EGiTiM VE ÖGRETMEN FORUMU Forum Ana Sayfa EGiTiM VE ÖGRETMEN FORUMU

ATAMIZIN iZiNDE
EGiTiME HiZMET iCiN SiZLERLE
ZULFiKAR DEMİREL

 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

VELİ REHBERİ

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    EGiTiM VE ÖGRETMEN FORUMU Forum Ana Sayfa -> REHBERLİK
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
öğretmen
FORUM UZMANI
<marquee>FORUM UZMANI</marquee>


Kayıt: 30 Ağu 2006
Mesajlar: 743
Konum: sivas

MesajTarih: Pzr Hzr 22, 2008 12:49 pm    Mesaj konusu: VELİ REHBERİ Alıntıyla Cevap Gönder

Sevginin Gücü
Bir üniversite profesörü öğrencilerini gecekondu mahallesine gönderip, orada yaşayan 200 gencin her birinin geleceği konusunda değerlendirmede bulunmalarını istemişti. Öğrenciler her bir olgu için "hiç şansı yok" yorumunda bulunmuşlardı.


Yirmi beş yıl sonra başka bir sosyoloji profesörünün karşısına aynı çalışma çıktı. Görevlendirdiği öğrencileri, ulaşabildikleri 180 gençten 176 tanesinin doktor, avukat ve iş adamı olarak büyük başarılar elde ettiklerini buldular. Profesör, kendisi olayı incelemeye karar verdi. Gençlerin her birine, "başarınızı neye borçlusunuz?" sorusunu yöneltti. Gençlerin hepsinin de yanıtı "Öğretmenimize" oldu.


Profesör hala yaşayan öğretmenin yerini buldu. Yaşlı ama dinç kadına bu gençleri gecekondudan başarıya götüren yolda nasıl bir sihirli formüle sahip olduğunu sordu.
Öğretmenin gözleri parıl parıl oldu. Dudaklarında hafif bir gülümsemeyle "Çok basit" diye yanıtladı, "Bu çocukları sevdim."
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
öğretmen
FORUM UZMANI
<marquee>FORUM UZMANI</marquee>


Kayıt: 30 Ağu 2006
Mesajlar: 743
Konum: sivas

MesajTarih: Pzr Hzr 22, 2008 12:50 pm    Mesaj konusu: AİLE İÇİ KURALLARIN BELİRLENMESİ Alıntıyla Cevap Gönder

AİLE İÇİ KURALLARIN BELİRLENMESİ
Aile içi kurallar, aile bireylerinin birbirleri ile iletişimini, sorumluluklarını, ailenin tertip ve düzenini kısacası aile içi etkileşimi belirleyen önemli bir konudur. Kurallarla ilgili aile içi çatışmaların nedenleri araştırıldığında;

- Koyduğunuz kurallar belirsiz ise,

- Kuralların uygulanmasında siz tutarsız davranıyorsanız,

- Koyduğunuz kurallar tek taraflı ise,

- Koyulan kuralların gerekçelerini belirtmiyorsanız,

- Kurallar uygulanabilir değilse,

- Kuralların ihlali durumunda ihlal eden kişi karşılaşacağı sonuçları önceden bilmiyorsa,

- Kural ihlalinde karşılaşılan sonuçlar adil değilse,

kurallarla ilgili çatışmalar aile içi iletişim problemlerine, sürtüşmelere, düşmanlık ve öfke duygularına, aile fertlerinin kendi dünyasında tek başına yaşamayı (yalnızlığı) tercih etmelerine, yalan söylemeye, güvensizliğe, aile içi yakınlık ve dayanışma duygusunun azalmasına, kısacası mutsuzluklara neden olur.


--------------------------------------------------------------------------------

AİLE İÇİ KURALLARLA İLGİLİ ÇATIŞMA NEDENLERİ:

Kuralların belirsizliği:

Ailede uyulması gereken kuralların açık ve net bir şekilde açıklanmaması durumudur. Örneğin: ''Ev temiz ve düzenli olmalıdır.'' biçimindeki kural belirsiz bir kuraldır. Bu tertip ve düzenin sağlanması konusunda sorumlulukların paylaşımı belirtilmemiştir.

Bu kuralın uygulanabilmesi için bu tertip ve düzeni sağlamada annenin görev ve sorumlulukları, çocukların yapması gerekenler, babanın üstleneceği rol tanımlanmalıdır. Bu belirsiz kuralı "herkes kendi odasının düzenli ve temiz olmasını, eşyalarının toplanmasını sağlamakla yükümlüdür." biçiminde açık ve net bir hale getirilebilirsiniz.

Kısacası aile içi kurallar, ailenin anayasasıdır. Bu anayasada yer alan maddeler açık ve net bir biçimde ifade edilmelidir.

Kuralların uygulanması ile ilgili tutarsızlıklar:

Belirlenen kuralların bireyler tarafından farklı algılanması ve yorumlanması tutarsızlıklara neden olur. Bu, özellikle gençlerin neyin doğru, neyin yanlış olduğu konusunda kararsız kalmalarına ve dengesiz bir kişilik geliştirmelerine yol açar. Örneğin: Bir davranış anne tarafından kabul edilemezken baba tarafından kabul ediliyorsa, genç kendi içinde çatışmalar yaşayabilir. Hatta bir davranış bir gün anne ya da baba tarafından yorgun oldukları için kabul görmezken, bir başka gün aynı davranışın kabul görmesi de tutarsızlığa bir örnektir. Ceza veya ödül durumunda tutarlı ve adil olunmalı, abartıdan kaçınılmalıdır.

Kuralların tek taraflı olması:

Aile içi kuralların, sadece anne-baba ya da sadece çocuğa göre belirlenmesi kuralların kabul edilebilirliğini ve uygulanabilirliğini azaltır. Bu durumda, kuraldan hoşnut olmayan bireyler kendilerine haksızlık edildiğini ve önemsiz olduklarını düşünürler. Bireylerin benlik kavramları zedelenir; kızgınlık, öfke, değersiz olma, düşmanlık, saldırganlık, içe kapanma gibi sonuçlara yol açabilir. Tüm ilişkilerde hoşgörü, saygı ve sevgi ön planda olmalıdır.

Şu unutulmamalıdır ki; kurallar tarafları mağdur etmek için değil, düzenli ,mutlu ve seviyeli birliktelikler sağlamak için uygulanır.

Kuralların uygulanabilirliğini artırmak, olumsuz sonuçları önleyebilmek kuralların aile içinde yaşayan tüm bireylerin bir araya gelerek birlikte belirlemeleri ile mümkündür. Her bireyin ihtiyacı, yaşadığı dönemin özellikleri, bireylerin farklılıkları dikkate alınmalıdır.

Kuralların uygulanabilir olmaması:

Aile içindeki bireylerin gereksinimleri, günün değişen yaşam koşulları dikkate alınmadan konan kurallar, kalıplaşmış ve katılaşmış aile yapısının ortaya çıkmasına neden olur. Kalıplaşmış roller ve katı aile yapısında yetişen bireyler, kalıplaşmış benlik yapıları geliştireceklerinden yeni durumlara uyum sağlayabilme becerisini göstermekte güçlük çekeceklerdir. Örneğin: Çocuğun okul çıkışı ve yolda geçireceği süreler hesaplanıp saat kaçta evde olması gerektiğinin belirlenmesi, İstanbul'da yaşayan ve 16-17 yaşında bir genç ve ailesi için gerçekçi değildir. Çünkü İstanbul'un trafik sorunu, bir gencin arkadaş çevresine verdiği önem hiç dikkate alınmamıştır.

Kuralların yasaklara, sorumlulukların zorunluluklara dönüştüğü zamanlarda kuralların uygulanma şansı azalır. Kurallar açık, mantıklı ve eşitlik ilkesine uygun olduğunda anlam kazanır.

Kuralların ihlali durumunda karşılaşılacak sonuçların önceden bilinmemesi:

Demokratik aile ortamında ortak görüş ve anlayış çerçevesinde belirlenen kuralların, ihlal edilmesi durumunda karşılaşılacak sonuçlar önceden belirlenir. Bu sonuçların (yaptırımların) adil olmasına özen gösterilir. Bu özen gösterilmediği zaman kuralların ihlal edildiği durumlarda kuralı ihlal edenle yaptırım uygulayacak kişiler kararsızlık yaşarlar. Dolayısıyla ani tepkiler, adil olmayan ceza ve yaptırımlar ortaya çıkar. Gündemde olmayan şok ve abartılı cezalar bazen gündeme gelebilir.

Yine kuralların ihlali durumunda karşılaşılacak sonuçların önceden bilinmemesi kuralların ihlal edilme sıklığını arttırabilir.

Kuralları ihlal eden kim olursa olsun (anne, baba, büyük çocuk, küçük çocuk, erkek çocuk, kız çocuk) aynı yaptırımlarla karşı karşıya kalmalıdır. Kısacası, yaşa ve cinsiyete göre ayrım yapılmamalıdır.

Kuralların nedenlerinin bilinmemesi:

Ailedeki kuralların nedenlerinin bilinmemesi de kurallara olan güveni, bağlılığı azaltacaktır. Her bir kural için yapılacak mantıklı gerekçe ve açıklamalar kuralların benimsenmesini kolaylaştıracaktır.

Çocuğunuzu kendi döneminizin şartlarına göre değil, yaşadığı dönemin şartlarına göre değerlendirmelisiniz.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
öğretmen
FORUM UZMANI
<marquee>FORUM UZMANI</marquee>


Kayıt: 30 Ağu 2006
Mesajlar: 743
Konum: sivas

MesajTarih: Pzr Hzr 22, 2008 12:50 pm    Mesaj konusu: BAŞARILI? BAŞARISIZ? Alıntıyla Cevap Gönder

BAŞARILI? BAŞARISIZ?
Başarılı insan daima çözümün bir parçasıdır:

Başarısız ise daima sorunun bir parçasıdır.

Başarılı insanın her zaman bir programı;

Başarısızın ise her zaman bir mazereti vardır.

Başarılı insan "işine yardım edeyim" der;

Başarısız "bu benim işim değil" der.

Başarılı insan her soruna bir çözüm bulur:

Başarısız her çözümde bir sorun görür.

Başarılı insan en olumsuz durumda bile
çıkış noktası görür;

Başarısız en olumlu durumda ise engeller bulur.

Başarılı insan "zor olabilir ama imkansız değil" der;

Başarısız "mümkün olabilir ama çok zor" der.
Çocuğunuza ya bir yol açın, ya bir yol bulun ya da yoldan çekilin.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
öğretmen
FORUM UZMANI
<marquee>FORUM UZMANI</marquee>


Kayıt: 30 Ağu 2006
Mesajlar: 743
Konum: sivas

MesajTarih: Pzr Hzr 22, 2008 12:51 pm    Mesaj konusu: ÇOCUKLARINIZA NASIL DAVRANMALI VE NELERE DİKKAT ETMELİSİNİZ? Alıntıyla Cevap Gönder

ÇOCUKLARINIZA NASIL DAVRANMALI VE NELERE DİKKAT ETMELİSİNİZ?
Birçok veli bu başlığı okuduğunda" çocuğuma nasıl davranacağımı kim bana öğretebilir"? şeklinde bir soru sorabilir. Buradaki amacımız çocuklarınızın nelerden hoşlanmadığı ve kaygı düzeylerini nelerin yükselttiğini görebilmenizi sağlamaktır.

Sınava hazırlık aşamasında bazı davranışlarınızı gözden geçirmeli, devamlı kullandığınız sözleri gerekirse farklılaştırmalısınız. Bu sebeple aşağıda sıraladığımız hususlara özellikle dikkat etmeniz yararlı olacaktır.

- Çocuğunuzun söylediklerini duymak istemelisiniz.

- Çocuğunuzun duyguları sizinkinden ne kadar farklı olursa olsun onun duygularını da kabul etmelisiniz.

- Sınav başarısını hayattaki tek amaç gibi göstererek çocuğunuzda isteksizlik ve tedirginlik yaratmamalısınız.

- Çalışmasını sağlamak için tehdit edici ve suçlayıcı sözlerden kaçınmalısınız.

- Başkaları ile kıyaslanmak gençlerin en sevmedikleri davranıştır. Doğru kıyaslama yapmalısınız.

- Kabiliyetlerini fark edip teşvik etmelisiniz.

- Paniğe kapılarak çocuğunuzu telaşlandırmamalısınız.

- Çocuğunuzu rahatlatan bir tavır sergileyip, sınavın sonucu ne olursa olsun hep onun yanında olacağınızı hissettirmelisiniz.

- Onunla sınav dışında değişik konularda sohbet ederek iletişiminizi güçlendirmelisiniz.

- Eski başarılarını hatırlatarak güven duygusunun gelişmesine yardımcı olmalısınız.

- Salt öğüt vermek yerine alternatifler sunmaya çalışmalı, çözüm yolları konusunda ona yardımda bulunmalısınız.

- Çevrenizde duyduğunuz ve klasik olarak seçilen mesleklerde diretken olmak yerine; onun yeteneklerine uygun mutlu ve huzurlu olacağı mesleği seçmesine fırsat vermelisiniz.

- Onun çalışmalarını takip etmeli ama bunu onu telaşlandırmadan ve sıkmadan yapmalısınız.

- Bu dönemde gençler çabuk karar verir, çabuk karar değiştirirler, sabırlı olmalısınız.

- Sorunlarında yanında olmalı ama sorunlarını kendisinin çözmesi için cesaretlendirmelisiniz.

- Dershane ile devamlı işbirliği içinde olmalı, gerektiğinde yardım almaktan çekinmemelisiniz.

- Planlı ve programlı yaşamak konusunda örnek olmaya çalışmalısınız.

- Onların sınırlarını zorlamayıp, bireysel farklılıklarının olduğunu unutmamalısınız.

- "Kazanamazsan hepimiz yıkılırız, yüzümüzü kara çıkartma, varımızı yoğumuzu verdik, muhakkak kazanmalısın, bizleri mahcup etme" gibi sözlerden özellikle kaçınmalısınız.

- Öğrencilerin çalışmaya ihtiyaçlarının olduğu kadar dinlenmeye de ihtiyaçları vardır. Bu sebeple süre olarak çok çalışmanın değil verimli çalışmanın önemli olduğunu bilmeli ve gereksiz baskıdan uzak durmalısınız.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
öğretmen
FORUM UZMANI
<marquee>FORUM UZMANI</marquee>


Kayıt: 30 Ağu 2006
Mesajlar: 743
Konum: sivas

MesajTarih: Pzr Hzr 22, 2008 12:51 pm    Mesaj konusu: MOTİVASYONUN SAĞLANMASINDA AİLENİN ROLÜ Alıntıyla Cevap Gönder

MOTİVASYONUN SAĞLANMASINDA AİLENİN ROLÜ
Motivasyon, insanın istek ve ihtiyaçlarının farkına varması ve bunları gerçekleştirebilmesi için harekete geçmesidir.Motivasyonu olumlu ya da olumsuz etkileyen bazı faktörler vardır. Bunlardan biri de ailedir.

Aile, farkında olarak ya da olmayarak, gencin motivasyon düzeyini etkiler.

Bu etki olumlu yönde olabildiği gibi zaman zaman da olumsuz yönde olabilir. Tabii ki hiçbir anne baba, bu kadar önemli bir dönemde çocuğunun motivasyonunu olumsuz yönde etkilemek istemez. Ancak gencin iyiliği adına yapılan bazı davranışlar ya da söylenen bazı sözler onu olumsuz etkileyebilir; motivasyonunu düşürüp kaygı düzeyini yükseltebilir. Bu da gencin kaygılı, mutsuz ve verimsiz bir hazırlık süreci geçirmesine neden olur.

Motivasyonun sağlanmasında ailenin olumlu rol oynayabilmesinin ilk şartı, genci anlamaktır. Ne denli zor bir dönem yaşadığının farkında olmak ve bunu gence yansıtmak gerekir. Bunun gerçekleşmesinin yolu da aile içinde "olumlu bir iletişim ortamı" kurmakla mümkündür.

İletişim ortamının iyi olduğu ailelerde, aile fertleri zayıf ve güçlü yönleriyle birbirini tanır, olduğu gibi kabul eder, hiçbir koşula bağlı olmaksızın sever ve birbirine güvenir. Böyle bir ortamda yetişen genç, sevildiğini, kendisine güven duyulduğunu ve anlaşıldığını bilir.

Aile, gencin zorluklarını anlamalı ve bunu ona aktarmalıdır. "Hem okulu, hem dershaneyi birlikte götürmenin zor ve yorucu olduğunu biliyorum ve bu zor dönemde senin yanındayım ve gereken desteği vermeye hazırım." şeklinde bir ifade gencin aileye olan güvenini daha da artıracaktır. Anlaşıldığının farkına varan genç, yaşadığı zorlukları rahatça ailesiyle paylaşacak, sorumluluklarına da daha sıkı sarılacaktır.

Sorumluluktan bahsetmişken hemen belirtmeliyiz ki üniversite sınavına hazırlanmak sadece gencin sorumluluğudur. Aile bu sorumluluğu gencin yerine üstlenmemelidir. Gencin eksik olduğu konuları, çalışmadığı dersleri saptamak, hangi derse ne kadar çalışacağını belirlemek ailenin görevi değil, gencin sorumluluğudur.

Aile, bu sorumlulukları gencin yerine üstlendiğinde, gencin motivasyonu da doğal olarak düşecektir. Bu nedenle aile, bu sorumlulukların gence ait olduğunu belirtmelidir. Aileye düşen, sorumluluklarını yerine getiren gence, istediği desteği sağlamaktır. (Uygun bir çalışma ortamı temin etmek, yaşadığı zorlukları aktardığında birlikte çözüm üretmeye çalışmak... gibi)

Çocuğunun motivasyonunu artırmak isteyen aileler, çocuğunun yapamadıklarının değil yapabildiklerinin üzerinde durmalıdırlar ki takdir edildiğini, desteklendiğini gören çocuk o davranışı daha sık göstersin. Örneğin hafta içinde bir kez oturup ders çalışan çocuğa "Oturup ders bile çalışamıyorsun, ne zaman otursan bir bahaneyle kalkıyorsun, bakalım sınavda ne yapacaksın?" gibi bir ifade kullanmak yerine "Geçen gün kendi başına oturup ders çalışabilmen çok hoşuma gitti, seninle gurur duydum. Belki ilk başta biraz zorlanırsın ama hiç moralini bozma, bunun da üstesinden gelebilirsin." şeklinde bir ifade kullanmak, gencin kendi başına çalışma davranışını sıklaştıracaktır.

Sınavla ilgili olarak, gencin değerini sınavdaki başarısıyla eş tutmak, sonuçlarla ilgili olarak korkutmak, tehdit etmek, "Sen hele bir kazanma, o zaman görüşürüz." ya da "Kazanamazsan arkadaşlarının yüzüne nasıl bakarsın, aile dostlarımızın hepsine rezil oluruz." gibi ifadeler gencin motivasyonunu değil, kaygısını arttırır. Genç, ailesinin ve başkalarının gözünde kendisinin değil, sınavdaki başarısının önemli olduğunu düşünür ve sınava gerçek dışı bir anlam yükler. Bu da kaygısını arttırır. Kaygı, öğrenmenin ve öğrendiğini kullanmanın önündeki en önemli engeldir. Kaygısı artan, sınava olduğundan farklı anlamlar veren öğrenciler için her sınav bir "Kriz" dir.

Öğrenciye sınavın, amaçlarına ulaşabilmesi için öğrendiklerini kullanabileceği, amaçlarına ulaşmasını kolaylaştıracak bir "fırsat" olduğu söylenmelidir. Gence düşen de bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmektir. Örneğin dershanedeki deneme sınavlarına "eksiklerin görülüp giderilmesi için fırsat sağladığı" biçiminde bir anlam yüklenmesi, krizi fırsata dönüştürebilecektir. Deneme sınavlarının sonuçlarını yorumlarken de " Bak, kaç tane yanlışın var, bu yanlışlarla nasıl sınav kazanacağını merak ediyorum." veya "Bak yine yanlış yapmışsın, nasıl kapanacak bu açıklar?" demek yerine "Doğru cevapların geçen sınava göre artmış, demek ki bir önceki sınavdaki açıklarını kapatmaya başlamışsın." şeklinde bir ifade kullanmak gencin motivasyonunu arttıracak derslere daha sıkı sarılmasını sağlayacaktır.

Her zaman anne babalar genci tehdit etmeyebilir, bazen de genci olumlu etkilemek düşüncesiyle "Ben sana güveniyorum, sen en iyi bölümlere layıksın," gibi ifadeler kullanırlar. Bu da gence taşıyabileceğinden fazla yük yükler. Kendisinden ne kadar büyük beklentiler olduğunu gören genç gerçekçi olmayan hedefler belirler ve bu hedefe ulaşmak için tüm gücüyle çabalar. Ancak bir süre sonra, taşıyamayacağı kadar ağır olan bu yükün altında ezilmeye başlar. Yükün ağırlığını hissettikçe öğrenmesi ve öğrendiklerini kullanması zorlaşır. Çok çalışmasına rağmen beklediği karşılığı alamaz. Gencin bunları yaşamaması için, aile gençten, kapasitesinden fazlasını beklememelidir.

Hiç kuşkusuz, gençlerin yaşamlarının bu önemli dönemlerinde onlara en iyi şekilde destek olmak her anne babanın isteğidir. Ancak önemli olan, gence "doğru ve onun başarısını arttırabilecek şekilde" destek vermektir. Bunun için de sınavın asla bir dönüm noktası olmadığı ama yaşamdaki amaçlara ulaşmayı kolaylaştıracak bir fırsat olduğu vurgulanmalı ve onlara, sınavdan alacakları sonuca değil, kendilerine değer verildiği mesajı iletilmelidir. Ebeveyn gence içtenlikle "Sen benim için her şeyden önemli ve değerlisin. Hayatındaki bu önemli dönemde, sana istediğin desteği vermeye hazırım. Senin kendi üzerine düşenleri en iyi şekilde yapacağını biliyorum, ben de üzerime düşenleri yapmaya hazırım." diyebilmelidir.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
öğretmen
FORUM UZMANI
<marquee>FORUM UZMANI</marquee>


Kayıt: 30 Ağu 2006
Mesajlar: 743
Konum: sivas

MesajTarih: Pzr Hzr 22, 2008 12:52 pm    Mesaj konusu: SAĞLIKLI İLETİŞİM Alıntıyla Cevap Gönder

SAĞLIKLI İLETİŞİM
Hepimiz, anlaşmak ve önemsenmek için yaşarız. Hangi ilişki "önemli olmadığımız" türünde bir mesaj veriyorsa, o ilişkiden sıkıntı duyarız. Çocuklarımız, "Aman baba yaptıkların da neymiş! Ne olacak, bütün anne-babalar zaten çocuklarını bir ev sahibi yapıyorlar, yediriyorlar, içiriyorlar, sen de yaptıklarını bu kadar önemseme!" derlerse, biz kendimizi kötü hissederiz. Onun için hepimizin genel amacı anlaşılmak ve önemsenmektir. Esas olarak sözlerle kelimelerle anlaşıyormuş gibi görünsek de, iletişim kurmamıza yardımcı olan üç temel özellik vardır: Kelimeler, ses tonu ve beden dili.

Biz bazı duygu ve düşüncelerimizi iletmek için bazı sözler söyleriz. Duygu ve düşüncelerimizi iletmek için söylediğimiz kelimelerin yetmediğini, anlaşılmadığını hissettiğimizde ne yaparız? Birkaç kelime daha ekleriz veya bir kaç kelime çıkartırız. "Bana bir bardak su ver!" deriz. Su gelmiyorsa, "Çok susadım, bir bardak su ver, dedim!" diyerek birkaç kelime ekleriz. Ama bununla beraber, kendi duygumuzu ve düşüncemizi ilettiğimiz cümle anlaşılsın diye nelerde değişiklik yaparız? Ses tonumuzda ve beden dilimizde...

Su gelmezse sesimizin tonu daha da yükselir, veya bedenimizle konuşmaya başlarız. "Bir su istedim senden, onu bile getirmeyecek misin oğlum, kızım!" deriz ve bedenimizle konuşmaya başlarız. Gözlerimiz açılır, kızarız, bir anda gergin bir fizyolojik görünüme bürünürüz.

Kelimelerimizi çok güzel seçmeliyiz ve söylerken de nasıl söylediğimize çok dikkat etmeliyiz.

Bir yabancı ile karşılaştığımızda eğer o dili bilmiyorsak nasıl anlaşırız? Amacımız anlaşmak olduğuna göre işaretlerle anlaşmaya başlarız. Bir iletişim içerisinde esas olarak, dikkat etmemiz gereken şey kendi duruşumuz, yüzümüzdeki ifademiz ve söyleşimizdeki ses tonumuzdur. Bunları eğer başarılı bir şekilde kontrol edebiliyorsak, iletişim dersini geçtik demektir.

Yüzümüzdeki sevecenlik, ses tonumuzdaki neşe ve güven ifadesi çocuğumuza ulaşıyorsa, işler iyi gidiyor denebilir.

Mesajlarımız dalgalanma varsa "engelli iletişim" ortaya çıkmaya başlar. Benim söylediğim ve onu davet ettiğim yer başka, anlaşmak istediğim konu başka, onun verdiği cevap başka ise problemler yavaş yavaş ortaya çıkar. Engelli iletişim durumunda aile içinde bir yerlerde bazı tıkanmalar var demektir.

Özellikle gençlik dönemi, engelli iletişimle bolca karşılaşacağınız bir dönemdir. Yeter ki engelli iletişimi anne-baba olarak kendi aranızda yaşamayın. Eğer söyledikleriniz yan mesajlarla geri dönüyorsa o zaman aile içi iletişimde işler yolunda gitmiyor demektir.

Anne ya da baba çocuğuna bir şey söylediğinde, söylenen şey duvara çarpar gibi geri dönüyorsa "tıkanık iletişim" den söz edebiliriz. Tıkanık iletişimde kanallar tıkanmış, mesaj gitmekte ama geri dönmemektedir.

"İki şey ruhunuzu karartır: Konuşacakken susmak, susacakken konuşmak."

Bir iletişimin, aile içerisinde tıkanık noktalara gelmesine veya yaklaşmasına sebep olabilecek iletişim türleri üzerinde biraz durmak yararlı olacaktır. İnsan anlaşmak için vardır. Anlaşmak için de iki temel faaliyet icra ederiz. Konuşmak ve dinlemek. Dinlemekten çok konuşmayı seven bir toplumuz. Ama her ikisine de gerekli zamanı ayırabilirsek sorunlar daha az olacaktır.

Her konuşma ve her dinleme doğru bir iletişime yol açmayabilir. Öyle konuşmalar olabilir ki tıkanıklığın sebebidir. Öyle dinlemeler olabilir ki dinleyeceğim diye başlamışsınızdır, ama dinleyen siz değilsinizdir. Dinlerken eğer kelimelerin sözlük anlamları üzerinde duruyorsanız bu dinleme fizyolojik boyutta bir dinlemedir. Yani duyarsınız; "duymak" anlaşmaya yetmez. Önemli olan duymak değil anlamaktır. Anlayabilmek için de dinlemeyi bilmek gerekir.

İşte birkaç sakıncalı dinleme modeli;

Görünüşte Dinleme

Görünüşte dinleme sadece dinliyormuş gibi yapmadır. Fiilen dinlediğinizi ifade edip psikolojik olarak başka dünyalardaysanız işte o zaman görünüşte dinliyorsunuz demektir. Anlatılanları sadece duyarsınız ama jest ve mimiklerin farkına bile varamazsınız. Görünüşte dinlediğimiz zaman anlayın ki yaptığınız şey, çocuğunuz konuşurken ya da eşiniz konuşurken "Anlat anlat ben seni dinliyorum." diyerek kendi kafanızdaki ya da elinizdeki işle meşgul olmaktır. Görünüşte dinleme, "duvara konuşsan beni daha iyi anlar" dedirten bir dinleme biçimidir. Görünüşte dinleyen ailelerin içerisinde, çocukların bir süre sonra konuşmaktan vazgeçtiklerini görmek mümkündür.

Seçerek dinleme

Bazen eşinizi ya da çocuklarınızı seçerek dinlersiniz. Seçerek dinlerken konunun sizinle ilgili olan bölümünde "psikolojik dinlemeye" geçersiniz. Konuların içinden sizi ilgilendiren bölümü cımbızla çekip alırsınız. Konuşan kişi konunun bütününü önemser ve anlatır. Siz kendinizle ilgili bölümünü seçersiniz. Bir anlaşmaya varma şansınız ne yazık ki bu dinleme modelinde de yoktur.

Savunucu dinleme

Dinlerken, karşıdaki kişinin anlattıklarını kendinizle ilgili bir açık zannederek, konuşmanın içine dalıyorsanız ve kendinizi savunmaya başlıyorsanız savunucu dinleme yapıyorsunuz demektir. Savunucu dinleme modelini sizden izleyen çocuklar hemen uygulamaya başlarlar. Savunucu dinleyen çocuk her zaman garip bir şekilde kendini savunmaya geçer. Çünkü o savunma sistemleri içinde büyümüştür. Hem onun da kendini savunması lazımdır. Çocuğunuzun anlamsız savunmalar yapmasını istemiyorsanız siz de savunucu dinleme modelini kullanmamalısınız.

Tuzak kurarak dinleme

"Tuzaklı" dinlemede en temel faktör ebeveynlerin, anne-baba rolüyle, polis, öğretmen, avukat rolünü karıştırmaya başlamasıdır. Eğer baba kendini evin polisi, anne de evin başöğretmeni gibi hissetmeye başlıyorsa ve çocuklarını "acaba neyi yanlış yaptı" diye dinliyorlarsa o zaman işte bu tuzaklı bir dinleme modelidir. Tuzaklı dinleme modelinde çocuk size bir şey anlatmasa bile siz paranoid dinleme dürtünüzü devreye sokar "acaba benden bir şey mi saklıyor" gibi anlamsız düşüncelere dalabilirsiniz. Tuzaklı dinleme modeli ile karşınızdaki bireyleri anlamamız ne yazık ki mümkün değildir.

"Doğru dinleme"nin ilkeleri:

- Doğru dinlemek esas olarak, dinleyeceğinize karar vermektir.

- Doğru dinlemeyi başarabilmeniz için esas olarak susmayı kabul etmeniz gerekir. Çünkü dinlemek için susmak zorundasınız.

- Dinlerken pasif olmanız yararlıdır. Çözüm bulma çabası içine girmemelisiniz. Onun ihtiyacıyla ilgilisiniz, amacınız onun duygularını ifade etmesine ve rahatlamasına imkan sağlamak olmalıdır.

- Eğer çocuğunuz, "Bu dediğim doğru mu ne dersin anne?" diyorsa, o zaman danışma durumundadır. İletişim buraya gelmişse, fevkalade iyi demektir.

- Eğer çocuğunuz sorunlarını size danışıyorsa bu mutluluk verici bir özelliktir. Böyle bir iletişimde çözüm üretebilme ihtimali oldukça yüksektir.

- Etkin dinleme biçimini kullanmalısınız. Etkin dinlemede yapacağınız şey, çocuğunuzun söylediği cümleyi anladığınızı ona iletmektir. Çocuğun söylediklerini anlamak ise, onun söylediklerine ekleme yapmadan söylediklerini açmak demektir.

- Sadece siz konuşmamalı, monolog yerine diyalog kurmalısınız.

- Dinlerken kendinizi kontrol etmeli, problemlerinizi karşıya yansıtmamalısınız.

- Karşınızdaki insana güven ve cesaret verebilmelisiniz.

- Suçlama, yargı, genelleme ve yorumlardan genellikle uzak durmalısınız.

- İletişimin sağlıklı olabilmesi için "ben dili"ni kullanmanız yararlı olacaktır.

- Bireyler arası iletişim sırasında kullanılan "Ben dili" olumlu ve yapıcı ilişkilerin temelini sağlamlaştırırken, "sen dili" aile içi ilişkileri sarsmakta hatta yok edebilmektedir.

- Kabul etmediğiniz davranışın gerçekçi tanımını yapmalısınız.

- Bu davranışın sizde oluşturduğu etkiyi ifade etmelisiniz.

- Gencin sergilediği olumsuz davranışın size yaşattığı duyguları dile getirmelisiniz.

Çocuğunuzla sağlıklı bir iletişim kurabilmek için;

- Yıkıcı eleştirilerden kaçının. Yapıcı ve olumlu yönde tavsiyelerde bulunun.

- Ertelemeyin.

- Suçlayıcı ifadeler kullanmayın

- Onu, beğenmediğiniz yönleri ile kabullenin ama beğenmediğiniz yönleri de nedenleri ile açıklayın.

- Çocuğunuzda güçlü bir istek uyandırın.

- Onu yüreklendirin.

- Çocuğunuza karşı iyi bir dinleyici olun. Onu kendinden bahsetmesi için cesaretlendirin.

- Onunla iyi bir iletişim başlatmak için ilgilendiği şeylerden bahsedin.

- Çocuğunuzun kendini önemli hissetmesini sağlayın ve bunu içtenlikle yapın.

- Onun fikrine saygı gösterin ve asla ''Sen anlamazsın'' demeyin.

- Eğer hatalıysanız bunu hemen kabul edin.

- Konuşmaya dostça başlayın.

- Bırakın konuşmanın çoğunu çocuğunuz yapsın. Konuşmasına fırsat tanıyın.

- Empati kurun, yani onun duygularını anlamaya çalışın.

- Çocuğunuzun düşünce ve isteklerine anlayışla yaklaşın.

- Konuşmaya içten bir iltifat ve övgüyle başlayın.

- Onun hatalarına üstü kapalı bir şekilde değinin.

- Doğrudan emir vermek yerine sorular sorun.

- Gerektiğinde gururunu kurtarmasına izin verin.

- Övgü ve takdirlerinizde içten ve cömert olun.

- Hatalarının kolay düzeltilebilir gibi görünmesini sağlayın.

- Her zaman onu sevdiğinizi ve değer verdiğinizi hissettirin.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
öğretmen
FORUM UZMANI
<marquee>FORUM UZMANI</marquee>


Kayıt: 30 Ağu 2006
Mesajlar: 743
Konum: sivas

MesajTarih: Pzr Hzr 22, 2008 12:53 pm    Mesaj konusu: SINAVLARA HAZIRLIKTA AİLELERİN DİKKAT ETMESİ GEREKEN HUSUSLA Alıntıyla Cevap Gönder

SINAVLARA HAZIRLIKTA AİLELERİN DİKKAT ETMESİ GEREKEN HUSUSLAR
Sınava hazırlık aşamasında gençlerin ilgili ve anlayışlı aile beklentileri daha da artmaktadır. Sınav kaygısı yaşayan gençlerin kaygılarının sadece sınavla ilgili olduğunu düşünmek yersiz olur. Bu gençlerle ilgili yapılan araştırmalar göstermektedir ki kaygının temel sebebi gencin çevresi tarafından olumsuz olarak algılanma korkusudur. Yani bu süreç içindeki gençlerde başarısız olduğunda başta ailesine, akabinde akraba, komşu, arkadaş gibi kişilere ne diyeceği, başarısız, tembel, beceriksiz, hatta kafası çalışmayan bir insan olarak değerlendirileceği düşüncesi yoğun olarak kaygı yaşamaya ve sınavla ilgili öğrenme sürecinde olumsuz etkilenmelere neden olmaktadır.

Üniversite sınavlarına hazırlık aşamasında iyi konsantrasyon ve motivasyon başarının en önemli unsurudur. Bu nedenle öğrenci kendini olumsuz etkileyecek duygu ve düşüncelerden uzaklaşmış olmak zorundadır. Bunu, tek başına gerçekleştirmesini beklemek haksızlık olacaktır. Bu noktada aile, dershane ve okul öğrencinin yanında olmak zorundadır. Gencin, "başarısız olursam aileme ne derim?" "Tanıdıklarım benim hakkımda ne düşünür?" "Sonra onların yüzüne nasıl bakarım?" gibi sorulardan arındırılması gerekir.

Bazı aile ve öğretmenler bu gibi düşüncelerin gençlerde sorumluk duygusunu geliştireceğini, dolayısıyla öğrencinin derslerine daha çok çalışacağını zannederler. Fakat araştırmalar göstermiştir ki bu gibi düşünceler kaygı düzeyini daha fazla arttırmaktan ve öğrenmeyi olumsuz etkilemekten, dolayısıyla da sınavlarda başarısız olmaktan başka bir işe yaramaz. Hiçbir öğrenci sınavlara başarısız olmak için girmez, dolayısıyla başarısızlıktan ziyade öğrencinin başarılı olduğu noktaları vurgulamak ve onları yüreklendirmek zorundasınız.

Sınava hazırlanan gence yardım konusunda aile bireylerinin en çok dikkat etmeleri gereken nokta ona her fırsatta değerli olduğunu hissettirmek ve sınavda başarılı olsa da, olmasa da bunun kendileri açısından değişmeyeceğini vurgulamaktır.

Kaygının yüksek olmasının olumsuz etkileri olmakla beraber, kaygısızlığında öğrenmedeki olumsuz etkileri yadsınamaz. Bu sebeple dengeleri iyi yakalamak gerekir. "Devamlı çalış, hiç çalışmıyorsun, bu gidişle sen beceremezsin" demek ne kadar yanlışsa, "sen nasıl olsa yaparsın, boş ver bu kadar üzerinde durma" gibi söz ve davranışlar da o kadar yanlıştır. Ayrıca "Bence sen en iyi bölümlere layıksın, senin kazanamaman gibi bir ihtimal düşünemiyorum." gibi sözlerde başta ona destek verir gibi görünse de sonuçta kaygı düzeyini yükselttiği için zararlı olabilir.

Sonuç olarak ailenin gence, doğru ve motive edici bir yaklaşım içinde olması gerekir. Çocuğunuzla sürekli iletişim içinde olmalı, sadece başarılı olduğunda değil her zaman yanında olduğunuzu hissettirmelisiniz. Ona çalışabilmesi için gerekli maddi ve manevi olanakları sağlamalısınız. Onun yetenek ve kapasitesini iyi şekilde değerlendirmeli ve beklentilerinizi bu objektif değerlendirmelere göre ayarlamalısınız. Dershane ve okulla devamlı işbirliği içinde olmalı, gerektiğinde yapılması gerekenler konusunda yardım almalısınız. Meslek seçimi konusunda kendi istek ve beklentilerinizde diretken olmaktan kaçınmalı, çocuğunuzun yetenek ve ilgileri konusunda ileriki yıllarda başarılı olabileceği mesleği seçmesinde destekleyici olmalısınız.

Çocuğunuzun sizden farklı bir birey olduğunu, onun da kendine has istek ve beklentilerinin olduğunu asla unutmayınız!
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
öğretmen
FORUM UZMANI
<marquee>FORUM UZMANI</marquee>


Kayıt: 30 Ağu 2006
Mesajlar: 743
Konum: sivas

MesajTarih: Pzr Hzr 22, 2008 12:54 pm    Mesaj konusu: Çocuklarınızla Aranıza Duvarlar Yapmayın Köprüler Kurun! Alıntıyla Cevap Gönder

Çocuklarınızla Aranıza Duvarlar Yapmayın Köprüler Kurun!
Anne babaların çocuklarıyla kurdukları diyaloglar kimi zaman arızalı bir telefonla yapılan görüşmelere benzer. Sizin sesiniz ona gider ama cevap alamaz , bir şey duyamazsınız. Aslında telefonda arıza yoktur çoğu kez kullandığınız kelimeler hatalıdır , yaşadığınız bir iletişim problemidir. O halde;

İletişiminizi Engellemeyin

1. Emirler Yağdırmayın

"Sınavı kazanman için günde 400 tane soru çözeceksin.","Derslerinde başarılı olmak istiyorsan televizyonu kapat , çalışmaya başla". " Saçlarına şu jöleyi sürme diye kaç defa söyledim sana!"

Kurduğunuz bu cümleler çocuk üzerinde baskı yaratacağından ona yapması gerekenin, gereklilik değil, zorunluluk olduğu hissini verir. Çocuğunuz kendini sıkışmış hisseder ve ters tepkide bulunur. Bağımsız olmaya çalışan çocuğunuz üzerinde baskı yapmanız onu hırçınlaştırır ve isyan ettirir

2. Tehdit Etmeyin

"Matematik sınavından zayıf alırsan saklanacak delik ara" , "İyi bir okula giremezsen ben yapacağımı biliyorum.", "Odanı toplamazsan bugün dışarı çıkamazsın." Kendinizi onun yerine koyun. Sürekli birilerinin size sorumluluklarınızı tehditkar cümlelerle hatırlatması sizde ne gibi duyguların oluşmasına sebep olurdu? Ergenlik döneminde çocuklar kimlik oluşumu sürecine girerler ve kendilerine bağımsız bir bireye duyulan saygının duyulmasını isterler.Bu tip tehditkar cümleler çocuğunuza kendisine saygı duyulmadığı ve hala çocukmuş gibi davranıldığı hissini verir. Tehdit yapıcı bir tuttum olmadığı için sizi haklı olduğunuz zamanlarda bile haksız duruma düşürür ve çocuğunuzun öfkesini üzerinize çekmenize neden olur.

3. Sevginizi Karşılıksız Verin

"Bizim zamanımızda dershane olsaydı ben çok daha iyisini yapabilirdim", "Sana sunduğumuz imkanların değerini bil!" "Sana aldıklarımızın haddi hesabı yok, biz ailemizden bir şey istemeye korkardık."

Çocuğunuz böyle ifadelerle karşılaştığında sizin ona sunduklarınızı kendisine karşı kullandığınızı düşünür. Çocuğunuza onunla olan ilişkinizin bir alışveriş olmadığını, sevginizin karşılıksız olduğunu hissettirmelisiniz.

4. Çözümü Ona Bırakın

"Bence başarılı olmak için daha fazla test çözmelisin.", "Ders çalışırken televizyonu kapatmayı denesene". " Dolabını düzenlersen aradıklarını daha rahat bulabilirsin bence." Takındığınız bu tavrın neden yanlış olduğunu düşünebilirsiniz. Oysa böyle davranarak çocuğunuza verdiğiniz mesaj "sen aslında tek başına hiçbir şey düşünemez ve yapamazsın , o yüzden sana yapman gerekenleri nasıl yapacağını ben hatırlatıyorum" olur. Bu da çocuğunuzun özgüven duygusunu zedeler. Biliyorsunuz başarı için ilk şart çocuğun kendine duyduğu özgüvendir.

5. Siz Dememişmiydiniz...

"Bu kadar çalışmayla bu iş olmaz demiştim.", " Ödevine hiç özenmemiştin, zayıf alacağını söylemiştim". " Yanlış arkadaşlar seçiyorsun, böyle olacağını ben dememiş miydim?"

" Ben demiştim" , "söylemiştim" gibi ifadeler daha işin başından çocuğunuzun başarısız olacağına inandığınızı gösterir. Bu da çocuğunuzda kendine güvenilmediği hissini uyandırır. Çocuğunuz değersiz ve yetersiz olduğunu düşünür , kendine olan saygısını yitirir.

6. Aşırı Güven Vermeyin

"Biz senin bu sınavı kazanacağını biliyoruz", "Sen bu işin üstesinden gelirsin, sana inanıyoruz".

Genelde bu durumun çocuğa zarar vereceği hiç düşünülmez. Oysa çocuğunuz düşündüğünüzden daha duyarlıdır ve bu cümleler, sizin kendisini yönlendirme, isteğini yaptırma girişiminiz için kurnazlık olarak yorumlar. "Siz böyle söyleyince sanki ben daha çok mu çalışacağım?" diye düşünür. Övgü ise başkalarının yanında yapılıyorsa çocuğunuzu utandırır. Ayrıca aşırı övgü sonucunda çocuğunuz buna alışır ve sürekli övülmeye gereksinim duymaya başlar.

7.Bırakın Sorgulasın

"Sen televizyon karşısında ders çalıştığın için başarılı olamıyorsun", "Notlarının niye düşük olduğunu biliyorum, arkadaşlarınla çok zaman geçiriyorsun da ondan." , "Dikkatle dinlemediğin için beni anlamıyorsun."

Çocuğunuz kendi başarısızlık nedenini kendisi bulabilir. Ona bu fırsatı tanımazsanız onun konuşmasını ve kendi duygularını ifade etmesini engellemiş olursunuz. Unutmamanız gereken nokta , o sizden bağımsız bir bireydir ve siz onun hayatını yalnızca yönlendirebilirsiz.

8.Sorunları Yok Saymayın

"Bundan sonraki deneme sınavından çok daha yüksek puan alacağına eminim " "Bundan sonra biraz daha fazla çalışırsan bu sınavı kesin kazanacaksın" "Aman boş ver üzülme, hep kavga ediyorsunuz, nasıl olsa barışırsınız".

Eğer ortada gerçekten önemli bir sorun varsa sorunu çözmek yerine yok saymak, geçiştirmek, "üzülme bunlar geçer, nasıl olsa düzelir" gibi ifadeler çocuğunuzda önemsenmediği duygusunu yaratır. Sizin için sorun sayılmayacak bir durum onun için çok önemli olabilir.

9.Alternatifleri Olsun

"Bu sınavı kazanamadığın taktirde yapabileceğin başka ne var?", "Başarılı olmaktan başka çaren var mı?" Bu tip ifadeler çocuğa, sınavın onun için son şans olduğu ve hayatının dönüm noktası olduğunu düşündürür. Psikolojik danışmanımız , öğrencilerimize "LGS sizin için ne anlam ifade ediyor" konulu bir kompozisyon çalışması uyguladı. 8. sınıf öğrencilerinden birinin kompozisyonundaki şu satırlar dikkat çekiciydi: "kazanmak ya da kaybetmek işte bütün mesele bu." Sizin de kuracağınız böyle cümleler sınavı ölüm kalım savaşı haline getirir , bu da çocuğunuzda güvensizlik ve kaygı yaratır. Çocuğunuzun kaygısını yükseltmek ve kendine güvenini azaltmak istiyorsanız bu cümleleri kurun!

10.Dalga Geçmeyin

"Boş ver doktor olamazsan, çöpçü olursun", "bu sefer alamadık ama bir sonraki karnede söz, sana bisiklet alacağız." Böyle ifadeler, çocuğunuzda ailesinin onunla ilgilenmediği, duygularına saygı göstermediği, dikkate almadığı düşüncesini uyandırır.

Bütün bu hatalardan hareketle çocuğunuzla sağlıklı iletişim kurmak için aranızdaki duvarları yıkmalı, olaylara çocuğunuzun penceresinden bakabilmeli, onun duygu ve düşüncelerini anlayabilmek için onunla aranıza köprüler kurmalısınız.

11.Model Olun

*Çocuğunuzun sizden bağımsız bir varlık olduğunu kabul edin ve ona saygı duyun. Eğer siz çocuğunuza saygı gösterirseniz o da saygılı olmayı öğrenir ve aynı saygıyı size gösterebilir. Ama sigara içen birinin sigaranın zararları konusunda söyledikleri nasıl gerçekçi gelmiyorsa, saygısız davranan birinin saygılı olmayı öğretmeye çalışması da bir o kadar boştur. Çünkü bu dönemde çocuklar en çok yakınlarındakini model alarak öğrenir ve onun en yakınında siz varsınız. Bu nedenle ona öğüt vermek yerine 'model' olun. Mesela haksızlığa uğradığınıza inandığınız bir yerde hakkınızı arayış biçiminize çocuğunuzun tanık olmasını sağlayın. Ona kavga etmeden ve bağırmadan haksızlıklara karşı çıkmanın mümkün olduğunu gösterin. Böylece bir gün ona haksızlık ettiğinizi düşünürse hakkını kavga yoluyla değil , konuşarak arar.

12. Sabırla Dinleyin

Çocuğunuzun her yaşta anlattığını, sıkıntıdan patlasanız bile , söyleyeceklerini bilseniz de can kulağıyla dinleyin. Vaktiniz yoksa bunu ona söyleyin ve sonra dinleyin. Çocuğunuzun anlattıklarını dinlemiyorsanız, bir süre sonra onun da sizi dinlemediğini fark edersiniz. Onu yargılamadan dinlerseniz onun gerçek duygu ve problemlerini öğrenme şansınız olur.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    EGiTiM VE ÖGRETMEN FORUMU Forum Ana Sayfa -> REHBERLİK Tüm zamanlar GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız





Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu

Abuse - Report Abuse
Powered by forumup.com forum gratis free, create open your free forum!
Created by Raulken of Hyarbor S.r.l.
TOS & Privacy.

Page generation time: 0.114