 |
Eğitim ve Öğretmen Forumu
İlköğretim ve Lise Günlük Ders planları,belgeler,programlar,zümre,sosyal kulüpler rehberlik,ödev ve tezler,yazılı ve testler
|
| Önceki başlık :: Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
engins


Kayıt: 29 Ağu 2007 Mesajlar: 1343
|
Tarih: Pzr Eyl 30, 2007 11:31 am Mesaj konusu: TÜM YÖNLERİYLE AVRUPA KITASI |
|
|
1. AVRUPA’NIN COĞRAFİ KONUMU VE GENEL ÖZELLİKLERİ
Yüzölçümü bakımından Okyanusya’dan sonra en küçük kıta olan Avrupa, Eski Dünya kara kütlesinin (Avrasya), kuzeybatısında Asya’dan yarımada şeklinde ayrılan küçük bir kısmıdır. Aslında Asya ile Avrupa kıtaları bir bütünsellik gösterir ve Avrasya adım taşımaktadır.
Kuzeyde Kuzey Buz Denizi, batıda Atlas Okyanusu ve güneyde Akdeniz ile çevrilen olan kıta, Afrika’ya çok yaklaşır. Örneğin bu uzaklıklar, Cebelitarık Boğazı’nda 14 km, Sicilya Boğazı’nda ise 140 km kadardır. Güneydoğuda ise, Ege Denizi, Marmara ve İstanbul - Çanakkale boğazları ile Asya Kıtası ve Ortadoğu topraklarından ayrılır. Doğuda, Asya Kıtası ile olan sının kesinlik taşımasa da Ural Dağları ile Ural Nehri’nin bu iki kıta arasında doğal bir sınır oluşturdukları kabul edilmektedir. Güneydoğuda ise Kafkas Dağları’nın su bölüm çizgisinin Asya ile Avrupa arasında ikinci bir doğal sınır oluşturduğu varsayılmaktadır.
Ural Dağları ile Hazar Denizi arasındaki sınır ya Ural nehri, ya da bunun daha doğusundaki Emba Nehri’ni takip etmektedir. Hazar Denizi ile Karadeniz arasında ise üç ayrı sınır çizgisi kullanılabilir: Birisi en kuzeyde Hazar ve Azak denizleri arasındaki Kuma Maniç Vadi Çukurluğu; ikincisi.güneyde Kafkas Dağları’nın su bölümü çizgisi; nihayet üçüncüsü, Rusya ile İran ve Türkiye arasındaki siyasi sınırdır. Bu değişken sınırlar sonucunda, bazı coğrafyacılar Azerbaycan, Ermenistan ye Gürcistan’ı Avrupa kıtasına dahil etmektedir bazıları, bu ülkeleri Asya topraklarında varsaymaktadır.
Avrupa’nın doğu sınırlarından hiç birisi kesin sınır karakteri taşımamakla birlikte, günümüzde bu sınır, genellikle Ural Dağları, Ural Nehri ve Kafkas Dağları’nın su bölüm çizgisinden geçirilmektedir.
Avrupa, Okyanusya’dan sonra yüzölçümü en küçük olan kıtadır. Kıtanın yüzölçümü 10 523 000 km2 olup; bu alan, yeryüzünün yaklaşık 1/50’ini kaplar. Fakat bazı coğrafyacılara göre Avrupa’nın yüzölçümü 10 400 000 km2, bazılarına göre ise 10 507 000 km2’dir. Öte yandan dünya nüfusunun 1/9’i kadarı bu anakarada yaşamakta, fakat buna karşılık dünya gelirinin % 40’ı bu kıta nüfus payına düşmektedir.
Avrupa Kıtası, Kuzey yarımkürede 36°-71° kuzey enlemleriyle 10° batı ve 60° doğu boylamları arasında uzanır. Anakaranın en güney ucu Mora yarımadası üzerinde Mataban Burnu (36° kuzey) en kuzey ucu ise Norveç’te yer alan Kuzey Burnu’dur (71° kuzey). Batıda Portekiz’de Roca Burnu (10° batı boylamı) en batı ucunu, doğuda Ural Dağları üzerinden geçen 60° doğu boylamı kıtanın en doğu ucunu oluşturur. Kıta bu enlemler arasında kuzey-güney yönünde 4 000 km’ye ulaşmakta, doğu batı arasındaki genişliği 5 000 km’yi aşmaktadır. Doğu-batı arasındaki uzaklık ve boylam farkı göz önüne alınırsa, kıta üzerinde beş saat diliminin varlığından söz edilebilir. Bunlardan birinci saat dilimi İçinde İspanya, Portekiz ve Fransa yer alırken (0 numaralı Batı Avrupa Saat Dilimi); ikincisi içinde İskandinav ülkeleri, Orta Avrupa ülkeleri, İtalya, Sırbistan ve Arnavutluk (1 numaralı Orta Avrupa Saat Dilimi); üçüncüsünde Doğu Baltık ülkeleri, Romanya, Bulgaristan ve Yunanistan (2 numaralı Doğu Avrupa Saat Diliminde); dördüncüsünde Batı Rusya (3 numaralı Saat Dilimi’nde); beşincisinde ise Rusya’nın Moskova’nın doğusunda kalan kesimleri yer almaktadır (4 numaralı Saat Dilimi).
Avrupa anakarası, alçak bir kıtadır. Ortalama yükseltisi 330 m. kadardır. Oysa bu değerler Asya’da 1010 m, Amerika’da 650 m, Afrika’da 600 m, ve Türkiye’de 1132 m’yi bulmaktadır. Kıtada yükselti basamaklarının dağılışı da diğer anakaralara oranla çok farklıdır. Örneğin 0-200 m. yükseltilerin kapladığı alan kıtanın % 60 oranını bulurken; 200 - 500 m.ler arası % 24; 500 - 1000 m.ler arsası % 10; 1000 - 1500 m.ler arası % 5’lik değerlere sahiptir.
Kıtanın doğu yarısı, monoton yapısı, silik topografyası ile hemen hemen Kuzey Asya ovalarının bir devamı gibidir. Bu nedenle Doğu Avrupa, asıl Avrupa’nın gerçek bir parçası olmaktan çok onunla Asya arasında geniş bir geçit alanı durumundadır.
Avrupa’nın genel coğrafi özelliklerini maddeler halinde şöyle özetleyebiliriz:
1- Ortalama yüksekliği çok az (330 m.) olan Avrupa, geniş çöl arazilerine sahip olmayan tek kıtadır. Akarsu ulaşımının en yoğun ve ülkeler arası göçlerin en fazla olduğu kıtadır.
2- Genel görünüm itibari ile büyük bir yarımadayı andıran kıta, yüzlerce ada ve yarımadayı kapsamaktadır. Özetle, kıyılarındaki girinti ve çıkıntılarının fazla olmasından dolayı, Avrupa’da iç deniz, yarımada, ada, körfez ve koy sayısı çok fazladır. Buna rağmen kıtada hiç denize kıyısı olmayan ülkelerin sayısı 14’ü aşmaktadır.
3- Aritmetik nüfus yoğunluğunun pek fazla olmadığı bir kıtadır (50 kişi/km2). Fakat Hollanda, Belçika, Malta ve San Marino gibi ülkelerde km2’ye düşen insan sayısı 300’ü aşmaktadır. Hayat ve gelir seviyesi yüksektir. Nüfus artış hızı doğurganlıktaki hızlı azalmalar sonucu çok düşüktür. Avrupa, genç nüfus oranı azalan, oysa yaşlı nüfus oranı artmakta olan bir kıtadır. Hatta bazı ülkelerde (Rusya, Bulgaristan, Almanya, Macaristan, Ukrayna, Letonya, Estonya) nüfus azalması görülmektedir.
4- Avrupa, dünyada ihracat ve ithalatta önde gelen kıtadır. Dünya sanayi ürünlerinin üçte biri bu kıtada üretilmektedir. Sanayileşmiş ülkelerin toplandığı bir kıtadır. Birleşik Krallık, Fransa, Hollanda, Belçika, İsveç, İtalya ve Almanya sanayileşme açısından çok ileri durumdadır. Dünyanın yaklaşık 1/50’ini kaplayan ve dünya nüfusunun 1/9’ini oluşturan Avrupa kıtası dünya gelirinin % 40’ına sahiptir.
5- Çeşitli milletlere mensup insanların yaşadığı Avrupa’da 46 ülke vardır. Krallık, Prenslik, (Cumhuriyet gibi farklı yönetim şekillerinin görüldüğü kıtada, komşu ülkeler arasında dil bakımından ve ekonomik açıdan önemli farklar bulunmaktadır. Kıtada Slav, Latin, Germen, Ural - Altay dilleri yaygınlık gösterir. Ayrıca kıtada Ortodoks, Katolik ve Protestan nüfusun sayısal üstünlüğü görülse de az miktarda Müslüman ve Yahudi de yaşamaktadır.
6- Beş saat dilimi üzerinde yer alan Avrupa bir devrimler kıtasıdır. Özellikle demokrasi, sanayi ve bilimsel açıdan dünyayı etkileyen devrimlerin büyük bir bölümü bu kıtada gerçekleşmiştir. Bugün ihracat, endüstri, tarım, turizm, enerji, kültür, eğitim gibi alanlarda dünyanın adeta lokomotif-önder kıtasıdır.
7- Doğal kaynaklar ve hammaddeler bakımından büyük ölçüde kendine yeterli bir kıtadır. Fakat bazı enerji kaynakları, maden ve tarım ürünleri bakımından dışa bağımlılık söz konusudur.
8- Doğurganlık oranı, bebek ölüm oranı ve nüfus artış hızı en az olan kıtadır.
9- Ortalama yaşam süresi en uzun, yaşlı nüfus oranı en fazla olan kıtadır.
10- Eğitim, kültür, sağlık ve refah seviyesi en yüksek olan kıtadır.
11- Gelen turist sayısı ve turizm geliri bakımından (turizm harcamaları) dünyada birinci sıradadır.
12- Avrupa kıtasının dünya ekonomisi içindeki yeri ve önemi büyüktür. Özellikle Avrupa Birliği ülkeleri gelişmiş ekonomileri ve yüksek yaşam standartları ile dikkat çeken ülkeler grubunu oluşturmaktadırlar. AB ülkeleri dünya yüzölçümünün % 1,6’sını ve dünya nüfusunun % 6,4’ünü oluşturmalarına rağmen, dünya çimento üretiminin % 15’ini, et üretiminin % 17’sini, elektrik üretiminin % 16,4’ünü, çelik üretiminin % 19,6’sını, süt üretiminin % 23,4’ünü, otomobil üretiminin % 40’ını, şarap üretiminin % 62,4’ünü, şeker pancarı üretiminin % 42’sini, çinko üretiminin % 26,4’ünü, peynir üretiminin % 42’sini üretmektedirler.
Avrupa; iklim, nüfus, tarım, eğitim ve sanayi gibi etmenlerde, Asya’dan çok farklı oluşu nedeniyle, öteden beri daima ayrı bir kıta olarak düşünülmektedir. Ancak kıtanın Asya ile olan sınırını çizmek bir hayli zordur. Çünkü gerek Rusya Federasyonunun ve gerekse Türkiye’nin her iki kıtada toprakları vardır. Bu iki ülke hem Avrupa ve hem de Asya ülkesidirler. _________________
Only registred user can see link on this forum! Registred or Login on forum! |
|
|
| Başa dön |
|
 |
engins


Kayıt: 29 Ağu 2007 Mesajlar: 1343
|
Tarih: Pzr Eyl 30, 2007 11:32 am Mesaj konusu: |
|
|
2. AVRUPA KITASININ OLUŞUMU
Avrupa kıtası genel olarak diğer kıtalardan daha az yüksektir. Ortalama yükseltisi 330 m. kadardır. Bunun sebebi, alçak ovaların fazla yer tutmasıdır.
Avrupa’nın bugünkü durumuna eriştiren oluşmalar, yer tarihinde hemen bir hamlede meydana gelmemiştir. Diğer tüm kıvrım hareketlerinin süresinden daha uzun zamanı içeren birinci zaman öncesi dönem içinde oluşan Huron kıvrımlarına, kıtanın kuzey ve doğusunda rastlanır.
Birinci Zaman ortalarında (Silur sonu Devon başı) meydana gelen Kaledonya kıvrım hareketlerinde, kıtanın kuzeybatısında yükselmeler olmuştur. Birinci Zaman, sonlarında (Karbon sonu) meydana gelen Hersinya kıvrım hareketlerinde, Fenno-Sarmatya ve Kaledonya kütlesinin güneyinde yükselmeler olmuştur. Bugün Orta Avrupa dağları olarak bilinen bu dağlık alanlar, aynı zamanda zengin maden kömürü rezervlerine sahiptirler.
Üçüncü Zaman ortalarında meydana gelen Alp Kıvrım hareketlerinde, bugünkü Avrupa kıtasının güneyindeki Alp kıvrım dağları ve güneydeki denizler meydana gelmiştir. Dördüncü Zaman’da aşınma ve taşınma hareketleri devam etmiş ve kıta bugünkü görünümünü kazanmıştır.
3. KITANIN JEOMORFOLOJİK ÖZELLİKLERİ
Genel olarak denilebilir ki, Avrupa, Okyanusya’dan sonra en alçak kıtadır. Bu durum, alçak ovaların ve geniş düzlüklerin kıtada fazla yer tutmasından ileri gelmektedir. Ovalar en çok Doğu Avrupa’da genişler, batıya doğru daha dar ve daha dağınık bir manzara göstermektedir. Doğu Avrupa’daki Ural Dağları, Kuzeydeki İskandinav Dağ Kütlesi ve Büyük Britanya Adası’ndaki dağlık sahalar bir tarafa bırakılacak olursa, Avrupa’nın başlıca dağlarının kıtanın güney yarısında toplanmış bulundukları göze çarpmaktadır.
Deniz seviyesi 200 m. alçalmış olsaydı, kuzeyde Beyaz Denizi ile Barents Denizi’nin büyük kısmı Rusya ovalarına katılır; Baltık Denizi, ortasındaki bir kaç küçük çukur hariç, tamamiyle ortadan kalkar, İngiltere adaları bütün Kuzey Denizi ve Manş Denizi’nin sahası ile beraber, kıtaya bağlanırdı. Buna karşılık, Akdeniz tarafında büyük bir değişiklik olmazdı. Cebelitarık Boğazı yerinde kalır; yalnız Adriya Denizi’nin kuzey yarısı sular üstüne çıkar; Ege Denizi genel şeklini koruduğu halde Karadeniz’in kuzeybatı kısmı ile Azak Denizi, komşu ovalara katılmak üzere su yüzeyine çıkmış bulunurdu.
Deniz seviyesi 200 m yükselmiş olsaydı, sığ bir deniz hemen bütün Doğu Avrupa’yı kaplar; Ural, İskandinav, Kırım ve Kafkas dağları arasında Karadeniz, Baltık Denizi ve Kuzey Buz Denizi geniş bir şekilde birleşirdi. Deniz bütün Kuzey Almanya’yı, Fransa’nın hemen bütün batı kısmını, İngiltere’nin güney doğusu ile beraber kaplardı; Tuna Irmağı’na Demir Kapı Boğazı’ndan giren deniz, Macar ovalarına yayılır; Kuzey İtalya sularla kaplanırdı. Bununla beraber, Güney Avrupa’da sıradağların bulunduğu yüksek kısımların şekli, ana çizgileriyle değişmezdi.
3.1. Avrupa’nın Dağları
3.1.1. Atlantik Cephesi Dağları
Görünüşe göre Üçüncü Zaman’ın sonunda Atlas Okyanusu’nun kuzey kısmı çukurlasın iş ve burada çöküntüler oluşurken Avrupa’nın kuzeybatısında bulunan İskandinavya ve Britanya adalarındaki dağlar yükselmiştir su ve bunlar bugün okyanus üzerinde dağlık bir görüntü meydana getirmişlerdir. .
Bu dağların jeolojik yapıları çok eskidir. Biraz önce değinildiği üzere, Birinci Zaman’dan önce (Huroyen) ve Birinci Zaman ortalarında (Kaledoniyen) baş gösteren kıvrılmalara uğramış sert ve genellikle billuri kayalardan oluşan dağlar sonradan aşındırılıp peneplen haline gelmişlerdir. İşte Üçüncü Zaman sonunda Kuzey Atlantik Çukuru meydana gelirken bu peneplen kısmen çarpılarak yükselmiştir. Bu yükselmenin yakın bir devirde oluşu ve zemini teşkil eden kayaların sertliği, peneplenin ilk şeklinin korunmasına yol açmıştır. Atlantik Dağları’nın yüksek kısımları gerçekte hafif dalgalı bir plato manzarasında, yüksekliği pek fazla olmamakla beraber uzun mesafeler .üzerinde hemen hemen sabittir; İskoçya’nın Highlands’lerinde 1000 m. (Ben Nevis Zirvesi 1341 m.); Norveç’te 2000m. (güneyde Jotuhheim 2468m.).
Bu dağların özelliği de, buzul aşınmanın taze ve kuvvetli izlerini taşımalarıdır. Bu izlerin başlıcaları; üzerinde yükselti farkları az, yuvarlak sırtlar ve az derin çukurlar taşıyan yayla yüzeyleri (ki bunlara İskandinavya’da fjeld denir); nihayet iç tarafta, daha az derin vadilerin yerini almış bulunan göllerdir.
Atlantik cephesi dağları; iklimlerinin sertliği (yağmur ve karın bolluğu), çıplak yaylaların soğuk rüzgarlara açık olması, fıyordlarm hemen hemen dik inen yamaçları ile insanın yerleşmesine pek az elverişli ve hemen hemen ıssızdır. İskandinavya Dağları’nda bugün de geniş buzullar bulunur. Fjeld’in başka yerleri de geniş turbalıklar ve bataklıklarla örtülüdür.
3.1.2. Alpin Dağlar
Bunlar Atlantik cephesi dağlarından daha yüksek olmakla beraber daha alçak enlemlerde ve daha elverişli, iklim şartları altında bulundukları için insanların yerleşmesine daha elverişli durumdadırlar. Her ne kadar bunların kıvrılma sonucunda meydana gelişleri öncekilerine göre çok daha yeni ise de, oluşumlarından beri aşınım ile çok işlenmişler ve şekil bakımından’ büyük bir çeşitlilik kazanmışlardır.
Alpin Dağları, kabaca şimdiki Akdeniz çukurunun sahasında bulunan jeosenklinaller üzerinde yükselip şekillendiler. Bunların iki tarafında eski kütleler vardı ki sonra kısmen veya tamamen çökerek şimdiki Akdeniz çukurlarını meydana getirdiler. Şimdi yerinde Sardunya Adası ile Korsika’nın güneybatı kısmı kalmış olan Tireniyen kütlesi ve yerinde Ege Adaları kalmış olan Egeid kütlesi gibi. Alpin dağ sıraları, bu eski kütlelerin sahalarını kuşatmaktadır.
Alpın Dağları, Kuzey ve Güney kanatları olarak, iki kanada ayrılırlar. Bu kanatlar, asıl Alp Dağları sahasında bitişik oldukları halde, bu dağlar doğu ve batı uçlarına doğru birbirlerinden ayrılırlar. Güney kanadını meydana getiren dağ sıralarının hepsine birden “Dinaridler”, kuzey kanadındakilere de “Alpidler” denir. Bu sıraların meydana gelişinde basınç daima dışarıya doğrudur; kıvrımlar, şariyaj örtüleri, hep dışarıya doğru itilmişlerdir (genel olarak Dinaridler’de güneye, Alpidler’de kuzeye).
Dinaridler iki esaslı daldan meydana gelmiştir. Bunların birincisi Alp dağlarının doğu ucundan Dinar-Toros sıraları; ikincisi de Alpler’in batı ucundan başlayan Tireniyen yayıdır. Bu sonuncu yay, Apenin Dağları ile İtalya’yı baştan başa geçer, Sicilya’nın kuzeyinden Afrika’ya atlayıp Atlas Dağları’nı meydana getirir, bunun bir kolu Rif Dağları ile Batı Akdeniz kıyısını boylar ve İspanya’nın güneyindeki Betik Dağları’nı meydana getirir. Bu yay Akdeniz’de Balear Adaları ile tamamlanır.
Yapısı daha karmaşık olan Toros-Dinar sistemi Dalmaçya’da, sonra Arnavutluk ve Yunanistan’da (Pindos Dağları) Balkan Yarımadası’nın batı kıyısı boyunca uzanır; Mora ve Girit Adası üzerinden Anadolunun güney kıyısını boylayan Toros Dağları’na geçer. Dinaridler genel olarak Alpidler kadar kuvvetle kıvrılmamı şiardır.. Bunlar üzerinde buzul aşınımının izleri de azdır (daha güneyde olmanın sonucu). Fakat bu dağlar Dördüncü Zamanda yeni hareketlere uğradılar. Akdeniz çukurlarının meydana gelişi, bu dağları büyük çukurlarla yan yana getirdi. Yer yer kırıklar boyunca volkanlar oluştu (İtalya’da, Kiklad Adalarında). Bugün bu; sahalar deprem bakımından da aktiftir. Dinaridler’de aşınmaya karşı direnci fazla olan kalker arazinin çokluğu, genellikle bu dağların asıl Alpler’den daha sarp görünümlü olmasına yol açmıştır. Dinaridler sahasında girilmesi güç engebeli arazi ve yüksek kütleler vardır: Dalmaçya, Arnavutluk, ve Kalabriya gibi. Bu dağlarla eteklerindeki ovalar arasındaki tezatlar, göçebe çobanlığı geliştirmiştir. Gerek sarplıkları, gerekse içinde bulundukları Akdeniz İkliminin kuraklığı yüzünden, Dinaridler genellikle sert, çıplak ve fakir dağlardır.
Alpidler, Pireneler’i, Asıl Alpler’i, Karpat, Balkan ve Kafkas Dağları’nı içine alır. Bunlar genellikle şariyajlı dağlar olmakla beraber, aralarında çeşitli büyüklükte eski kütleler bulunur: Pirenelerde, Batı Alpler’de ve Karpatların Tatra Dağlarında olduğu gibi .
Alpidler, Avrupa’nın en yüksek zirvesini taşıyan dağlardır. Bunlardan Kafkas Dağları ndaki Elbruz Zirvesi, Avrupa’nın en yüksek noktası olup, 5633 m. yüksekliğe ulaşmaktadır. Batı Avrupa’daki en yüksek doruklar Asıl Alpler’de yer alır. Fransa-İtalya sınırındaki Mont Blanc Zirvesi 4807 m’dir. Alpidler, aynı zamanda en fazla oyulan, bir tarafından öte tarafına nispeten kolay geçilen, içlerine kolayca girilmesi ve aşılması mümkün olan dağlardır. Alpler, Avrupa ırklarının ve milletlerinin yaşama sahaları arasında bir sınır teşkil etmezler. Avrupa’nın kuzey ve güneyi arasında meydana getirdikleri büyük seti yaran gedikler, ulaşım bakımından oldukça önemlidir: İki uçta Aşağı Rhone vadisi. Morayya Kapısı ile Alpler’in meşhur geçitleri, Karpat ve Balkan geçitleri gibi.
3.1.3. Orta Dağlar
Alpin Dağları kıvrılırken, bunları meydana getiren hareketler, uzun zamandır düzlenip peneplen haline gelmiş bir takım kütleleri de yerinden oynatıp gençleştirdi. Bunlar, Atlas Okyanusu’ndan Ege Denizi’ne kadar, Alpidler’in her iki tarafında uzanırlar. Batıda İspanya Mesetası, Korsika. Sardinya, Balkan Yarımadası’nın ortasındaki Makedonya kütlesi; Alpidler’in kuzeyinde Fransız Massif Centrali, Ardene, Schwarzwald (Kara Orman) Vosges (Voj) Şistli Ren kütlesi, Orta Almanya dağları ve Bohemya kütlesi gibi.
Bütün bu dağlar, Hersiniyen kıvrımları ile oluştukları sıradaki durumlarını koruyamamışlardır. Bunlar kıvrılarak parçalanmış ve çeşitli yüksekliklere çıkmış parçalar halindedir. Sırtları dağ olmaktan çok plato görünümündedir. Yükseklikleri azdır ve 2000 m’yi nadiren aşarlar, hemen hemen hepsinin yüzeyleri asimetriktir. Kendilerini yerinden oynatmış bulunan Alp hareketleri basıncının geldiği tarafa fazla yükselmişlerdir. Bu yüzden, bir tarafa hafif eğimle ovalara inerler. İber Mesetası Betik Dağları tarafına, Kara Orman, Massif Central ve Vojlar Alpler’e bakan yüzlerinde yüksektir. Mesela batıda Portekiz’e doğru alçalır; Massif Central kitlesi, ise Akiten ve Paris ovalarına; Almanya kütleleri Kuzey Almanya ovalarına doğru yavaş yavaş inerler ve aksi yönde ancak tedrici olarak dağ karakteri alırlar. Kırıklar, dağ kütlelerini birbirinden türlü genişlikte .çukurlarla ayırmaktadır. Ayrıca, yer yer bu kırıklar boyunca lavlar yıkarak orta dağlar üzerinde iğreti volkan rölyefi yerleştirmiştir. Massif Centralde Almanya’nın Hessen bölgesinde ve Bohemyada böyle yeni sönmüş volkanlar görülür.
Avrupa’nın Orta dağları, insanlar için birçok elverişli şartlara sahiptir. Bir kere yükseklikleri az olduğundan çok yerde zirvelerine ^ kadar yerleşilebilir ve işletilebilir haldedirler. İçlerine sokulmak, bir tarafından öte tarafına geçmek kolaydır. Aralarındaki çukur ovaların zemini verimli alüvyal topraklarla döşenmiş olup; bunlar, etrafındaki dağlar sayesinde kuytu ve ekime elverişlidir. Özellikle Orta Avrupa’daki dağların yamaçları halen zengin bir orman örtüsü ile kaplandığı gibi, madenler de boldur. Avrupa’nın Orta Dağları, içine kolay girilen, kolay aşılan, eskiden beri yerleşilmiş ve işletilmiş bulunan dağlardır.
3.2. Avrupa’nın Düzlükleri
Avrupa’nın düzlüklerini, kökenlerine göre a) eski peneplen ve platformlar, b) çöküntü havzaları ve c) birikim (alüvyon) ovaları diye,üç gruba ayırmak mümkündür. Ayrıca bunları, biraz şema halinde bile olsa bölgelere göre dağıtmak mümkündür, Eski peneplen ve platformlar Doğu Avrupa’da, çöküntü ovalarının Çoğu Orta Dağlar Bölgesi’nde, alüvyon ovaları da en çok Dinaridler’i çevreleyen çukur sahalarda görülmektedir.
3.2.1. Doğu Avrupa’nın Peneplen ve Platformları
Geniş düzlükler Avrupa’nın doğu yarısını kapladıktan başka, Orta Dağlar Bölgesi’nin kuzeyinde batıya doğru uzanırlar. Bu düzlüklerin zemini, eski kıvrımların aşılması ile oluşmuş peneplenlerden (Baltık Kalkanı’nda olduğu gibi) veya bu peneplenleri örten az eğimli tortul tabakaların yayıldığı sahalardan oluşmaktadır.
Doğu Avrupa Ovaları’nın kuzey batı kısmı ve Kuzey Almanya Ovaları’nın geniş sahaları büyük buzul örtüsünün altından çıkmış olduğundan, buzulların bıraktığı morenler ile kaplıdır ve buzul birikimine özel karışık rölyef şekilleri göstermektedir; düzensiz bir şekilde sıralanmış sırtlar ve çukurlar, içinde çakıllar ve iri kaya blokları bulunan az çok verimli killer, daha çok çalılıklarla ve ormanlarla kaplı kumlu ve çakıllı arazi, sığ göller ve turbalıklar.
Doğu Avrupa Ovaları’nın buzul ile kaplanmamış olan güneydoğu kısmı gayet ince taneli topraklar (lös) ile kaplıdır. Lös, nemli iklimin etkisi ile üstten az çok balçıklaşmakta bazen de bitkisel malzemelerin ayrışımı ile “kara toprak” halini almaktadır. Bu çok mümbit topraklar, Rus Platformu’nun güney yarısını kapladığı gibi. batıya doğru Orta Almanya Dağları’nın kuzey eteklerinde de uzanmaktadır.
3.2.2. Avrupa’nın Çöküntü Havzaları
Alp kıvrımlarını, takiben yer hareketleri bazı sahaları kütle halinde yükselirken, bazılarını da havza ve çanak şeklinde çukurlaştırmıştır, çok defa buralar denizlerin istilasına uğrayarak bunların bıraktığı çeşitli tortularla oluşmuştur. Bugün bile, bu çukur sahaların bazıları denizle kaplanmış bulunuyor. (Manş ve Kuzey denizleri, gibi) bazıları karalara katılmıştır. Yüksekliklerin farklı olması, zeminlerini kaplayan tortulların çeşitliliği aşınım faaliyetlerinin sayısız şekiller meydana getirmesine neden olmuştur. Bu çöküntü havzalara örnek olarak, batıdan başlayacak olursak, İrlanda’nın orta ovası. İskoçya’nın Lowlands’leri, bir ucu İngiltere’nin Güneydoğusunda, öteki tarafı Kuzey Fransa ve Belçika’da uzanan Anglo-Flamand Havzası; Fransa’nın Paris, Akiten, Saone havzaları; İber Yarımadası’ndaki Kastil Ovaları; Ebro Havzası; İsviçre ovası (Mitteland); Güney Almanya Ovaları; Bohemya havzasının ortasını kaplayan çanak; Balkan Yarımadası içindeki çukurlar; Doğu Trakya Çanağı (Ergene Havzası) gösterilebilir.
Bu çukur ovaların bir kısmı bugün gerçek ova görünüşünde olmakla beraber, bir kısmı vadilerle yarılmış, yayla ve tepelik manzarasını almıştır. Bunlar, bulundukları bölgenin genellikle en kalabalık ve en iyi işletilen bölgelerini oluştururlar.
3.2.3. Avrupa’nın Alüviyal Birikim Ovaları
Avrupa ovaları arasında en düz ve en verimli olanları bunlardır. Oluşumları yeni çöküntülerle ilgili olan bu ovalar, Dinaridler’in iki tarafında ve Akdeniz çukurları yakınında uzanırlar. Yakın yer hareketlerinin meydana getirdiği çukurlaşma sahaları, yanı başlarında yükselen dağlarda faal bir aşınımın indirdiği alüvyonlarla doldurulmuştur. İçlerinde pek geniş olanlar yardır (Macar veya Orta Tuna Ovası, Po ovası), fakat çoğu küçük sahalardır (İberya’da Endülüs Ovası, Valencia ve Katolanya ovaları), Fransa’nın güneyinde Roussillon ve Languedoc ovası, İtalya’nın küçük kıyı ovaları (Napoli ve Roma), küçük Yunanistan ovaları (Larissa Ovası, Selanik) alüviyal birikim ovalarına örnektir.
Bütün bu ovalar yazları kurak Akdeniz Bölgesi’nde veya hiç değilse bu mevsimde buharlaşmanın şiddetli olduğu stepler sahasında bulunduğundan, buralarda su sorunu büyük önem kazanır. Ayrıca çok yerde düz olan zemin, akışları düzensiz ve hatta sel halinde bulunan akarsular tarafından bazen bataklık durumuna getirilmiştir. Bu nedenle, bütün bu ovalar için, bataklıkları kurutmak ve kuru zeminli ovaları kanallarla sulamak, mutlaka çözümlenmesi gereken sorunlardır. Su sorunu iyi bir şekilde çözümlenecek olursa, bu ovalar Avrupa’nın en zengin tarım bölgeleri halini alır; ileride görülebileceği gibi Avrupa’da. kır nüfusunun en kalabalık olduğu sahalara buralarda rastlanmaktadır. _________________
Only registred user can see link on this forum! Registred or Login on forum! |
|
|
| Başa dön |
|
 |
engins


Kayıt: 29 Ağu 2007 Mesajlar: 1343
|
Tarih: Pzr Eyl 30, 2007 11:33 am Mesaj konusu: |
|
|
4. AVRUPANIN İKLİMİ
Avrupa’nın büyük bir bölümü Okyanussal ve Karasal Ilıman İklim kuşaklarının etkisinde kalmakta, istisna olarak kuzeyde küçük bir kısmı.soğuk iklim kuşağına (Subpolar - Tundra) ve güneyde Akdeniz kıyıları Subtropikal İklim’in etkisinde yer almaktadır. Avrupa büyük bir kara parçası olduğu için, üzerinde, denize olan uzaklık, yükseklik, enlem etkisi, dağların uzanışı ve bakı gibi nedenler yüzünden büyük iklim farkları gözlenmektedir.
Genel olarak Avrupa, batısındaki Atlas Okyanusu’nun etkisi altındadır. Yağışlar ve sıcaklık bakımından gayet önemli olan barometre depresyonları (gezici alçak basınçlar) buradan kaynaklanmaktadır. Bu enlemlerde hakim olan Batı Rüzgarları dağa sıralarının genellikle kıyıya paralel olmaması yüzünden, kıtanın iç kısımlarına doğru fazla sokulur. Okyanustan gelen bu hava yazın serin, kışın ılık ve her mevsim nemli bir özellik göstermektedir. Bununla beraber okyanusun etkisi doğuya gidildikçe azalır ve Batı Avrupa’nın çeşitli iklim şekillerine karşılık doğu ovalarında baştan başa şiddetli bir kontinental (sert karasal) iklim egemen durumdadır. Avrupa’nın güneyinde Akdeniz Bölgesi kendisini daha kuzeyindeki bölgelerden ayıran yüksek dağ sıraları yüzünden ayrı bir iklim sahası olarak karşımıza çıkmaktadır.
4.1. Kıtanın Sıcaklık Özellikleri
4.1.1. Temmuz Ayı İzotermleri: Temmuz izotermlerinin yer yer göze çarpan düzensizlikleri bir tarafa bırakılacak olursa, kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzandıkları görülür. Buna bakarak, aynı paralel daire üzerinde bulunan noktalarda yazların batıda serin, doğuda daha sıcak olduğunu anlarız ki nedeni, okyanusa yakın olan yerlerin yazın daha az ısınmasıdır. Bundan başka temmuz izotermleri, etrafı, dağlarla kuşatılmış alanların yazın çok sıcak olduğunu da gösterirler. İber Yarımadası’nın orta kısmı ve Bohemya Havzası gibi.
Aynı izotermler, Avrupa’nın güney ve kuzey kısımları arasındaki ısınma farkını da ortaya koymaktadır. Kıtanın Akdeniz kıyılarında ortalama temmuz sıcaklık derecesi 24°-26°C iken, Atlas Okyanusu kıyılarında bu sıcaklık güneyde (Cebelitarık) dan Gaskonya Körfezi kıyılarında 20°-18°C İngiltere kıyılarında 14°-10°C, Kuzey Buz Denizi kıyılarında 10°-8°C iner. buna karşılık Güneydoğu Avrupa’ya doğru artarak Hazar Denizi kıyılarında 25°-24°C çıkmaktadır,
4.1.2. Ocak Ayı İzotermleri: Ocak izotermleri, temmuzunkilerden yalnız sıcaklık farkı değil, uzanış doğrultularıyla da tamamen ayrılır. Bu izotermler, kıyıya az çok paralel bir şekilde uzanırlar ve bu yüzden, Batı Avrupa’da kuzey-güney doğrultusunu izlerler. Böyle bir durum, kışın Avrupa’da sıcaklık dağılışının coğrafi enlem etkisinden kurtularak okyanusa olan mesafenin ağır bastığını gösterir. Örneğin Kuzey Norveç kıyılarındaki Lofoten Adaları ile 1600 km daha güneyde bulunan Hamburg ve hatta 2000 km mesafedeki Frankfurt’ta ocak ayının ortalama sıcaklık dereceleri eşittir. Halbuki, Lofoten Adaları enleminde, fakat 400 km daha doğuda bulunan Kuzey Finlandiya ile bu adalar arasında ortalama sıcaklık 14°C gibi büyük bir fark göstermektedir.
Ocak ayı izotermleri, Akdeniz kıyılarında kışların pek ılık geçtiğini (Doğu Karadeniz’de 5°-10°C, Batı Akdeniz ve Portekiz kıyılarında 8°-12°C ) Atlas okyanusu kıyılarında, kuzeye Norveç’e kadar, soğukların şiddetli olmadığını (Fransız kıyıları 6°-8°C, İngiltere 4°-7°C Norveç kıyıları + 2° ila -2°C ) gösterir; halbuki aynı okyanusun Kuzey Amerika kıyılarında kışlar pek şiddetli geçer; yüzen buzlar (Aysberg) bu kıtada 40° kuzey enlemine kadar inebildikleri halde Avrupa kıyılarında Kuzey Burnu’na (71° kuzey enlemine) bile varamazlar. Avrupa batısında kışların kutup dairesi ötesine kadar bu derece ılık geçmesinin nedeni, buradaki okyanus sularının sıcak iklim kuşaklarından gelmiş olması ve bu enlemlerde hala nispeten ılık kalmasıdır. Fakat doğuya gidildikçe kışlar şiddetini artırır. Doğu Avrupa’da ocak izotermleri, kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanırlar ve en şiddetli soğuklara kuzeydoğuda rastlanacağını gösterir (yukarı Peçora Havzası ortalama -20°C) Kola Yarımadası’ndan itibaren kıyılar bütün Beyaz Deniz ile Baltık Denizi’nin kuzey yarısı tamamiyle, güneyde ise kıyılar üzerinde kışın donar .
Aynı izotermler, Avrupa’nın güney yarımadalarında kıyılar ile iç kısımlar arasında, deniz etkisini belirten büyük farklar gösterirler. İber, Apenin ve Balkan yarımadalarının iç kısımlarında sıcaklık dereceleri kıyıya oranla düşüktür; bu düşüklük deniz seviyesine indirilmiş izotermler üzerinde bile sabit kalmaktadır.
Yıllık ortalama sıcaklık derecesi Avrupa’da genel olarak güneyden kuzeye doğru azalır. En sıcak ve en soğuk ayların ortalama sıcaklıkları arasındaki fark (termik genlik) ise Avrupa’da batıdan doğuya doğru artar ve iklimin bu yönde gitgide daha kontinental bir karakter aldığını göstermektedir. Örneğin Batı İrlanda’da Valentia’da 8.1°C olan termik genlik, Doğu Rusya’da Orenburg’da 37° C’ye ulaşmaktadır.
4.2. Kıtanın Yağış Özellikleri
Avrupa’da yıllık ortalama yağış miktarı, doğrudan doğruya yer şekillerinin etkisi altındadır. Genel olarak denilebilir ki yağış maksimumları dağların denize dönük yüksek yamaçlarında, minimumları da ovalarda ve özellikle, etrafı kapalı çukur havzalarda görülmektedir. Bölgeden bölgeye yağış miktarlarındaki farklılaşmada bakı, yükseklik ve denizsellik dışında, rüzgar yönü, okyanus akıntıları yer şekillerinin uzanışı, denize uzaklık gibi etkenler de belirleyici olabilmektedir.
Sonuç olarak, yağış maksimumları İskandinavya ve İskoçya Dağları’nın batı yamaçlarında, İber Yarımadasının kuzeybatısında, Alp Dağları’nın güney kesimlerinde, Adriya Denizi’nin kuzeydoğu kıyısında olduğu görülmektedir. Saydığımız bu bölgelerde yıllık yağış miktarı 1500-1800 mm’ye ulaşmaktadır. Hatta bazı yörelerde 2000 mm’yi aşmaktadır. Halbuki aynı dağlık alanların gerisinde yağışlar hızla azalır. Etrafı dağlarla çevrili Bohemya’da, Orta Tuna ovalarında ve İber Yarımadası’nın iç kesimlerinde bu azalma çarpıcı olarak görülmektedir (400 - 700 mm. arası).
Ayrıca Atlas Okyanusu’ndan Ural Dağları’na doğru gidince, yani batıdan doğuya doğru yıllık yağış miktarı da azalır ki bunun nedeni, okyanustan gelen rüzgarların etkisinin gitgide azalmasıdır, Yağışlar, dağlık alanlarda, dağların doğu yamacında birdenbire azalır, fakat rölyefi kuvvetli olmayan yerlerde bu azalma yavaş yavaş olur.
Avrupa’da yıllık yağış miktarlarının en az olduğu alan, Hazar Denizi’nin kuzeybatısına rastlar. Örneğin Astrahan kentinde yıllık yağış miktarı 150 mm. kadardır. Aslında Hazar Çukurluğu (-28 m. deniz seviyesinin altında) yarı kurak Rus ve Kazak stepleri ile Orta Asya Çölleri arasında geçiş bir bölge olup, Avrupa kıtasında yarı çöl ikliminin belirgin olarak görüldüğü tek bölgedir.
4.3. Avrupa’nın Yağış Rejimi
Avrupa kıtasında Okyanussal, Karasal ve Akdeniz olmak üzere üç başlıca yağış rejimi görülmektedir. Bunları kısaca inceleyelim:
4.3.1. Okyanussal Yağış Rejimi: Bu yağış rejiminde, her mevsim yağışlı olup yağış ve akarsu rejimi daha düzenlidir. Yıl içinde maksimum yağışlar sonbahar ve kış mevsiminde düşmektedir. Bu yağış rejimi, İber Yarımadasının kuzeybatı köşesinde, İrlanda ve Büyük Britanya adalarının tümünde, Belçika, Hollanda ve Batı Fransa’da, İskandinavya Yarımadası’nın batı kıyılarında görülmektedir.
4.3.2. Kontinental (Kıtasal) Yağış Rejimi: Tamamıyla kurak mevsim bulunmamakla beraber, maksimum yağışlar yaz aylarında düşmektedir. Bu yağış rejimi Avrupa’nın batısında, okyanussal tipi yağış sahasının hemen doğusunda başlar ve doğuda Rusya içlerine kadar uzanır. Orta Avrupa’dan doğuya doğru gidildikçe kış aylarının yağış payı azalır.
4.3.3. Akdeniz Yağış Rejimi: Bu yağış rejiminde yazlar hemen tamamıyla kurak, yağmur mevsimi sonbaharla ilkbahar arasında toplanmıştır. Bu yağış tipi yalnız Akdeniz kıyılarında değil, İber Yarımadası’nın Portekiz kuzeyine kadar olan okyanus kıyılarında da etkili olarak görülmektedir.
Yağışlar, iklimin önemli bir elemanıdır, fakat bir bölgeye nemli ve kurak demek için yalnız oraya düşen yağışın tutarını göz önüne atmak yeterli değildir. Bu konuda yağış rejimi ve buharlaşmayı da hesaba katmak gerekir. Eşit yağış alan iki noktadan, yağışları yıl içinde düzenli bir şekilde dağılmış olanı, kurak ayları bulunana göre daha nemli sayılacağı gibi, hele yağmursuz aylar sıcaklık derecesinin yüksek ve buharlaşmanın şiddetli olduğu aylara rastlarsa kuraklık etkisi büsbütün artar. Örneğin Londra’nın yıllık yağış miktarı (620 mm) İstanbul’unkinden (760 mm) daha az olduğu halde, Londra iklimi, İstanbul ikliminden çok daha nemlidir.
Bundan başka, bir yerin ikliminin nemli olup olmaması, yalnız yere kar ya da yağmur halinde düşen suya değil, havadaki su buharına yani mutlak ve bağıl nem oranına da bağlıdır. Bağıl nemliliği fazla olan yerlerde bulutluluk durumu da fazladır. Avrupa’nın bulutluluk haritası üzerinde maksimum, kıtanın kuzey ve kuzeybatı kesimlerine, minimum da güneydoğu kesimlerine rastlar. Bir taraftan bulutluluk ile tersine orantılı olan, diğer taraftan gündüzlerin uzunluğu bakımından coğrafi enlemle ilgili bulunan güneşlenme süresi, Avrupa’nın kuzeybatı ve kuzey bölgelerinde en az (İskoçya dağlarında yılda 750 saat kadar), buna karşılık güney ve güneydoğu bölgelerinde ise en fazladır (yılda 25000 saatten çok)
5. AVRUPA’NIN İKLİM BÖLGELERİ
Avrupa kıtasında görülmekte olan başlıca iklim tiplerini (alt iklimleri ile birlikte) maddeler halinde şöyle özetleyebiliriz:
1. Akdeniz İklimi (Subtropikal İklim),
2. Orta Kuşağın Ilıman İklimi,
a. Batı Avrupa’nın ıhman okyanussal iklim tipi,
b. Batı Avrupa’nın geçit iklimi,
c. Orta Avrupa’nın kontinental iklimi,
d. Doğu Avrupa’nın şiddetli kontinental iklim tipi),
3. Soğuk İklim,
a. Tundra İklimi,
b. Yüksek Dağ İklimi,
5.1. Akdeniz İklimi: Bu iklim, kışların ılıklığı ve yağmuru getiren depresyonların kış etrafında (sonbahardan ilkbahara kadar) geçmesi, buna karşılık yazların (tropikal bölgelerdeki gibi) sıcak ve aynı zamanda kurak olması ile seçilir. Akdeniz iklimi Avrupa güneyinde, pek geniş olmayan bir kıyı şeridi üzerinde, İber Yarımadası’nın batı kıyısından doğuda Marmara Denizi kıyılarına kadar etkisini göstermektedir.
Akdeniz iklimi, batı ve doğu kesimlerinde farklılıklar gösterir. Batı Akdeniz’de özellikle okyanus kıyılarında mevsimlik sıcaklık farkları azdır. Doğu Akdeniz’e göre nemlilik ve yağış miktarı daha fazladır. Doğu Akdeniz kıyılarında bu fark gitgide artar. Yağmurlar batıda daha erken başlar, daha fazla sürer, kuzeyden güneye doğru sıcaklık artar, yağış azalır böylece subtropikal Akdeniz ikliminden, kurak iklime doğru geçilmiş olur.
5.2. Orta Kuşağın Ilıman İklimi: Avrupa’nın büyük bir kısmı Orta Kuşak Ilıman îklim bölgesi içinde bulunur. Bu bölgede, güneyden kuzeye sıcaklık derecesi bakımından büyük farklar görüleceği gibi, batıdan doğuya gidildikçe iklimin daha kontinental bir karakter aldığı dikkat çeker. Yağış bakımından yaz mevsimine düşen pay doğuya doğru artmakla beraber, belirgin kurak mevsim yoktur. Okyanus kıyılarından Doğu Avrupa’ya doğru, birinden ötekine belirsiz şekilde geçilen birçok iklim çeşitleri vardır. Bunların arasında başlıca dört tip ayırt edilebilir.
5.2.1. Batı Avrupa’nın Ilıman Okyanussal İklimi: Bu İklim Batı Avrupa’da Atlas Okyanusu kıyılarında, İspanya’nın kuzeybatı köşesinden, İskandinavya kıyılarının kuzeyine kadar, pek geniş olmayan bir kıyı şeridi üzerinde görülmektedir. Bu şerit üzerinde kuzeye doğru yaz mevsimi kısalır, kış mevsimi uzar ve sıcaklık derecesi düşse de iklimin genel karakteri her tarafta birdir. Okyanuslardan gelen batı rüzgarlarının hakim oluşu, mevsimler arasında sıcaklık farklarının azlığı (yazlar serin, kışlar ılık) mevsimlerin gecikmesi, (denizlerin geç ısınıp geç soğuması sonucunda) yağış rejiminin düzenli olması ile birlikte, yağmurların en çok sonbahar ve kış mevsimlerine rastlaması, havada nem ve bulutluluğun fazla oluşu gibi. Yağmurlar çok defa çiseleme şeklinde yağar. Bu iklim daima yeşil çayırlara ve şiddetli okyanus rüzgarlarından korunmuş yerlerde ağaç topluluklarının gelişmesine elverişlidir.
5.2.2. Batı Avrupa’nın Geçit İklimi: Avrupa’nın batı kıyılarından doğuya doğru ilerledikçe okyanus iklimi karakterini yavaş yavaş kaybeder; yaz ve kış-mevsimleri daha fazla belirir, en.sıcak ve en soğuk aylar arasında fark artar; mevsimlerin gecikmesi silinir, bahar daha erken gelir; yağış maksimum yaza geçer ve böylelikle burada kontinental (karasal) iklim baskın bir karakter gösterir. Fakat bu değişiklikler yavaş yavaş kendini gösterdiği için, geçit iklimine gerek batıdan, gerek doğudan kesin sınırlar çizmek mümkün olmaz. Bununla beraber geçit iklimi karakterinin Doğu İngiltere’de Fransa’nın büyük bir kısmımda, Belçika ve Hollanda’da, Danimarka’ya kadar Almanya kıyılarında etkili olduğu söylenebilir.
5.2.3. Orta Avrupa’nın Kontinental İklimi: Batı Avrupa’da iklimin okyanussal karakteri, doğuya doğru büsbütün silinerek iklim tamamıyla farklı bir özellik alır. Almanya ortalarından Polonya ovalarına, Balkan Yarımadası içlerinden İskandinavya (İsveç) güneyine kadar yayılan bu sahalarda kışlar az yağışlı ve bu mevsimde hava sık sık açıktır: fakat güneş, fazla soğumuş toprak üzerine, havanın sıcaklığını sıfırdan yukarıya pek yükseltmez. Bu mevsimde seyrek olarak batıdan gelen depresyonlar, biraz daha nemli ve ılıkça hava getirir. İlkbahar. Batı Avrupa’da eşit enlemde olan yerlerdekinden daha çabuk gelir; karların erimesi, kırların canlanmasına neden olduktan sonra pek uzun sürmeden yerini yaz mevsimine bırakır. Yazlar sıcak geçmekle beraber bu sırada hava kışın olduğundan daha bulutludur ve en fazla yağmur yazın düşmekte bu yüzden, bu mevsimde çayırlar yeşil kalır. Sonbaharda yağışlar azalır ve arkadan kış çabuk gelir; kar örtüsü haftalarca ve hatta doğuda aylarca yerde kalır (Polonya ortasında 80 gün kadar); akarsuların donma süresi de doğuya doğru artar .
Güneye doğru Orta Tuna Ovaları’nda ve Balkan Yarımadası içlerinde Akdeniz İklimi’nin etkisi görülmeye başlar. Her ne kadar, denizin etkisini azaltan sıra dağlar yüzünden kontinental iklim karakteri devam ederse de kışlar daha geç gelir, kar örtüsü daha az zaman yerde kalır; ilkbahar daha erken gelir ve bu mevsimde düşen yağış miktarı artar, hatta ilkbahar en yağışlı mevsim olur. Yaz mevsimi daha sıcak ve yine Akdeniz İklimi’nin etkisi ile, daha az yağmurludur; sonbahar daha uzun sürer. Örneğin kontinental iklim ve Akdeniz İklimi karakterini bir araya toplama durumu İber Yarımadası’nın yüksek yaylalarında kendini kuvvetle hissettirir.
5.2.4. Doğu Avrupa’nın Şiddetli Kontinental İklimi: Rusya ovalarında kendini iyice belli eden bu iklim, gerçekte Ural Dağları’nın doğusundan Büyük Okyanus kıyılarına kadar uzanan sert Sibirya ikliminin biraz daha yumuşak şekilde devamından ibarettir. Kış mevsimi uzun sürer; bu sırada, fazla soğumuş olan yer üzerinde antisiklon rejimin hakim olması yüzünden, yağışlar az ve o da tamamıyla kar halindedir. İlkbahar ısınması güneyden kuzeye doğru gecikir. Bahar mevsimi kendini tamamıyla belli etmeden yaza geçilir. Yaz çok uzun sürmese de bulunulduğu enleme göre sıcak geçer ve yılın en yağışlı mevsimi olur. Sonbahar erken gelir ve bu sırada epeyce yağmur düşer, sıcaklık çabuk düşer. Bazen ekim ayında başlayan kar yağışları, kasım başından itibaren artar ve kar örtüsü bazen 4 - 5 ay erimez olur.
Orta Rusya ovalarının kışları soğuk ve kuru, yazları sıcak ve yağışlıdır. Sert karasal iklimi, güneye ve kuzeye doğru yavaş yavaş karakterini değiştirir. Güney Rusya’da kışlar daha az soğuk, bahar daha erkence gelir, yaz daha sıcaktır; yağmur düşse bile buharlaşma şiddetli olur. Orta Rusya’daki ormanlar yerine, burada yazın çabucak kuruyan step otlaklar görülür. Yağmurlar doğuya doğru büsbütün azaldığı için, bu yönde iklim daha da kuraktır. Böylelikle, Hazar Denizi’ne doğru çöl steplerine geçilmiş olur. Kuzey doğrultusunda ise Doğu Avrupa ikliminden soğuk iklime geçilir.
5.3. Soğuk İklim
5.3.1. Tundra İklimi: Kuzey Avrupa’nın, İskandinavya ve Rusya’nın en kuzey kesimlerine kadar olan sahalarda etkili olan bu iklim tipi, bir yandan soğuk polar hava kütlelerinin diğer yandan Atlas Okyanusu’ndaki ılık suların ve Batı Rüzgarları’nın etkisi altındadır. Doğuya gidildikçe bu etki silinir ve Kola Yarımadası’nda başlayarak, kuzey Rusya kıyılarında, kutup dairesinin kuzeyinde Kutupaltı (Subpolar) İklime geçilmiş olur. Doğu Avrupa’nın kontinental iklimi burada daha şiddetli ve daha uzun kışları ile tamamen sertleşmiş bulunur. Komi Özerk Cumhuriyeti’nde, kış aylarında aylık sıcaklık ortalamaları, iç kesimlerde -20°C’nin de altına, günlük sıcaklıklar ise -50°C’nin altına düşebilmektedir. Kar örtüsü çok uzun zaman (200 günden fazla) toprağı örtmektedir. Yer, kalın bir tabaka halinde, her zaman donmuş bulunur ve ancak kısa yaz haftaları sırasında, üst tarafından biraz çözülür. Kutup dairesinin ötesinde kış gecelerinin uzunluğu 24 saati geçer, yaz mevsiminin uzun günlerinde ise güneş ufuk üzerinde pek yükselmez. Yazın sıcaklık derecesi, denize yakın yerlerden çok karaların iç kesimlerinde artmaktadır, fakat en sıcak aylarda dahi aylık sıcaklık ortalamaları 10 -12°C’yi aşmaz.
5.3.2. Yüksek Dağ İklimi (Alpin İklimi): Bilindiği üzere, sıcaklık bakımından yüksek dağ kütleleri, çevrelerinde bulunan alçak yerlere göre daha soğuk bir iklim özelliği gösterir. Avrupa’nın Akdeniz bölgesindeki dağların yüksek kısımlarındaki iklim, sıcaklık bakımından, bulunan bölgenin değil daha kuzeyde bulunan bölgenin iklimine benzer. Alp, Karpat ve Pirene gibi Avrupa’nın orta kısmında bulunan dağlar üzerindeki iklim ise, bu dağlara göre daha alçak, fakat daha kuzeyde bulunan dağların (İskoçya, İskandinavya) iklimini andırır. Bu dağlarda, sıcaklık değişimleri çok yüksektir. Dağların yüksek kısımlarında toktağan, yani kalıcı kar örtüleri görülür ki bunların alt sınırları, bir taraftan sıcaklık derecesine, bir taraftan da yağış bolluğuna ve enleme bağlıdır. Bu sınır, batı Kafkas Dağları’nın güney yamacında (daha sıcak fakat daha yağışlı) 2900 m, kuzey yamacında (daha serin fakat daha kuru ) 3400 m’dır. Aynı sınır Batı Alpler’e göre daha alçakta (Batı Alpler daha yağışlı olduğu için ) dağların dış sıralarında iç kütlelerine göre yine daha alçaktır. Alpler için bu sınır 2600-3200 m arasında değişir. İskandinav dağlarında ise kalıcı karlarının sınırı 1600 - 1900 m’ye, İzlanda kuzeyinde ise 600 m’ye düşmektedir. Alp Dağları’nda, yağmur getiren rüzgarlara bakan yamaçlar, eşit yükseltideki öteki yamaçlardan iki defa daha yağmurludur. Yüksek dağ kütleleri, Avrupa üzerinde esen büyük hava akıntılarını az çok değiştirirler ve ayrıca yerel rüzgarlar da meydana getirebilirler. Örneğin Alpler’de güneyden esen sıcak ve kuru fon rüzgarları; Rhone Vadisi’nde esmekte olan Mistral gibi kuru ve soğuk rüzgarlar, Balkan Yarımadası’nda etkili olan Bora Rüzgarları bunlara örnek gösterilebilir.
Akdeniz’de gel-gitin önemli olmaması nedeniyle alüvyonlar yığılır, delta sahası bataklık haline dönüşür ve ağzın modern bir liman olarak kullanılması, hemen hemen olanaksızlaşır.
Yağmurlarla ve karla örtülü geniş alanlardaki buzulların çözülmesiyle beslenen ırmaklar, ağır ağır akar, geniş havzaların .yataklarını akaçlarlar ve genelde akarsu ulaşımına elverişlidirler. Havzalar arasındaki su yüzeyi farkları, kanallar aracılığı ile kolayca giderilir (söz konusu kanallar, Avrupa Rusya’sında, iktisadi bakımdan ve insan yönünden çok değerli bir ulaşım sistemi oluşturur).
Çok yüksek dağlardan doğara Almanya, Polonya ve Fransa’yı aşan ova nehirleri de ulaşıma elverişlidir. Bu nehirlerin döküldüğü Kuzey Denizleri’nin ve Atlas Okyanusu’nun dibi derin, gel-git olayı da çok önemlidir (15 m aşabilir). Bu kıyılarda görülmekte olan haliçler, büyük tonajlı gemiler için bile elverişli limanlar oluştururlar.. Havza eğiminin hafif, çeşitli ırmakların su bölümü çizgileri arasındaki düzey farklarının az olması, ulaşıma elverişli, önemli bir kanal ağının kurulmasına olanak sağlamıştır. _________________
Only registred user can see link on this forum! Registred or Login on forum! |
|
|
| Başa dön |
|
 |
engins


Kayıt: 29 Ağu 2007 Mesajlar: 1343
|
Tarih: Pzr Eyl 30, 2007 11:34 am Mesaj konusu: |
|
|
6. AVRUPA’NIN BİTKİ ÖRTÜSÜ ÖZELLİKLERİ
Avrupa Kıtası’nda bitki örtüsü, jeomorfolojik özellikleri, iklim ve toprak özelliklerine göre yakın bir devrede özelliklerini kazanmıştır. Üçüncü Zamanda kıta üzerinde hakim durumda olan sıcak kuşak florası, Dördüncü Zamanda baş gösteren buzul istilasıyla güneye doğru çekilmiş ve böylece kıtada buzulların etkisi altında oluşmuş bir flora hakim duruma geçmiştir.
İklim, sertliğini kaybedip buzullar geriledikçe Atlas okyanusu ve Akdeniz kıyıları ile Güneydoğu bölgesindeki bitkiler yavaş yavaş yaşama sahalarını genişletmişler; tundranın ve buzulların bıraktığı ıssız yerleri kaplamışlar; böylece araziye göçmenlerin yerleşmesi gibi Orta ve Kuzey Avrupa’yı istila etmişlerdir.
Son buzul istilasından sonra, daha sıcak ve kurak, sonraları daha serin ve nemli devrelerin nöbetleştiği görülmektedir. Daha sıcak olan devrede Güneydoğu Asya’daki stepler Macar ovalarından batıya doğru genişlediler, bütün Doğu Karadeniz ve Akdeniz kıyılarında gördüğümüz bitkiler Alp vadilerinden kuzeye doğru ilerlediler; şimdi Dalmaçya kıyılarında görülen ıhlamur ağaçları o zaman İskandinavya’ya kadar yayılmıştı. İklimin daha serin olduğu devrede ise, stepler güneydoğuya çekilmiş ve Atlas Okyanus’u bölgesindeki ormanlar ve kuzey ovalarının turbalıkları, bunların bıraktığı yerleri almışlardır.
İnsanın Avrupa’ya yerleşmesi, flora ve faunanın doğal durumunu bozmuş ve birçok değişikliklere uğratmıştır. Geçmişteki bitki örtüsü, insan ve doğa koşullarının etkisiyle büyük ölçüde yok olan Avrupa, bu açıdan Antarktika ve Okyanusya’dan sonra dünyanın en yoksul anakarası durumuna gelmiştir. Kıtada özellikle son 1000 yılda uygarlığın gelişmesi sonucunda tarım alanları ve yolların açılması, köy, kent ve fabrikaların kurulması, bitki örtüsüne büyük zarar vermiştir. İnsan yerleşmesinin yol açtığı yıkıma karşın buzul sonrası bitki türlerinin bazıları günümüzde de bulunmaktadır.
Kıtanın Bitki Bölgelerine baktığımızda, Avrupa’da birbirinden farklı dört vejetasyon tipi seçilebilir:
1. Tundra (kutupaltı vejetasyon)
2. Orman (a. Kuzey Tayga ormanları, b. Karışık ormanlar c. Geniş yapraklı ormanlar)
3. Stepler ve çayırlar
4. Akdeniz bitkileri ve makiler
6.1. Tundra
Orman sınırının kuzeyinde, sert ve uzun kışların ve oldukça kısa süren yazların etkili olduğu bölgelerde görülmektedir. Ancak, tundra adı verilen bu soğuk, stepler, Kuzey Avrupa’da, Asya ve Amerika kuzeyindeki kadar yer tutmaz, bunun aksine, dar bir kıyı şeridi üzerinde uzanır. Bu şerit batıda Kola Yarımadası kıyıları boyunca pek dar, Beyaz Deniz’in doğusunda biraz daha geniştir. (100 km., en fazla 300 km kadar)
Tundra bölgelerinde toprağın alt tabakaları sürekli donmuş durumdadır. Yarım metre derinliğe kadar toprağın üst tabakaları yaz aylarında çözülür ve suyu taşıyacak bir akıntı bulunmadığı için çukur yerlerde küçük göller ve bataklıklar oluşur. Bitkileri bakımından tundra, bir çeşit soğuk steptir ve başlıca göze çarpan hali ağaçsızlıktır. En çok görülen bitkiler, taşlık zeminler üzerinde taş yosunları (liken), nemli zeminlerde ise yer yosunlarıdır (mus). Bunlar arasında, diz boyuna varmayan söğüt ve cüce huş ağaççıkları bulunur. Özetle Tundra bitkileri genelde yosun, zayıf ve cılız ot ve çalılardan oluşmaktadır.
Tundrada görülen kutupsal bitki toplulukları İskandinavya Dağları sırtlarında (fjeld’lerde) ve İskoçya yüksek arazisinde (higlands) de görülür. Ayrıca Alp Dağları gibi yüksek dağlarda da, kalıcı kar sınırına yakın kesimlerde hemen hemen aynı doğal şartlara uymuş tundra bitkilerine rastlanır.
6.2. Orman
Avrupa kıtasında ormanlar hem özellik, hem kullanım ve tüketim, hem de coğrafi dağılışları bakımından büyük farklılıklar göstermektedirler. Finlandiya, İsveç ve Slovenya’da ormanlar ülke yüzölçümünün % 50’den fazlasını kaplamaktadır, Rusya, Estonya, Letonya ve Slovakya gibi ülkelerde bu oran % 40’ın üzerindedir, oysa Hollanda, B. Britanya, İrlanda ve İslanda’da bu oran % 10’u aşmaz.
6.2.1. İğne Yapraklı Taygalar
Kuzey konifer ormanları, güneydoğu Norveç’ten başlayarak, İsveç, Finlandiya ve Avrupa Rusya’sı üzerinden Sibirya’ya kadar uzanan kuzey bölgelerinde görülür. En çok görülen ağaçlar karaçam, sarıçam, melez çam ve ladindir. Bu ağaçlar basit yapıları ve iğne yapraklarıyla soğuk ve sert rüzgarlar gibi olumsuz koşullara karşın varlıklarını sürdürürler. Bunlar dışında bölgede huş ağacı, birkaç söğüt türü ve ak kavak gibi yaprak döken dayanıklı ağaçlar da vardır. En kuzeyde ağaçlar seyrekleşip bodurlaşırken bu bölgenin güneyinde liken zemin üzerinde bataklık ve göllerle ayrılmış sık ağaçlar bulunur. En güneyde ise iyice sıklaşan ormanların içine girme olanağı kalmaz. Kuzey tayga ormanları, ekonomik bakından, bir işletme (kereste ve özellikle kağıt hamuru) ve kürklü hayvan avlama sahasıdır.
6.2.2. Karışık ve Yaprak Döken Ağaçlı Ormanlar
İğne yapraklı ormanların güneyinde, Orta Rusya’dan başlayıp İskandinavya’nın güney parçasını da içine alarak Avrupa’nın en geniş kısmını örterler. Bu orman içinde yayvan yapraklı ağaçlar güneye ve batıya doğru atarlar. Baltık kıyısında (Vistül Ağzı) Karadeniz kıyısına (Varna) doğru çekilecek çizginin doğusunda daha çok saplı meşe ve ıhlamur ağaçları, batıda ise meşeler ile beraber kayın ağacı, karışık ormanın tanıtıcı elemanları olurlar. Öteki yayvan yapraklı ağaç türlerini ise at-kestanesi, karaağaç ve çınar oluşturur. İğne yapraklılardan köknar, ladin ve ardıç çoğunluk kazanır.
Bu orman sahasında yer şartları bazı değişikliklere meydan verir. Fazla ıslak yerlerde, suya doymuş kumlar üzerinde, yer yosunlarının bulunduğu bataklıklara rastlanır ki, bunlara “turbalık” denir. Burada yeşil bir bitki Örtüsü altında sünger gibi suya batmış, geçilmesi güç bir kara toprak vardır. Çakıllı-kumlu çorak yerlerde buzulların bıraktığı morenler ve şiddetli deniz rüzgarına açık yalı kumlukları üzerinde içerilere doğru bazen 150 km uzanan “Heide” veya “Land” denilen, daha çok süpürge otlarından, ayrıca kamışlar ve katır tırnağı gibi bitkilerden ibaret bitki toplulukları görülmektedir.
Kuzey denizi yalısında med seviyesinden alçakta ve deniz hücumundan setlerle korunan nemli yerler ormana elverişli olmayıp, buraları zengin çayır ve tarlalar haline gelmiştir. Bunlara, Hollanda’da “Polder”, Almanya kıyılarında “Marschen” denir. Ayrıca dağların yamaç ve sırtlarında, yükselti etkisine uyarak sıralanmış bitki kuşakları dizilmektedir. Bu katların en önemlisi “dağ ormanları”dır ki Mittelgebirge, Karpat ve Balkan dağlarında genelde zirvelere kadar yükselebildikleri halde Alp gibi yüksek dağlarda ve İskandinav dağları gibi fazla kuzeyde olanlarda, yamaçlarda kalırlar, daha yukarılarda dağ otlakları ve tundrayı hatırlatan yosunlar görülür ve en yüksek kesimlerde kalıcı kar sınırına ulaşılır.
Avrupa ormanları, daha önce belirtildiği üzere, insanların kereste, yerleşim ve tarım alanları ihtiyaçları nedeniyle büyük ölçüde tahrip edilmiş ve geniş sahalarda ortadan kalkmıştır. Karmaşık Avrupa ormanının en az değişmiş olduğu kesim, Rusya batısında “Pripet bataklıkları” sahasıdır ki tükenmek derecesine gelmiş yaban sığırlarının son sığmağı bu ormanlar olmuştur.
Avrupa’da Arazisinde Ormanların Geniş Yer Kapladığı Ülkeler
1.Finlandiya % 66 2.İsveç % 60
3.Yunanistan % 55
4. Rusya % 45
5.Avusturya % 40
6.3. Bozkırlar (Stepler)
Güneydoğuda yağışların, orman oluşumunu sağlayamayacak kadar az olduğu yerlerde karışık ve yaprak döken ağaçlı ormanlar yerlerini bozkırlara bırakır. Anakara üzerinde bozkır örtüsüne, en yaygın olarak Kazan-Ki ev güneyinden başlayıp çernezyum (kara topraklar) sahasının killi - kireçli toprakları üzerinde rastlanır. Step sahalarının doğal bitkileri, kurakçıl (kserofıî) karakterli çayır otları (stipa gibi) buğdaygiller familyasına mensup bitkiler ve soğanlı bitkiler (süsen, sümbül gibi) dir.
Güneydoğu Avrupa bozkırları Ukrayna’dan güneybatıya doğru uzanarak Aşağı Tuna ovalarına, Bulgaristan platolarına, Trakya havzalarına sokulur ve özellikle Macaristan ovalarında genişler.
Bundan başka, Akdeniz bölgesinde de geniş bozkırlar görülmektedir. Burada denizden dağlarla ayrılmış ovalar ve yaylalar özellikle bozkır genişlemesine elverişlidir. Doğu Trakya’nın Ergene Havzası, Sicilya’nın iç kısımları, Eski ve Yeni Kastilya platoları gerçek birer bozkırdır.
Doğu Avrupa bozkırlarının, çernezyuma benzer toprakları ile beraber, Karpat ve Mittelgebirge dağları eteğinde, batıya doğru dar, fakat hemen hemen devamlı bir şerit gibi uzandığını kaydedelim. Bir taraftan da kuzeydeki ovaların ormanlık sahaları arasında yer alan ağaçsız koridor Karpat Dağları önünde Podolya ve Galiçya’da, daha Ötede Silezya ve Saksonya’da devam eder; böylelikle Almanya (Vestfalya) ve Orta Belçika’dan Kuzey Fransa’ya kadar ilerler. Bu koridor Batı Avrupa’ya giden büyük istila yollarından biri olmuş, insanlar ilk defa buralara yerleşmişlerdir. Bugün de Avrupa’nın en verimli tarım sahaları buralarıdır.
6.4. Akdeniz Bitki Formasyonları
Akdeniz bitkileri, Avrupa’nın güney kıyıları boyunca bir şerit üzerinde uzanır. Burada kış mevsimi çok şiddetli olmadığından bitkilerin faaliyet devreleri soğuk yüzünden pek duraklamaz. Fakat yazların yağışsız ve sıcak geçmesi, Akdeniz bölgesinde kuraklığa dayanan (kserofıl) bitkilerin hakim durumda olmasını belirlemiştir. Akdeniz florası, aydınlık ve kuraklık florasıdır.
Bu bölgenin tanıtıcı bitkisi, zeytin ağacıdır. İspanya ve Portekiz’de mantarlı meşe diğer yerlerde ise yapraklarım dökmeyen meşeler yetişir. Kıyı bölgelerinde Halep çamı ve diğer çam türleri yaygındır.
Yangınlar ile koyun ve keçi gibi hayvanların verdikleri zararlar, bir zamanlar var olan korulukları maki denen ve dikenli ardıç ile defne ağaçlarını da içine alan bir bitki örtüsü durumuna dönüştürmüştür. Akdeniz bölgesindeki en yoksul bitki örtüsü bodur kekik otları, cüce lavanta ve öbür kokulu bitkilerden oluşan “Garig”tir. Bu bitki örtüsünün en yaygın olduğu yerler Güney Fransa, İtalya, Dalmaçya, Yunanistan ve Malta’dır. Zambak, süsen, çiriş otu ve benzeri soğanlı bitkiler de Akdeniz bölgesinde yaygın olarak yetişmektedir. _________________
Only registred user can see link on this forum! Registred or Login on forum! |
|
|
| Başa dön |
|
 |
engins


Kayıt: 29 Ağu 2007 Mesajlar: 1343
|
Tarih: Pzr Eyl 30, 2007 11:35 am Mesaj konusu: |
|
|
7. AVRUPA’NIN DENİZ VE KIYILARI
Denizler, Avrupa’yı üç taraftan kuşatmakla kalmayıp, aynı zamanda başka.hiçbir kıtada benzeri görülmedik bir derecede karalar arasına sokulur. Örneğin Avrupa’da 1000 km araziye 4,1 km uzunluğunda kıyı düşerken; bu değer Kuzey Amerika’da 3,1 km, Asya’da ise 1,7 km kadardır. Söz konusu denizlerin Avrupa iklimi üzerinde büyük etkisi olduğu gibi, bunlar Avrupa’nın çok kütlevi olan doğu kısımları için bile dışarıya doğru açılmış birer pencere rolünü üstlenmektedir.
7.1. Avrupa’nın Kuzey Cephesi: Avrupa, kuzeyde, Atlas Okyanusu’nun kutup etrafına yayılan geniş bir körfezine benzetebileceğimiz Kuzey Buz Denizi ile sınırlanmıştır. Bu denizin güneyinde, Avrupa kıyılarını etkilemekte olan Norveç, Barents ve Beyaz denizleri yer almaktadır. İskandinavya Yarımadası’nın batısındaki Norveç Denizi, Atlas Okyanusu’nun kuzeydoğu uzantısı olup, derinliği fazla, balık bakımından zengin, sıcak okyanus akıntıların etkisi ile kışın dahi donmayan bir özellik göstermektedir.
Barents ve Beyaz Deniz ise derinliği az, kıyıları alçak ve kış mevsiminde kalın buz tabakası ile örtülen donma özelliği göstermektedirler. Karalar içine iyice sokulmuş bulunan Beyaz denizin, derinliği 400 m’yi aşmamaktadır. Kola Yarımadası’nın kuzeyindeki Murmansk limanı daha şanslı olup, Gofstream Sıcak Okyanus Akıntısı’nın etkisi ile 70º kuzey enlemine yakın olmasına rağmen yıl boyunca Barents Denizi suları donmamaktadır, bu da Rus deniz ulaşımı için büyük bir avantajdır.
7.2. Avrupa’nın Atlantik Cephesi: Atlas Okyanusu, Avrupa’nın batı cephesi içine, Afrika ve Amerika anakaralarından olduğundan çok fazla sokulmuştur.
Manş Denizi’nin, Sen Tırnağı vadisini batıya doğru uzatan bir büyük vadi yerinde meydana geldiği söylenebilir. Kuzey Denizi ortasındaki geniş kumsallar (Dogger Rank) üzerinde karasal kökenli fosillerin bulunması, buranın o sıralarda kara sahasına ait olduğunu göstermektedir. Danimarka adaları arasındaki dar ve sığ boğazlarla girilen Baltık Denizi, İskandinav buzulları çekildikten sonra ilk önce az derin bir deniz (Yoldia Denizi), sonra bir göl (Ancyius), sonra yeniden deniz halini almıştır. Bu kenar denizler üzerinde gemicilik ve deniz ulaşımı, fırtınalar, sisler, kum yatakları gibi güçlükler yüzünden hiç kolay olmamakla beraber, bunlar Avrupa için oldukça önemlidir. Bu denizler, iklim üzerinde yaptıkları nemli okyanusal etkiden başka, pek çeşitli ülkeleri deniz yolu ile birleştirmektedir. Aynı zamanda enerji kaynakları ve balıkçılık bakımından da zengindirler.
Bu denizlerin kıyıları, fırtınalardan korunaklı ve liman kurulmasına elverişli oluşlarını, deniz, seviyesinin yakın bir devirde pozitif hareketlerine borçludurlar. Kıyının düz ve alçak olduğu yerlerde bile, ırmak haliçlerinin meydana getirdiği haliçlere rastlıyoruz ki, bazılarının içlerine dünyanın en faal limanları yerleşmiştir: Tajo, Gronde, Loire, Seine, Thames, Humber, Sevem, Mersey, Clyde, Rhein, Weser ve Elbe haliçleri gibi. Bu denizlerin bir kısmında özellikle İrlanda Denizi, Manş denizi ve Kuzey Denizi’nde med-cezir genliğinin fazla oluşu, gemilerin med sırasında limanlara girmesini kolaylaştırmaktadır.
7.3. Avrupa’nın Akdeniz Cephesi: Avrupa’nın güney cephesini kuşatan Akdeniz, Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarını potasında birleştirmekte, kara içine iyice sokulamkta ve Adriya, İyon ve Ege denizleri ile adeta iç içe geçip birleşmektedir.
Akdeniz’in asıl geniş ve devamlı sahası, Tunus ile Suriye arasında doğu kısmı olup geri kalan sahaları, aralarında kara parçaları, yarımadalar ve adalar bulunan ayrı ayrı çöküntü çukurdan oluşmaktadır. Cebelitarık Boğazından Don Nehri ağzına kadar 4300 km uzunluğunda bir sıra iç deniz, birbirinden uzak ve farklı karakterdeki ülkeleri yakınlaştırıp böylece deniz yolu ile birleştirmektedir.
Med-cezir genliği az olan ve akarsuları ağzında haliçler yerine deltalar bulunan Akdeniz’de de yakın bir deniz istilasının meydan verdiği birçok girintiler vardır ki bir kısmı İlk Çağdan beri insanların yararlandığı limanlar olmuş, limanlardan bazıları ise zamanımızda gelişmiştir. Koylar kıyı çizgisinin düz olduğu kısımlarda bile eksik olmakla beraber özellikle Dalmaçya’da ve Ege Denizi boyunca pek fazla gelişmiş bulunmaktadır.
8. AVRUPA’NIN AKARSULARI VE GÖLLERİ
Avrupa oldukça sık bir akarsu ağı ile örülmüştür. Akarsular genelde boylarına göre fazla su taşırlar. Akarsuların boyu ve havzaları ile yeryüzü şekilleri arasında sıkı bir bağlantı vardır. Bunun neticesi olarak Doğu Avrupa’nın akarsuları, Batı Avrupa’da yer alan akarsulardan daha uzun ve geniş havzaya sahiptirler. Avrupa’nın karakteristik hidrografya özelliklerini kısaca şöyle sıralayabiliriz.
1. Avrupa’da havza yoktur. Finlandiya’daki göllerle kaplı bölge istisna teşkil etmektedir. Yalnız buradaki göller, Finlandiya körfezine bağlıdır.
2. Diğer kıta akarsularına göre, Avrupa’nın akarsuları daha kısa ve daha az su taşımaktadırlar. Havzaları da pek geniş değildir. Avrupa’nın en büyük akarsuyu Volga 3690 km. uzunluğunda, 1.350.000 km2 kadar havzası bulunmakta ve debisi 9900 m3/ sn dir (Mississippi’nin uzunluğu 6.730 km, Kongo’nun havzası 3.700.000 km2, Amazon’un debisi 80.000 m3/sn’dir.).
3. Akarsuların iki mühim kaynağı bulunmaktadır. Bunlar Alpler ve Valday yaylasıdır.
4. Akarsuların rejimlerinde yağış miktarları ve toprağın cinsi önemli rol oynamaktadır.
5. Akarsular rejim itibariyle her yerde aynı değildir. Örneğin Tuna nehrinin yukarı çığırında Alp dağ şartlarına, aşağı çığırında doğu Avrupa şartlarına uyar.
6. Atlas okyanusuna dökülen akarsular, her mevsim yağışlı olması ve ovada akması nedeniyle beşeri açıdan önemlidir. Önemli yerleşme merkezleri nehir kenarlarında kurulmuştur (Paris Sen nehri üzerindedir ve şehirle iç içedir.).
7. Kıtanın büyük bir kısmı fazla yüksek olmadığından akarsuların çoğu ovalardan geçer. Ural hariç diğer Doğu Avrupa akarsuları tamamen ova akarsularıdır.
Bu özelliklerden başka bölgesel olarak bazı özellikler de bulunmaktadır ki, bunlardan bazıları şunlardır. Doğu Avrupa’nın akarsularının eğimleri oldukça azdır. Kuzeydoğudaki akarsuların bir çoğu, göller şebekesine dökülürler. Yükseltinin çok az olmasından ötürü Doğu ile Kuzeydoğu Avrupa akarsuları birbirleriyle kanallarla birleştirilmiştir. Orta ve Batı Avrupa akarsularının eğimleri ise dağlık alanlarda oldukça fazladır ve ovaya indikten sonra eğimleri azalır, bir süre sonra denize dökülürler. İskandinavya dağlarında ve Güney Avrupa yarımadalarındaki akarsular, dağlık alandan çıkıp, kısa mesafeden denize dökülürler. Eğimleri fazla olan bu akarsular, zengin birer enerji kaynağıdırlar. İber yarımadasındaki akarsular ise dağlara ve kıyıya paralel olarak akar ve dağlardan inen suları toplayarak denize dökülürler.
Avrupa akarsularını, havzalarına göre guruplandıracak olursak, başlıca dört aan guruba ayırabiliriz. 1. Atlas Okyanusuna dökülenler (Loire, Sen gibi), 2. Akdeniz ve Karadeniz’e dökülenler (Po, Tuna, Dinyepr, Dinyestr gibi), 3. Kuzey Buz Denizi’ne dökülenler (Dvina, Peçora gibi), 4. Hazar Denizi’ne dökülenler (Volga, Kura, Aras, Ural gibi).
Avrupa’da göller, akarsularda olduğu gibi, diğer kıtalara göre çeşitlilik göstermektedir. Yüzölçümü itibariyle büyük göller yoktur ama sayıca oldukça fazladır. Oluşumlarına göre göller şu şekilde sıralanabilir.
1. Buzul çağı buzullarının, bulundukları yerleri oymaları sonucunda meydana gelen göller: Kuzey Avrupa’da yer almaktadırlar. Alan itibariyle oldukça küçük olan bu göller birbirlerine akarsularla bağlanmışlardır ve sayıca çoktur. Finlandiya düzlüğünde 75.000 kadar göl bulunmaktadır. Finlandiya’ya “Göller Ülkesi” denmektedir.
2. Tektonik Göller: Doğu Avrupa’nın kuzeyinde ve İsveç’te yer alan göller tektonik hareketler sonucunda meydana gelmişlerdir. Sayıca az olmasına rağmen alan itibariyle Avrupa’nın büyük göllerini oluştururlar. Bunlardan Avrupa’nın en büyük gölü olana Ladoga gölü (17.660 km2), Onega gölü (9.550 km2), kuzeydoğu Avrupa’da, Vener (5330 km2), Wetter (1900 km2), Melar (1140 km2), İsveç’te yer almaktadır.
3. Buzul ve Tektoniğin ortak etkisiyle oluşan göller: Alp sistemi üzerinde bulunmaktadır. Alanı küçük olan bu göller Alp dağları büyük yayının iki tarfında sıralanmışlardır. Yüzölçümleri 100 ile 400 km2 arasında değişmektedir (Boden-see 338 km2, Maggore 212 km2, Como 145 km2 gibi).
4. Kısmen tektonik ve kısmen kalker yereyin özel aşınımına bağlı oluşan göller: Güney Avrupa’nın dağlık bölgelerinde yer almaktadır. Balkanlardaki Yanya, İşkodra, Ohri gölleri bu şekilde oluşmuşlardır.
5. Volkanik göller: Ekseriya İtalya’daki göller ve Eiffel’deki Maarlar bu tür göllerdir.
6. Kıyı gölleri: Atlas Okyanusu ve Akdeniz kıyılarında sıralanmışlardır. Dalga aşınımı eseri olan yalı kordonları ile akarsu alüvyonlarının birikmesiyle denizden ayrılmış koylar ve Karadeniz’in kuzeyinde kısmen ağızları kapatılmış vadi ağızları kıyı göllerini oluşturmaktadırlar.
Avrupa göllerinin hepsinin toplam yüzölçümleri 186.000 km2’yi ancak bulmaktadır ve kıta toplam alanının ancak % 2’sini oluşturmaktadır.
Göl sayısı bakımından zengin olan Avrupa, aynı zamanda ada bakımından da zengindir. Büyük Britanya gibi dünyanın büyük adalarından, Finlandiya’daki Skaren denilen adacıklara varıncaya kadar birçok sayısız ada bulunmaktadır. Aland adaları grubunda 6554 skaren vardır. Adalar ve göller; balıkçılık ve turizm açısından büyük öneme sahiptirler. _________________
Only registred user can see link on this forum! Registred or Login on forum! |
|
|
| Başa dön |
|
 |
engins


Kayıt: 29 Ağu 2007 Mesajlar: 1343
|
Tarih: Pzr Eyl 30, 2007 11:38 am Mesaj konusu: |
|
|
NÜFUS ve YERLEŞME
Avrupa kıtası, kıtaların en sık nüfuslu olanıdır.1977 yılında Avrupa’da dünya nüfusunun, %15’ ini oluşturan yaklaşık 680 milyon insan yaşamaktaydı.Kıtanın nüfusu, geçmişten bugüne hep fazla olduğu dikkati çeker. Tahmini olarak, 1650’ de 103 milyon, 1750’ de 144 milyon, 1850’de 274 milyon, 1950’de 594 milyon olan kıta nüfus artışı, geçmişten bugüne hep yüksek seyretmiştir.2000 yılında kıtanın nüfusu Rusya ile birlikte 760 milyonu aşmakta ve dünya nüfusunun1/9 kadarını oluşturmaktadır.Fakat kıtadaki düşük nüfus artış hızına bağlı olarak Avrupa’ nın dünya nüfusundaki payı gittikçe azalmaktadır.Örneğin 1850 yılında dünya nüfusunun %23’ünü Avrupa oluştururken, 1960’ta bu oran %20’ ye ve 1990 yılında da %14’de kadar azalmıştır.önümüzdeki 20-30 yıl içinde Avrupa kıtasının dünya nüfusundaki payının %10’unda altına düşmesine kesin gözüyle bakılmaktadır.Artan nüfusun büyük bir bölümü , Yeni dünya kıtalarına(özellikle Amerika ve Okyanusya) göç ettiğini belirtirsek, bugün için kıtanın nüfusu hayli yüksek değerler olduğu anlaşılır.
Sanayi devriminden önce, Avrupa'da; nüfusun % 80'ine yakını kırsal kesimde yaşıyordu. Sanayinin gelişmesiyle birlikte, kırsal kesimden sanayi merkezlerine doğru büyük göçler olmaya başladı. Bunun sonucu olarak Avrupa'da, Londra, Paris, Köln, Frankfurt, Berlin gibi şehirlerin nüfusları hızla artış kaydederken, kırsal kesimin nüfusu azaldı.
Bugün sık nüfuslu sanayi merkezleri, İngiltere'den başlamak üzere, Moskova'ya kadar devam eden, düzensiz bir "Samanyolu" görünümündedir. Büyük Britanya, Hollanda, Danimarka, Almanya gibi ülkelerde nüfusun % 80'den fazlası şehirlerde yaşamaktadır. Güneydoğu ve Güneybatı Avrupa dışında kalan ülkelerde ise bu oran % 50'nin altına düşmez. Güneydoğu ve güneybatı Avrupa ülkelerinde, tarım faaliyetlerinin, sanayi faaliyetlerinden daha önde olduğundan, hala kırsal nüfus oranları nispeten yüksek değerler göstermektedir.
Kıtanın nüfusu yaklaşık 700 milyon civarında olup dünya nüfusunun yedide biri kadarını oluşturur. Nüfusun büyük bölümü şehirlerde yaşamaktadır. Londra, Paris, Madrid, Berlin, Roma, Viyana, Budapeşte, Münih, Hamburg Avrupa'nın olduğu kadar dünyanın da tarihi eserlerinin yer aldığı metropoller içindedir. Nüfus artışı çok yavaştır. Bazı ülkelerde nüfus azalması vardır. Yaşlı insanların sayısı gittikçe artmaktadır.
Yaklaşık 50 milyon Avrupalı özellikle Amerika ve Okyanusya'ya göç etmiştir. Batı Avrupa ve İskandinavya ülkelerinde kişi başına düşen milli gelir fazladır; bu nedenle halkın satın alma gücü ve hayat standardı yükselmektedir.
AVRUPA KITASI’NIN BAZI NUFUS BİLGİLERİ
Avrupa Kıtası’nın En Seyrek Nüfuslu Ülkeleri (Kişi/Km²)
1. İzlanda.....................….3
2. Norveç..……….…..…14
3. Finlandiya…………...17
4.İsveç…………… .……20
5. Rusya(Avr. Kesimi) ...26
Avrupa Kıtası’nın En Yoğun Nüfuslu Ülkeleri (Kişi/Km²)
1.Monako…………..15000
2.Malta………………1270
3.San Marino………….492
4.Hollanda…………….373
5.Belçika………………335
Avrupa Kıtası’nın En Büyük Metropoliten Kentleri ve Nufusları(2000 Yılı- Milyon Kişi)
1.Moskova……...13,2
2.Londra…………….11,8
3.İstanbul…………..10,3
4.Paris………………10,2
5.St. Petersburg……..5,6
6.Madrid……………5,1 _________________
Only registred user can see link on this forum! Registred or Login on forum! |
|
|
| Başa dön |
|
 |
engins


Kayıt: 29 Ağu 2007 Mesajlar: 1343
|
Tarih: Pzr Eyl 30, 2007 11:39 am Mesaj konusu: |
|
|
TARIM ve HAYVANCILIK
Avrupa, tarımında ileri teknoloji kullanarak birim sahadan alınan tarım ürünlerinin verimi çok artırmaktadır. Mesela bir hektar sahadan üretilen buğday, Türkiye'de 2 ton iken Hollanda'da 4 ton kadardır. Fransa, Hollanda, Almanya ve İtalya, tarım alanında da ileridir. Batı Avrupa, Baltık ve İskandinav ülkelerinde bol miktarda hayvansal ürünler üretilir. Avrupa'da üretilen tarım ürünleri, kıta nüfusunu beslemeye yetmemektedir.
Avrupa toplam yüzölçümünün % 30'unda tarım yapılmaktadır. Tarım yapılan toprakların oranları ülkeden ülkeye büyük değişiklikler gösterir. Bu oran Danimarka'da % 70, İzlanda'da ise % 1'den azdır.
Sanayide olduğu gibi tarımda kaydedilen gelişmeler sonucunda, tarımsal üretim hayli artmıştır. Ancak tarımdaki makineleşme, tarımsal alanda işsizlerin oranını artırmış ve şehirlere göçü hızlandırmıştır.
Dünya hayvan sayıları incelendiğinde, Avrupa diğer kıtalara göre düşük değerler gösterir. Ancak hayvancılıkta kaydedilen gelişmeler, et ve süt üretimini artırmıştır. Bu sebeple, Avrupa dünya et üretiminin % 30'una yakınını karşılamaktadır. Orta ve Kuzey Avrupa ülkelerinde sığır ve domuz besiciliği önem arz ederken, Güney Avrupa ülkelerinde, doğal coğrafyanın etkisiyle koyun ve keçi besiciliği ön plana geçmektedir. Genel olarak kıtada, tarım ile hayvancılığın birlikte yapıldığı çift¬likler yaygındır.
Avrupa'da balıkçılık ta önemli bir uğraşıdır. Kıta balıkçılık bakımından üç bölgeye ayrılır. 1. Doğu Avrupa, 2. Kuzey ve Batı Avrupa, 3. Güney Avrupa. Doğu Avrupa'da tatlı su balıkçılığı büyük önem arz ederken, Kuzey ve Batı Avrupa'da açık deniz balıkçılığı önemlidir. Bilindiği gibi Norveç, dünya balıkçılığında büyük bir öneme sahiptir. İzlanda'nın ihracatının % 85'ine yakını balık ve deniz ürünleri teşkil eder. Güney Avrupa, eski bir balıkçılık bölgesi olmasına rağmen, bugün pek gelişememiştir. Bölge ülkelerinde balıkçılık, daha ziyade geçim tipine dayalıdır. Tutulan balıkların % 65'den fazlası, yerinde ve taze olarak tüketilir.
Avrupa Kıta’sında En Çok Balık Avlayan Ülkeler
1.Rusya
2.Norveç
3.B.Britanya
4.Danimarka
5.İzlanda
Avrupa Kıta’sında Küçükbaş Hayvan Sayısı En Fazla Olan Ülkeler
1.B.Britanya
2.Türkiye
3.Rusya
4.Romanya
Avrupa Kıta’sında Büyükbaş Hayvan Sayısı En Fazla Olan Ülkeler
1.Rusya
2.Fransa
3.Almanya
4.Polonya
Avrupa Kıta’sında Domuz Sayısı En Fazla Olan Ülkeler
1.Almanya
2.İspanya
3. Polonya
4. Rusya
5. Fransa
TURİZM
Avrupa, turizm bakımından çok canlıdır. Dünyada ilk defa, İngiltere'nin başkenti Londra'da bir özel ulaştırma şirketi memurlarına ücretli izin vermiştir. Öğrenci ve gençlik turizmine 1918'da ilk defa Almanya başlamıştır. Bugün için sanayileşmiş ve gelişmiş Avrupa ülkeleri, en çok turist gönderen ve kabul eden ülkelerdir.
Turistleri ülkelere çeken etmenler ülkeden ülkeye değişmektedir. Kuzey Avrupa ülkelerinde kış sporları, Orta Avrupa ülkelerinde tarihi eserler ve kültür, Alp ülkelerinde dağ turizm değerleri büyük rol oynarlar. Güney Avrupa ülkeleri, turizm değerleri bakımından çok zengindir. Doğal güzellikler, tarihi eserler, dinlenme ve eğlence yerlerinin bolluğu, Güney Avrupa ülkelerini birer turizm bölgesi olmasına sebep olmuşlardır. _________________
Only registred user can see link on this forum! Registred or Login on forum! |
|
|
| Başa dön |
|
 |
engins


Kayıt: 29 Ağu 2007 Mesajlar: 1343
|
Tarih: Pzr Eyl 30, 2007 11:46 am Mesaj konusu: |
|
|
ULAŞIM
Avrupa kıtası ulaşımın gelişmesi bakımından gerekli tüm coğrafî şartlara uygunluk göstermektedir. Doğal coğrafyası itibariyle Kuzey Yarımküre'de bütün kıtaların orta kesiminde ve orta kuşakta yer alması bakımından büyük önem arz eder. Beşeri Coğrafya özellikleri bakımından da, Avrupa büyük öneme haizdir. İnsanların ilk medeniyet kurmaları, Güneydoğu Avrupa ile Güneybatı Asya arasında kalan bölgede olmuştur.
Avrupa su yolu ve denizyolu ulaşımında oldukça gelişmiştir. Ren, Tuna, Elbe ve Volga nehirleri ve bu nehirleri birbirlerine bağlayan kanallar, kara içi büyük su yolu sistemini oluştururlar. Bugün Baltık Denizi, Karadeniz ve Hazar Denizi su yoluyla birbirlerine bağlıdır. Kıtanın kuzeyi, batısı ve güneyi denizlerle çevrili olması, kıyıların çok girintili çıkıntılı olması, sayıca fazla doğal limanların yer almasına ve denizyolu ulaşımının gelişmesine yol açmıştır. Hamburg, Rotterdam, Anvers, Le Havre gibi Dünya'nın büyük limanları bu kıtadadır.
Kıta ölçüsünde özellikle demir yolu ulaşımı çok ileridir. Demiryolunun dünyada ilk defa 1825 yılında İngiltere'de faaliyete geçmesi, bu ulaşım sektörünün de, Avrupa'da diğer kıtalara göre daha önce ve daha çabuk gelişmesine yol açmıştır. Bugün Avrupa'daki şehirler, özellikle sanayi merkezleri birbirlerine demiryollarıyla bağlantılıdır.
Avrupa'da karayolu ulaşımının tarihçesi Neolitik devire kadar uzanır. Vistül ırmağının doğusunda yer alan yataklardan çıkarılan amberin diğer ülkelere nakledilmesi, Neolitik devirde Amber Yolunun gelişmesini sağlamıştır. Dünyada ilk defa modern karayolu yapımı, İngiltere'de 19. yüzyılda başlamıştır. Yine modern ve mükemmel bir otoyolun ilk olarak yapıldığı ülke Almanya olmuştur. Bugün çok şeritli karayolları (otobanlar), Avrupa'nın şehirlerini birbirlerine bağlamaktadır.
Avrupa'da, havayolu ulaşımı diğer ulaşım sistemlerinde olduğu gibi oldukça fazla gelişmiştir. İlk ticari hava seferlerinin 1919 yılında Fransa'da başlaması, bu gelişmenin kaynağı olmuştur. Kıtada Frankfurt, Paris, Madrid gibi çok modern hava alanları bulunmaktadır.
TİCARET
20. yüzyılın ortalarına kadar İngilizler, İspanyollar, Portekizliler, Fransızlar ve Hollandalılar, Amerika, Güney ve Orta Afrika, Uzak Doğu ve Avustralya'da sömürgeler kurmuşlardır. Ham madde kaynaklarını işleyerek zenginleşen Batılı ülkeler, günümüzde sömürgelerini kaybetmişlerdir.
Avrupa ülkeleri, ticaretin büyük bir kısmını üye oldukları topluluk ülkeleri ile yapmaktadırlar. Ülkelerin ithalat ve ihracat maddeleri, ülkenin ekonomik yapısı ile bağlantılıdır. Finlandiya gibi Kuzey ülkelerinde ihraç ürünlerinde orman ürünleri önemli yer tutarken, Almanya gibi sanayileşmiş Orta Avrupa ülkelerinde sanayi ürünleri birinci sırada yerini alır. Güney Avrupa ülkelerinde ise tarım ürünleri, ihracatta büyük paya sahiptir. Tüm Avrupa ülkelerinin ithalatlarında, hammadde, dokuma ve gıda ürünleri önemli yer tutar.
Avrupa’da Deniz Ticaret Filosunda Önde Gelen Ülkeleri
1.Rusya
2.Malta
3.Yunanistan
4.Norveç
5.Türkiye
6.Hollanda
7.Ukrayna _________________
Only registred user can see link on this forum! Registred or Login on forum! |
|
|
| Başa dön |
|
 |
|