--------------------------------------------------------------------------------
Cehaletin Üstüne Korkmadan Yürüyenler
Öğretmen, nesilleri iyiye, güzele, doğruya yönlendiren bir kılavuz, ruhun cilalanıp aşk ve iştiyakının artmasına vesile olan bir rehberdir.
Öğretmen, gecesini gündüzüne feda eden, yaşatma arzusuyla yaşayan, geçmişin güzelliklerini, zamanımızın yeniliklerini bir nakkaş inceliğiyle muhatabının ruhuna, gönlüne ilmik ilmik dokuyan, âtinin mimarlarını kalb kafa bütünlüğü içinde yetiştiren fedakâr, azimli, gayretli ve maddi arzulardan beri, çağın yeniliklerinden haberdar, olan gönül mimarıdır.
Öğretmen, insanlığa Yaratanı hatırlatan, dünyaya geliş gayesini öğreten yol göstericidir. Onun mesleği, peygamber mesleğidir. Yüce Yaratıcının ilim sıfatının tecellisi öğretmende daha fazla görülmektedir. Öğretmen, bir mürebbidir. Emanet olarak teslim edilen taze dimağları, kendisine bahşedilen kabiliyetle terbiye eder. Muhatabının içindeki cevheri büyük bir maharetle keşfedip yönlendirilmesi gereken alana kanalize ederek asıl vazifesini icra etmiş olur.
Öğretmenin yapmış olduğu vazifenin kıymeti maddeyle ölçülemeyecek kadar büyüktür. Zira yaptığı iş insanlığın geleceğini şekillendiren, insanlığı yüceltip insanın dünyaya geliş gayesini hatırlatan, kelimelerle anlatılamayacak kadar büyük, manevi bir iştir.
Öğretmen, azim, inanç, gayret, coşku; fedakârlık ve gönül kahramanıdır. Dünyayı şekillendirecek olan kutlu nesli, yetiştirmek için gecesini gündüzüne katar. O adanmıştır. Kendini insanlığın refahı için adar. Bu kutlu yolda gerekirse okyanuslar aşar, tıpkı cehalet bataklığına saplanan insanları aydınlığa kavuşturan şanlı Nebinin sahabileri gibi kutlu dava sevdasıyla yola çıkıp her gittiği beldeye huzur taşır. Gittiği yerlerde sulh adacıkları oluşturur, muhataplarının gönlüne taht kurar. Yaptığı işi, Hazreti İsa'nın havarileri gibi, âlemlerin efendisi Hazreti Peygamberin sahabileri gibi yapar. Başka başka diyarları vatan edinir. “Ölürsem beni nerde öldüysem oraya gömün.” der ve dünyayı kendine mezar edinerek hak ve hakikatin oralarda yeşermesi için o topraklara canını vererek oraların tapusunu alır. Hal diliyle gönüllere girer. Bütün bir dünyayı kendisine vatan edinir. Amacına ulaşmak için; anne, baba, yâr, çoluk çocuk; evladı ıyalinden, vatanından vazgeçer.
“İlim öğrenmek farzdır.”, “Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz.”, “ilim Çin’de de olsa gidip alınız.” gibi baştacı sözleri kendi benliğinde duyarak ölçüp tartan ve bu güzide sözleri kendisine düstur edinip bir ibadet neşvesiyle tüm dünyevi arzularını bir tarafa bırakan yine öğretmendir.
Öğretmen mazinin mirasçısı, atinin kurucusudur. Geçmişin güzelliklerini günümüze taşıyan ve geleceği şekillendirmek için canla başla çalışan yüce kaamet, öğretmendir. Yeni neslin kendisinin eseri olacağından emindir. Bu neslin yetişmesinde bir nakkaşın tüm inceliklerini göstererek milli ve manevi değerleri, öğrencisinin ruhuna, kalbine ve gönlüne kanaviçeler gibi dokur. Nesillerin ruhuna sevgi mayası katıp onları hoşgörüyle yoğurur. Bunları yaparken de karşılığında hiçbir menfaat beklemez. İlim ordusunun fikir banisidir.
O, Yunustan sevgi, Mevlana’dan hoşgörü, Hacı Bektaş-ı Veli’den muhabbet alıp Akşemsettin ve İbn-i Kemal’in ilim ve irfanıyla süslenir. Yavuzlar, Fatihler yetiştirmeye and içmiştir. Ümitsizlik onun kapısına asla uğramaz. Efendimizin: “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.” hadislerini kendisine parola kabul eder. Yarınlara güvenle bakar. Türkiye’miz ve bütün insanlık için: “Üstat Necip Fazıl’ın Sakarya şiiriyle, Milli şairimiz Mehmet Akif’in Asımın Nesli”yle sembolleştirdiği bu kahraman milletin evlatlarını yarınlara güvenle hazırlama gayesiyle ter döker, hafakanlar yaşar. Dilinde her zaman şu şarkı vardır onun:
Ben bir garip öğretmen,
Anadolu’dan,
Yiğitler diyarından.
Buram buram türkü,
Buram buram hasret,
Buram buram muhabbet kokan yerden,
Gönlümde vatan sevgisi,
Kalbimde millet coşkusu,
Yürüyorum cehaletin üstüne.
Öğrencilerimle, canlarımla
Öbek öbek olmuş papatyalarımla,
Issız dağlarda açan kır çiçeklerimle.
İstikbalde parlayacak yıldızlarımla yürüyorum...
Ben bir garip öğretmen,
Sevda dolu gönlüm,
Sevgi dolu kalbim.
Ne zaman bir çocuk sesi duysam,
Çılgınca atar nabzım.
Ne zaman tatlı tebessümlerini görsem,
Güler yüzüm ışıldar gözüm.
Hedefim, engin ufuklara kement atmak.
Karanlık dünyayı aydınlığa çevirip
Şanlı milletime Şerife bacılar, Yahya Çavuşlar gibi
Er oğlu erler, Türk kızı Türkler yetiştirmek.
Dünyanın bağrına muhabbet tohumları saçarak,
Geleceğe barış, dostluk, sevgi buğularını
Dalga dalga yaymak,
Özgürlüğe susamışları özgürce yaşatmak...
Ben bir garip öğretmen,
Özüm sözüm tertemiz,
Anadolu’mun sevgi imbiğinden süzülüp geldim.
Yunus’tan muhabbet, Mevlana’dan hoşgörü aldım.
İlmin kapısını, Farabilerle, İbni Sinalarla araladım.
Fatih’ten yiğitlik, ecdadımdan cömertlik aldım.
Hiç bitmeyen bir ümitle,
Kötü düşüncelerden habersiz,
Yürüyorum korkusuzca cehaletin üstüne,
Yüreği kalkan, gönlü sevgi dolu öğrencilerimle...