Eğitim ve Öğretmen Forumu  Forum Ana Sayfa Eğitim ve Öğretmen Forumu

İlköğretim ve Lise
Günlük Ders planları,belgeler,programlar,zümre,sosyal kulüpler
rehberlik,ödev ve tezler,yazılı ve testler

 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

ŞİDDETİ ANLAMAK

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Eğitim ve Öğretmen Forumu Forum Ana Sayfa -> ****Serbest Kürsü ****
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
adige
MODERATÖR
<marquee>MODERATÖR</marquee>


Kayıt: 02 Nis 2006
Mesajlar: 134
Konum: izmir

MesajTarih: Pts Nis 10, 2006 8:43 pm    Mesaj konusu: ŞİDDETİ ANLAMAK Alıntıyla Cevap Gönder

ŞİDDETİ ANLAMAK
Ahmet İnam
________________

"Şiddet"i neden anlamalıyız? Şiddetin yaşamımızdaki yerini,
ortaya çıkışının ardında yatan etkenlerin neler olduğunu,
şiddetle yaşanan yaşamın olumsuzluklarını, bu olumsuzlukla nasıl
başedebileceğimizi öğrenmek, bilmek, tartışmak için şiddeti
incelemeli, tartışmalı, yorumlamalıyız. Şiddetin önüne
geçebilmek, şiddete karşı bir duyarlılık geliştirmek, bir
şiddet bilincine sahip olmakla olanaklıdır.


Şiddetin olduğu bir yaşam, mutsuzluğun, acının, tutsaklığın,
ezilmişliğin, kendini gerçekleştirememenin yaşandığı bir
yaşamdır. Böyle bir yaşamda insanlar sağlıklı düşünemezler,
algılayamazlar, tartışamazlar, sorgulayamazlar, dolayısıyla da
bilim yapamazlar, sanat etkinliğinde bulunamazlar, inançlarını
yaşayamaz, gönüllerindeki dünyayı gerçekleştiremezler.
İşte ilk bakışta hemen gözleyivereceğimiz böylesi bir olumsuz
güce sahip şiddetin kaynaklarını, etkilerini anlayabilmek amacıyla
beş ayrı, ama zaman zaman da örtüşen anlamlarının dile
getirilmesi gerekir.


ŞİDDET VE BOYUTLARI


Doğada, evrende gördüğümüz, varoluşun köklerinde bulunduğunu
düşünebileceğimiz, adına da kozmik şiddet diyebileceğimiz,
şiddeti tanımakla başlayalım.


Bakışımızı Dünya Gezegeninin dışına, ötesine çevirdiğimizde
görüyoruz: Evrende sürüp giden bir devinim var, "yeni" gök
cisimleri oluşuyor, "eskileri" ortadan kalkıyor, dönüşüyor,
dağılıyor; patlamalar, saçılmalar oluyor. Bu uçsuz bucaksız
evrende muazzam bir "kıpırtı", bir gerginlik, bir "çatışma" var
sanki. Bir yorumla söylersek, evrenin varlığında, ortaya
çıkışında "şiddet" var.


Dünyaya dönüp, doğayı gözlediğinizde bu kozmik şiddetin
gezegenimizde de bir anlamda yaşandığını söyleyebiliriz.


Şiddetli depremler yaşıyoruz (Örneğin 7 şiddetinde !). Yağmur
şiddetini artırıyor. Şiddetli seller önüne kattığı cisimleri
sürüklüyor, ağaçları yerinden söküyor, canlıları yok ediyor;
rüzgâr şiddetini artırıyor, deniz üstündeki gemilerin,
insanların, kıyılardaki yerleşim bölgelerinin altını üstüne
getiriyor; yangın şiddetle örneğin bir ormanı sardığında,
ormandaki canlıların yaşamını etkiliyor. Yanardağ
patlamalarının, salgın hastalıkların, büyük ve etkili iklim
değişikliklerinin, dünyaya düşebilecek bir gök taşının
yapacağı tahribatın, evrendeki şiddetin dünyadaki bir yansıması
olduğunu söyleyebiliriz. Doğadaki canlıların varolma, yaşama
uğraşında, sürüp giden savaşın, kavganın (yaşama kavgası!) da
işaret ettiği şiddet, bu kozmik şiddettir.


Demek ki şiddet evrenin bütünün de doğada hep vardı, hep var.
Doğadaki bu şiddeti, ilk dile getiren düşünürlerden biri
Herakleitos'tur. "Savaş, herşeyin babası, herşeyin kralıdır"
diyor. Onun evren anlayışında evren, sürekli çatışmaların,
sorunların yaşandığı bir yerdir. "Kavga herkes için ortak;
adalet, bir çatışmadır". Adalet bile onun gözünde kavgayla
sağlanabilir. Şiddet doğaldır. Doğada vardır şiddet, bir
yanıyla parçası olan insanda da. Yalnız bu şiddet, belli ilkeler,
ölçüler içinde olur. Şiddet ölçüyü bozmaya çalışır,
şiddet ölçüsüzlükle birliktedir. Oysa, şiddetin
ölçüsüzlüğünün de bir ölçüsü vardır. Bu ölçü evrene
egemen olan temel yasalardan gelir. Herakleitos bu yasalardan oluşmuş
temel ilkeye logos diyor. Batı dillerinde "mantık", "bilim",
"söylem" gibi anlamlara gelen bu sözcüğü, örneğin, jeoloji,
yerbilim teriminde, geo-logos (ge, yer anlamında), psikoloji, ruh
bilim teriminde, psükhe-logos (psükhe, ruh anlamında) olarak
görebiliriz. İşte bu ölçü içinde çatışmalar, gerginlikler,
gerilimler taşıyan bir ölçüdür: Ölçüsüzlüğün,
ölçüsüdür. Herakleitos'un bu yorumunda, şiddetle, yasa
kavramlarının örtüştüğünü görüyoruz.


Oysa, on yedinci yüzyılın ünlü düşünürü Leibniz için evren
bir uyumdan, "harmonia"dan oluşmuştur. Evrenin varlıkları arasında
önceden kurulmuş bir uyum vardır. Uyum önceden kurulduğu için
tanrının evrenin işleyişine sık sık müdahalesine gerek kalmaz.
Demek ki evrende, kozmik bir şiddet bulunduğu görüşü "uyumcu"
düşünürlerin kabul edebileceği bir sav gibi görünmüyor.


Evrenin yapısında şiddet var mı? Bu sorunun yanıtı "şiddet"ten
ne anladığımıza bağlıdır: İnsana bağlıdır. Bu anlayışa
göre, evrende, doğada şiddet yoktur. Örneğin, doğadaki
devinimlerin, dönüşümlerin, değişimlerin, canlılar arasındaki
yaşama kavgasının "şiddetle" ilgisi yoktur: Birbirleriyle bir dişi
için kıyasıya kavga eden erkeklerin aldığı yaralar, bir zulüm,
bir şiddet değildir, doğanın olağan akışı içinde olup biten
doğal olaylardır. Şiddet, insanın olup bitenleri algılaması,
değerlendirmesi, yorumlamasıyla ortaya çıkar. Doğa, insanın onu
değerlendirmesinden bağımsız olarak, kendi devinimini, dönüşüm
süreçlerini sürdürmektedir. İnsana zarar verdiğinde, onda acı
yarattığında, onu üzüp sıkıntıya soktuğunda şiddetten söz
ediyoruz. Yanardağ patlamasının bir şiddet olarak algılanabilir
oluşu, püsküren lavların, insan yaşamına, insanın değerli
gördüğü varlıklara verdiği zarardan geliyor! Başına gelen
doğal âfetleri, sevdiği insanların ölümünü, sahip olup,
değerli gördüğü eşyanın yitimini kendisine yöneltilmiş bir
şiddet olarak algılayabiliyor. Kozmik şiddet onun yazısını
belirliyor sanki, uğradığı "haksızlıkları" da şiddet olarak
yorumlayabiliyor.


Kozmik şiddetin adaleti var mıdır? Bu soru, insanın başına gelen
zorlukların, uğradığı doğal felâketlerin, acısıyla yandığı
kayıpların etkisiyle, mitolojilerde, dinsel tartışmalarda,
felsefede yüzlerce yıldan beri, değişik biçimlerde kendine
sorduğu bir sorudur. Neden fırtına evimi yıktı, hastalık
çocuklarımı öldürdü, yıldırım hayvanlarımı kül etti, sel
tarladaki ürünlerimi aldı götürdü? Adalet bu yaşamın neresinde?


Bu soruya verilen yanıtlar arasında, en dikkat çekici olanlardan
biri de, şiddetin yol açtığı acıyı akıl yardımıyla azaltma
çabasını en fazla gösteren düşünürlerden gelenleridir:
Şiddetin bizim kavrayamadığımız bir mantığı vardır.
Karşılaşıldığında, bize "haksızlık", "saçmalık",
"anlamsızlık", "vahşet" gibi gelen şeyler, bizim bütünü, evrenin
tümünü göremeyişimizden kaynaklanıyor. Şiddete uğrayan kişi
olarak yalnız kendimizi gördüğümüz, şiddetin evrendeki diğer
olaylarla ilgisini kavrayamadığımız için, başımıza gelenler
haksızlık gibi görülüyor. Daha önce de tartıştığımız gibi
evrende bir ölçü, bir düzen, bir "logos" vardır. Her şey bu
ölçüye göre olur.


Doğanın, evrenin kendi içinde şiddet taşıdığı yorumlarının
karşısında, "şiddet"in bir yaşantı olduğu, içimizde
yaşadığı savı ileri sürülebilir. İşte şiddetin ikinci anlamı
burada ortaya çıkıyor. Şiddetin bundan sonra kısaca dile
getireceğimiz anlamlarının tümünde, insanın içinde olduğunu
göreceğiz: Şiddetin insanın yaşadığı yaşam için, sahip
olduğu inançlar ve deneyimler açısından bir anlam taşıdığı
anlaşılacaktır.


Şiddetin bir davranış biçimi olduğu, içinde hoşgörüsüzlük,
saldırganlık, öfke, hınç bulundurduğu görüşü, şiddetin
ikinci anlamını oluşturuyor. Bu anlamdaki şiddet, bir amaç
içeren, önceden düşünülerek planlanmış bir şiddet değildir.
Apansız parlamaların, birdenbire çılgınca davranışların
ardında bulunur, onları tetikler. Elbetteki bedenin fiziko-kimyası,
sinir sisteminin işleyişi ile yakından ilgisi vardır. "Cinnet
getirme", adıyla tanınan saldırganlıklarda kişi hem
çevresindekileri, hem de kendini yok etmeye eğilim gösterebilir.
"Kör şiddet"tir bu, düşünmeyen, bilinçsiz şiddet. Bir anlamıyla
içimizdeki kozmik şiddetin dizginlenemeyerek, denetlenemeden,
ölçülerini aşarak patlayıvermesidir. Kozmik şiddeti,
yeryüzündeki mağmaya benzetirsek, mağma yer kabuğunun "zayıf"
bölgelerinden, kendi akış dinamiği içinde yeryüzüne çıkmaya
çalışacaktır. Kimi insanlar, birey olarak böylesine şiddete
açık zayıf bölgeler taşıyorlarsa içlerinde, şiddet enerjisi,
oralardan, "dışarı" çıkacaktır. Benzer durumun tarih boyunca
toplumlarda da görüldüğünü söyleyebiliriz. Kendi kültürel
geçmişleri içinde, şiddet enerjisinin çıkış noktası
bulabileceği zayıf noktalar; şiddet çatlakları taşıyan toplumlar
fazla direnç göstermeksizin şiddetle sarsılabiliyorlar (örneğin,
Hitler Almanyası gibi!).


Neden şiddet çatlakları var? Neden kimi kişilerde, kimi toplumlarda
şiddet püskürmelerine (yanardağ püskürmeleri gibi) rastlıyoruz?
İçimizdeki şiddet enerjisini, kozmik şiddeti doğuran enerjiyi
düzenleyemiyorsak, bu enerjiyi, olumlu enerjilere
dönüştüremiyorsak, "kabuk"larımızda çatlaklar oluşur ve kozmik
şiddet bu çatlaklardan fışkırır!


İçimizdeki enerjiyi tanımak, kendimizi tanıyabilmekten geçiyor.
Bedenimizi, bedenimizin gereksinmelerini, duygularımızı, sevinç ve
üzüntülerimizi, bunların olası nedenlerini, düşüncelerimizi,
düşüncelerimizin dayandığı inançları, çevremizi,
ilişkilerimizi, toplumumuzu, geçmişimizi tanıyabilmeye çalışma,
bunda istekli olmamız; bize acı veren, bizi rahatsız eden olgu ve
olayların farkına varmaya çabalamamız, içimizdeki kozmik şiddetin
hışmına uğramayı bir ölçüde azaltabilir. Şiddet püskürten
biriysem, çevremi, çevremdekileri, duygusal, düşünsel açıdan
yıprattığım gibi, onlara fiziksel olarak da zarar verebilirim.
İçimdeki şiddete direnebilmek, onu görmezden ...

tamamını oku »

Cevapla


Gönderen: kunduz - profili göster
Tarih: Ctesi 1 Nisan 2006 14:52
E-posta: "kunduz" <a...@marmara.edu.tr>
Henüz derecelendirilmemişSınıflama:
seçenekleri göster


Cevapla | Yazara Cevap Ver | İlet | Yazdır | Sadece Mesaj | Aslını göster | Kötüye Kullanımı Bildir | Bu yazarın mesajlarını bul


... Şiddet'in bildirisi, olumlu tiplemelerle legalize edilirken
idealizmin tanıdığı imkanları kullanarak bir güç odağı
oluşturur. Görünür mesajdaki "biz güçlüyüz" ifadesinin/,
bilinçaltındaki devamı "direnen ölür" şeklindedir. Pek tabi bu
son cümleyi hiçbir sanatçı kabul etmez, ancak "bize katılın"
denirken burada gizlenmiş bir şiddeti görmemek mümkün değildir.
Buna karşılık fizik olarak ezilen, yok edilen insan manzarası bir
yandan acıma duygusu, öte yandan sırası gelince intikam
alınacağından, karşı şiddeti bilinç altına yerleşmektedir.

Evrensel barışı arayan kesim, plastik çözümler, çizgi
mükemmeliği, yepyeni materyalleri devreye sokarak yumuşatılmış
bir tavırla ortak düzlemi arar ve teklif eder. Sanatçının bireysel


tercihi ve moda akımlarla bu tür esintiler sanat tarihinde hep var
olmuştur. Ne varki, ne barış ne de şiddetin kalıcılığı yoktur.


İnsan ilişkileri kimi zaman çiçek ve doğa sevgisine yönelirken,
kimi zaman da mezhep, parti şiddeti ve totalitarianizmin buyruğuna
giriverir. Şiddet zirvelerindeki sanat : "Bize katılın, haklı
olduğumuz için öldürmek zorundayız" derken, girdaba kapılan
izleyicinin şiddet'e sempati duyması an meselesidir.


Şiddet'e karşı olumlu olmak güzel-iyi-olumlu-hoş, ama canlılar
dünyasında bu tür değerler yok. Saldırının güzel-iyi-hoş
olması gerekmiyor. Yaban hayvanının vicdanı, ahlakı,
dürüstlüğü, insafı olmadığı gibi, kitlesel şiddet de
bunlardan yoksundur. Estetik öldürme, ya ruh hastalarında ya da
opera finallerinde görülür.
BKZ.>>>
Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!


Sanat ve Şiddet

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!


Emekç-l-i Eğitimci-Nurşen Görşen
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
Eğitimci
***AdmiN***
<font color=RED>***AdmiN***


Kayıt: 22 Şub 2006
Mesajlar: 5218
Konum: buradan

MesajTarih: Sal Nis 11, 2006 10:28 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

BİLGİLER İÇİN TEŞEKKÜRLER

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
heraklia
MODERATÖR
<marquee>MODERATÖR</marquee>


Kayıt: 31 Mar 2006
Mesajlar: 260

MesajTarih: Cmt Nis 15, 2006 4:55 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Nurşen Öğretmenim. Teşekkürler.

_________________
"Toprağınız toprağım, eviniz evim; burası için, bu diyarın çocukları için bir ana, bir ışık olacağım ve hiç bir şeyden korkmayacağım; vallahi ve billahi!" - Halide Edip ADIVAR
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et
Prometheus
FORUM UZMANI
<marquee>FORUM UZMANI</marquee>


Kayıt: 22 Şub 2006
Mesajlar: 527

MesajTarih: Sal Nis 18, 2006 10:42 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

teşekkürler paylaşımınız için

_________________
Dünyanın en zor şeylerinden biri, herkesin düşünmeden söylediğini, düşünerek söylemektir.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
sevilayhoca
FORUM UZMANI
<marquee>FORUM UZMANI</marquee>


Kayıt: 14 Nis 2006
Mesajlar: 830
Konum: AYDIN

MesajTarih: Pzr Nis 30, 2006 2:15 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

TEŞEKKÜRLER

_________________
    Kaçan bir gol kadar üzülmedik, değil mi ?
    ölürken o güzel çocuklar Afrika’da …
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Eğitim ve Öğretmen Forumu Forum Ana Sayfa -> ****Serbest Kürsü **** Tüm zamanlar GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açabilirsiniz
Bu forumdaki başlıklara cevap verebilirsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız





Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu

Abuse - Report Abuse
Powered by forumup.com forum gratis free, create open your free forum!
Created by Raulken of Hyarbor S.r.l.
TOS & Privacy.

Page generation time: 0.067