şeyhi olan Barak’ın da kabri sandıklı’da bulunup “Barak evleri” ve “Barak Baba Türbesi” diyece,Barak Baba’nın şeyhi,”Sarı Sultan”ın da türbesi Sandıklı’ya bağlı ismiyle anılan “Saltuk” köyündedir

Bunlarla birlikte bu zincirde halka olmuş daha nice evliya ve erenin ilçemiz merkezinde ve köylerinde kabirleri bulunmaktadır.
-alıntı-
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Eğitimci
***AdmiN***
<font color=RED>***AdmiN***


Kayıt: 22 Şub 2006
Mesajlar: 5426
Konum: buradan

MesajTarih: Pts Arl 24, 2007 8:49 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

faydalı bilgiler için sağolun

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
kerkenezce
FORUMA ALIŞAN
<marquee>FORUMA ALIŞAN</marquee>


Kayıt: 04 Nis 2009
Mesajlar: 4

MesajTarih: Cmt Nis 04, 2009 2:42 am    Mesaj konusu: SAHTE ŞEYH HALİD YAŞAR MUTLU-ali kalkancı Alıntıyla Cevap Gönder

SAHTE ŞEYH HALİD YAŞAR MUTLU

Bazı forumlara şeyh olarak eklenen Yaşar Mutlu bizim Sandıklı’dan yakın arkadaşımız olur. Burada meczub Yaşar olarak bilinir, elektrikçi çıraklığı yapar ve komik hareketleri ile bizleri güldürürdü. 1985 1990 yıllarında bir cemaat ile bir partiye gelip gitmeye başladı ancak uygunsuz hareketleri nedeniyle dışlandı. Yaptığı tesisatlarda kısa sürede arıza yapınca Sandıklıda kimse iş vermez oldu. Oda karısıyla 2 çocuğunu, geride bir yığın borcunu bırakıp Denizliye göç etti. Denizli’de cemaata yaklaşıp sakal bırakarak kendini tayin bekleyen müftü olarak tanıttı.
Dul bir kadının evine iç güveysi olarak girdi, 2 sene durumu idare etti. Hatta karısının kardeşlerinden maddi yardım aldı. Bir gün işim var deyip Sandıklı’ya gidince Denizlideki karısı bu durumdan şüphelenerek arkasından gider. Sandıklı da Karacaören köyünde müftü Yaşarı aramayı başlar. Onlarda bizde müftü yok ama elektrikçi Yaşar var deyip bahçeye götürürler. Yaşar o sırada ilk karısıyla meyve toplamaktadır. Birbirinden habersiz iki kadın karşılaşınca kıyamet kopar. Kavga büyür. Yaşar ilk karımdan boşanacaktım kem küm ederek işi pişkinliğe vurur. Denizli li karısı ikna olmuş görünerek onu geri çağırır. Bu arada kardeşlerine haber verir. Yaşar bu işten sıyrıldım diye sevinçle Denizliye gider ve kapıyı çalar. İçeri girince ne görsün eli sopalı 5-6 erkek onu beklemektedir. Dayak faslı korkunç olur. Kemikleri kırılıncaya kadar dövülür ve bayılınca sokağa atılır. Sargılar içinde hastanede uzun süre tedavi görür.
Bu arada iki karısıda kendisini terk etmiştir. Bunalıma giren Yaşar yarım olan aklını burada yitirir. Biyografisinde sıkıntılı günler yaşadım dediği vakit bu tarihlere rast gelmektedir. Ancak bu husus biyografisinde es geçilmiş ve hiç değinilmemiştir.
Sandıklı ya geri dönünce herkes kendisini tebrik eder ve bu işi bizede öğret derler. Çünkü 2 sene boyunca hiç çalışmadan geçinmek ve 2 hanımı birden idare etmek herkesin harcı değildir.
Sandıklı da birde üçkağıtçı ve dolandırıcı ünvanları eklenince fazla kalamaz. İstanbula göç eder. Orada da aynı yöntemle 2 kadının evine yerleşir ama foyası ortaya çıkınca kovulur. Bu kadınlardan da çocuğu olduğu bilinmektedir. En son aynı yöntemle Anadolu yakasına yerleşir.
Bunlara inanmayan varsa sandıklı da herhangi bir din görevlisine sorup gerçeği öğrenebilirler. Bu arada Sandıklı daki kızı başkalarının yardımıyla evlendirilir, oğlu ise babasız ve ezik büyümek zorunda kalır.
Rahmetli Esat Hocaya ait forumların altına bazı kişiler tarafından eklenti yapılarak 41. sıradan şeyh olarak lanse edilmeye başlanmıştır. Bizim Yaşarı şeyh falan diye gaza getirip bazı planlar kuranların olduğu tesbit edilmiştir.
Esat Hocanın ağzından sahte bir icazetname uydurulmuş olup, ikinci sahte şeyh ALİ Kalkancı vakası yaşanmak üzeredir. Yaşarın hiç ilmi olmadığı gibi 5 dakikalık sohbet dahi yapacak güçte değildir. Kendisiyle konuşmanızın 2. dakikasında onu çözersiniz.
Güzel ilçemiz Sandıklı nın isminin böyle bir vahim durum için kullanılmasını kimse istemez. Buradaki kişiler olaya şaka gibi bakıp Yaşarı önemsemiyor ama saf insanlarımızın kafasında soru işaretleri oluşuyor.
Bu sitelerin yöneticileri olayı ciddiye alın ve araştırın. Yaşar Mutlu ile irtibata geçin ve kendisini dinleyin. Bu sitelere yazılan sahte icazetnameyi sorun. Aksi takdirde hem manevi olarak hemde yasal olarak sorumlu olabilirsiniz. Bizden uyarması. Allah herkese akıl fikir versin. Cahille alim, deliyle veli birbirine çok çabuk karışabiliyor. SANDIKLI DAN YAKIN ARKADAŞLARI…..
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
salihilke
ÇOK YENİ ÜYEMİZ
<marquee>ÇOK YENİ ÜYEMİZ</marquee>


Kayıt: 04 Nis 2009
Mesajlar: 2

MesajTarih: Cmt Nis 04, 2009 3:13 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

İskenderpaşa cemaati şeyhlerine sevgisi olan birisi olarak Halid Yaşar Mutlu ile alakalı olumlu ve olumsuz söylentileri inceledim.Genellikle Halid Yaşar bey'e karşı, karşıt söylem içinde bulunan kişi kerkenezce ismi ile forumlarda yazı yazan isminin ahmet olduğunu söyleyen yalancı ve kaypak karakterli bir kişi.Kendisi bazı forumlarda kerkenezce/htmail. adresini kullandığını söylemiş.Ben kendisi ile uzun uzadıya görüştüm.Bana bir takım diyanet görevlisi hocaların isim ve telefonlarını verdi.Bir kaçı ile görüştüm.Ama kendisinin söylediğinin aksine Halid beyle alakalı olumlu görüşlerini bildirdi, telefonlarını verdiği hoca efendiler.Kerkenezce ismi ile yazılar yazan Ahmet ismindeki şahıs kendisinin Afyon Sandıklı'da ikamet ettiğini söylüyor ve bu yazıları 10'a yakın arkadaş grubu ile beraber yazdıklarını söylüyor.Kimi zaman Ali oluyor, kimi zaman Mustafa kimi zaman Ahmet.Halid Yaşar bey hakkında bir takım iddaalarda bulunuyor.Bu iddiaları wwwmahiyetcom adresinden Halid Yaşar bey'e ulaşıp sordum.Mesela Halid Yaşar bey'in arkadaşı olduğunu söylediği ve kendisi adına yazılar yazdığı Elektrikçi Ali isimli şahısın iki yıl önce vefat ettiğini tespit ettim.Şu kadarını söyliyeyim ki kerkenezce ismi ile yazılar yazan kişi kesinlikle yalancı kaypak bir kişi.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
kerkenezce
FORUMA ALIŞAN
<marquee>FORUMA ALIŞAN</marquee>


Kayıt: 04 Nis 2009
Mesajlar: 4

MesajTarih: Sal Tem 28, 2009 10:16 pm    Mesaj konusu: sahte dalavereci şeyh yaşar mutlu-fatih makas Alıntıyla Cevap Gönder

Bu sahte ve dalavereci şeyhi sağda solda öven yazılar bırakarak taraftar toplamaya çalışan piskopat tipli fatih makas ile msn üzerinden irtibat kurduk. Bu kişi yaşar mutlunun olduğu söylenen icazetinin gerçekte olmadığını ama fotokopiye benzer bir yazının yaşar mutlu tarafından evinde hazırlandığını itiraf etti. Ayrıca sitelere yazılan 3 adet sohbetin gerçekte hiçbiryerde yapılmadığını, Yaşar mutlunun bunları başka yerlerden kopya ettiğini konuşma esnasında ağzından kaçırdı. Yani bu mürit olacak kişi bile buna inanmıyor amabir şeyler elde ederim umuduyla hala bekliyor. hatta bir ara kendini kaybedip Yaşar Mutluya ağza alınmayacak küfürler bile etti. Çünkü Yaşar mutlu kendisini atlatmış ve ortalığa çıkmıyormuş. Yani ilginç bir durum.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    EGiTiM VE ÖGRETMEN FORUMU Forum Ana Sayfa -> Memleketlerimiz, Yaşadığımız şehirler Tüm zamanlar GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız





Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu

Abuse - Report Abuse
Powered by forumup.com forum gratis free, create open your free forum!
Created by Raulken of Hyarbor S.r.l.
TOS & Privacy.

Page generation time: 0.119