 |
Eğitim ve Öğretmen Forumu
İlköğretim ve Lise Günlük Ders planları,belgeler,programlar,zümre,sosyal kulüpler rehberlik,ödev ve tezler,yazılı ve testler
|
| Önceki başlık :: Sonraki başlık |
| Yazar |
Mesaj |
engins


Kayıt: 29 Ağu 2007 Mesajlar: 1343
|
Tarih: Cmt Eyl 08, 2007 8:18 pm Mesaj konusu: KARDEŞ İLİŞKİLERİ |
|
|
KARDEŞ İLİŞKİLERİ
Kardeşlik bağı,bir sevgi kaynağı gibi düşünülürse de kardeşler arasında önemli problemler söz konusudur. Kardeşlik ilişkisi,istenmeden oluşturdukları rekabet nedeniyle bozulabilir. Bazı uzmanlara göre kardeşlik öncelikle rekabettir. Kardeşler düşman olarak doğan. Bazılarına göre,çocuk annesinin yalnızca kendisine ait olmasını diğerlerinin anne gözünde kendisi kadar önemli olmamasını ister. Kardeş ilişkisinin mekanizmasında iki faktör rol oynar:
a-Annenin tutumu,
b-Çocuğun sosyal yeri ve özellikleri(Sıra ,yaş,cinsiyet gibi)
Teorik olarak, anne sevgisi eşit dağılıyorsa, kardeşler arasında rekabet olmaması gerekir. Fakat rekabet, ne eşit dağılım ne de elde edilenlerin eşit olması ile ilişkili değildir Çocuk, çoğunlukla böyle bir dağıtımda eksik bırakıldığı duygusuna kapılır. Aslında, annelerin rekabet duygusunu engelleyememesi eşit dağılım yapıp yapmadıklarına ilişkin kaygıya dayanır. Aksine rahat, kaygısız davranan, kişisel problemlerinde teorik cevaplar aramayan anneler, kardeşler arası gerilimi daha kolay azaltırlar. Kardeş kıskançlıkları, anne ihmalkarlığı veya çok dikkatli olması halinde daha önemli hale gelir.
Çocukluk problemlerini yeniden yaşayan veya evliliği iyi gitmeyen anne, çocuklarına aşırı bir şekilde bağlıdır. Bu durum rekabet ortamı yaratır. Bu tıp anneler, verdiklerinin karşılığını görmek isterler. Her çocuğun bunu veriş şekli farklı olacağından, kardeş ilişkilerinde rekabet ortaya çıkar. Tam aksi durumdaki anne, yeterli mesafe bırakıp, çocuklarına sıcak anne sevgisini gösterebilen annedir.
Kardeşler arası ilişkide babanın rolü daha azdır. Baba, otoritesi ile anne davranışlarını destekler, devamını Sağlar.
Kardeşler arası ilişkinin yapısı, sıra ve cinsiyetle sıkı sıkıya ilişkilidir Sıra, çocuğun anne, baba ve kardeşlerin karşısındaki tavrını belirler.
İLK-BÜYÜK ÇOCUK
İlk çocukların entelektüel planda kendilerinden küçük kardeşlerini aştıkları kabul edilir Genelde ilk çocukların hemen her zaman aile içinde iyi bir yere sahip oldukları inancı yerleşiktir. Aslında, kalabalık aile içindeki en büyük çocuk için bu durum söz konusu değildir. İlk çocuk önce tek çocuktur. Anne-babanın sevgisi tümüyle kendisine aittir. Daha sonra bu sevgiyi paylaşma ve anne-babasının karşısında statü kazanmak için mücadele etme durumunda kalır.
Ailelere göre büyük çocuk, önce tek çocuktur. Anne-babası, sadece ona aittir Kardeşinin doğumu bu ayrıcalığı sona erdirir. Çocuk, bazen bu değişiklikle altüst olur Bazen de geç farkına varır ve şiddetli tepkiler gösterir. Çocuğun kırıklığa uğraması nedeniyle yarattığı ortam yetişkinler tarafından zorlaştırılmamalıdır
ANNE-BABA VE BÜYÜK ÇOCUK:
Anne-baba genellikle ilk çocuğa diğerlerinin doğumundan sonra farklı davranırlar. İlk çocuk her zaman daha farklı kabul edilir Bir. çok anne ilk çocuğuna daha fazla özen göstermiştir Bununla birlikte genç ebeveynde tecrübe eksikliği vardır. Bu eksiklik, aşırı hoş görü ve kızgınlık arasında gidip gelen davranış değişikliklerine neden olur. Tek çocuk, birden büyük çocuk olur. Bazı sorumlulukları üstlenmek zorunda kalır. Daha önceden bu ortama alıştırılmamışsa, kardeşini anne-babasının sevgisini paylaşmak zorunda olduğu bir varlık olarak görür. Bir de ailenin ilgisi kesilmişse, kendini terk edilmiş hisseder.
Büyük çocuk, önceden sahip olduğu ayrıcalığını sürdürmek ister. Bazı aileler de buna ortam hazırlarlar. Bu durum, büyük çocuğun kendisini ayrıcalıklı görmesine, kardeşlerine yukardan bakmasına ve onların faaliyetlerine katılmamasına sebep olur. Hatta bazı durumlarda,bununla da yetinilmeyip, büyük çocuğa, kardeş üzerinde baskı kurma ve yönetme yetkisi de verilir. |
|
| Başa dön |
|
 |
engins


Kayıt: 29 Ağu 2007 Mesajlar: 1343
|
Tarih: Cmt Eyl 08, 2007 8:19 pm Mesaj konusu: |
|
|
BÜYÜK ÇOCUĞA AİLE NASIL DAVRANMALIDIR?
1-Anne yeni doğan bebekle fazla ilgilenip büyük olan çocuğu unutmamalı;okula gidiyorsa okul yaşamında veya oyunları ile ilgilenmelidir.
2-Büyük çocuğun kardeşini rakip gibi görmesi geçicidir,diye düşünmek yanlıştır. Ona aile içindeki yeri anlatılmalı,güçlükleni birlikte çözümlemelidir.
3-Büyük çocukla kardeşleri arsında sosyal ilişki zemini hazırlanmalıdır. böyle bir ortam oluşturmak için büyük çocuğa, bebeği koruma görevi vermek yeterli olabilir. Büyük çocuk kız ise, anne ile birlikte kardeşlerine bakabilir. Böylece, sevgisinin bir kısmını onlara verir ve anneye bağımlılıktan kurtulur. Erkek çocuk, kardeşlerini korumaktan gurur duyar. Böylece. çocuğun prestij kazanması. gelişiminde sosyallik özelliği taşır. Yetişkinlerden gördüğü anlayışla çocuk. duygusal kırıklık şokunu atlatır.
4- Aile, kardeşler arası kıyaslama yapmaktan kaçınılmalıdır. Büyük çocuk kardeşiyle kıyaslanarak küçük düşürülmemelidir. Tabii bunun için, ona aşırı ayrıcalık vermek de hatalıdır.
5- Çocuğun kendinden küçüklerinin ihtiyaç ve sevgilerini anlayışla karşılaması gerekir. Bunun yani sıra, küçüklerin ona olan tutumuna dikkat etmek gerekir.
6- Büyük çocuktan yaşının üstünde davranış beklenmemelidir.
İKİNCİ-ORTANCA ÇOCUK PROBLEMİ:
Üç çocuklu ailelerde çoğunlukla en şanssız olan. küçük ve büyük kardeşine oranla daha az sevgi gören veya gördüğünü düşünen çocuk. ortanca çocuktur. Bu nedenle. gerek uyum ve davranış bozukluğu gösteren çocuklarda. gerekse suçlu çocuklarda ortanca çocuk olma önemli bir etken olarak dikkat çeker. Ortanca çocuğun şanssızlığı, kendisini büyük kardeşi ile kıyaslamaya çalışması ve bu kıyaslama sonucu kendini yetersiz hissetmesiyle ilgi ve sevginin küçük kardeşine odaklaşmasıdır.
Ortanca çocuk, kendisinden daha güçlü ve yetenekli bir kardeşle; kendisinden sonra gelen kardeşin yarattığı ilcili sorunlarla baş etmek zorundadır. İkinci çocuk, diğer kardeşleri kadar yetenekli olmadığı inancını geliştirebilir ve yaşıtları ile sürekli bir yansıma içine girebilir. Ancak anne-babanın genellikle birinci çocuklarına oranla daha ılımlı olmaları, ikinci çocuğun otorite ile tek zorluğu olmamasına neden olur. Buna rağmen, kendisinin diğerleri kadar yetenekli olmadığı inancı, ikinci çocuğun ilerdeki yaşamında tepkici. baş kaldırıcı yada ezik ve karamsar bir kişilik geliştirmesine neden olabilir.
Çeşitli uyum ve davranış bozuklukları sergileyen bir ortanca çocuk, aile resmini çizerken, ağabey ve kardeşini anne-babasının yanına çizmiş, kendi resmini ise sayfanın en ucuna yerleştirmiştir. Kardeşlerinden söz edildiğinde, bu 5 yaş çocuğunun, sürekli ağladığı gözlenmiştir.
Genelde ortanca çocuk, ve büyüğünün ayrıcalıklarına, nede kuçu~e gösterilen özene sahiptir. Büyüklerin oyununa katılamaz, çünkü kuralları bilmez. Küçük gibi davranamaz, çünkü ona iyi örnek olması gerekir. Sonuçta, büyüklerin ödevlerini, küçüklerin oyunlarını engelleyen bir çocuk haline gelir. Bu durumda en çok cezalandırılan o olur ve çevresine düşmanca tutum edinir Okul çağına gelmesi bu durumu kolaylaştırır Ortanca çocuk, hem okul çalışmasında büyük kardeşle birlikte olur, hem de küçükleri koruma görevi edinir Ortanca-ikinci çocuğa, aile içinde bir yeri olduğu gösterilmeli, düzeyine göre işler verilerek diğerlerinin yanında başarılı olabileceği vurgulanmalıdır Kardeş sırası, çocuğun kardeşleri karşısındaki tavrını belirlemez Bunda daha çok anne-babamın tutumu etkilidir.
KÜÇÜK ÇOCUK:
Büyük çocuk ve ortanca çocuktan sonra, küçük çocuğun konumu da onu zor durumlara sokabilir. Ailenin ilgi merkezi olarak eri çok şımartılan kişi olan en küçük çocuk diğer aile üyelerinin gözünde her zaman çocuk olarak kalır bu durum en küçük çocuğun, ben merkezci (egoist-bencil) tavırlar geliştirmesine ve kendisinden güçlü ve yetenekli kardeşlerinin yanında sürekli olarak yetersizlik duygusu yaşamasına neden olabilir
Gerek -fiziki gücü, gerekse zihin kapasitesi gerektiren konularda, ağabey ve ablalarının yanında çocuğun sürekli başarısızlığı, onu kırıklığa itebildiği gibi, saldırgan da yapabilir. Küçük çocuk, abla ve ağabeyinin baskısını, oyunlarda arkadaşlarına yönelterek telafi yoluna gidebilir Baskı uzun süreli olduğu taktirde, çocukta kalıcı bazı davranış bozukluklarına sebep olabilir. |
|
| Başa dön |
|
 |
engins


Kayıt: 29 Ağu 2007 Mesajlar: 1343
|
Tarih: Cmt Eyl 08, 2007 8:20 pm Mesaj konusu: |
|
|
TEK ÇOCUK:
Bazı aileler bir çocuktan fazla çocuk sahibi olmak istemezler. Bu bazen bilinçli bir aile planlaması sonucu oluşur ki, anne-baharın ileri yaşta olmaları yada sağlık durumlarının elverişli olmaması yeterli sebeptir Bunun dışında ekonomik sebep çoğu ailede temel etmen olmakta ve bu tür aileler gerekçe olarak Birden fazla çocuğa bakacak maddi gücümüz yok “yanıtını vermektedı1ier.
Bunun yanı sıra tek çocuklu ailelerin, genelde sosyo-ekonomik koşulları üst düzeyde olan aileler oldukları, özellikle ülkemizde, sosyo-ekonomik koşulların bozulmasıyla çocuk sayısının arttığı da bir başka ger-çektir. Sosyo-ekonomik düzeyi iyi olan anne. sosyal ilişkilerinin bozulmaması ve alıştığı rahat ortamı bırakıp yeniden çocuk büyütmek için çocuk sahibi olmak istememektedir
Tek çocuk sahibi olmanın bazı avantaj ve dezavantajları vardır. Bunlar şöyle özetlenebilir Tek çocuğun beslenme, giyim ve eğitimi anne-baba açısından daha kolaydır Bu bakımdan tek çocuk, çok çocuğa oranla daha iyi yaşam ve eğitim imkanlarına sahiptir. Buna karşılık dezavantajlara bakıldığında, tek çocuğun oyun arkadaşlığının azlığı, onun için önemli bir engeldir Tek çocuğun büyüklü küçüklü kız ve erkek kardeşi olan çocuğa oranla deneyim zenginliği daha azdır. Oyun arkadaşı olmadığı taktirde çocuk, oyundan zevk almaz olur;sorumluluk almayı öğrenemez. Bunların yerine, yetişkinlerle konuşmayı ve onları dinlemeyi tercih eder ve işlerinde anne-babaya yardımcı olur. Oyun oynamak zamanla ona gereksiz ve saçma bir faaliyet gibi gelir.
Çocuğun gelişiminde, kardeş çok önemli bir faktördür. Hiç kimse kardeşlerin yerini tutamaz. Böyle bir ortam çocuğu sosyal yaşama hazırlar. Tek çocuk, yeni bir deneyim girişiminde bulunmaktan nefret eder. 0, anne-babasıyla olan ilişkilerinden memnundur ve bunu yeterli görür Yetişkinlerle iletişim kurması, bazı durumlarda çocuğun kendisini yaşıtlarından üstün görmesine sebep olabilir Yetişkinin yardıma her an hazır olması, Çocuğun doğasındaki zayıflığı arttırır Böyle durumlarda, güvensizlik duygusu ve sıkıntı artar Bu tıp müdahaleler, çocuğu korumaktan çok, onu daha büyük tehlikelere sokar
Tek çocuğun etrafı, kendini fizik ve zihin yönünden aşan yetişkinlerle çevrilidir. Çocuk, bazen sömürülüyormuş hissine kapılır. Sonuçta her şeyi bilme isteğiyle birlikte, taşkınlık, sinirlilik oluşur. Erken olgunlaşma, çocuğun hayal gücüne sığınmaya götürebilir.
Okul öncesinde anne-babaya bağımlı olan tek çocuk, bunu okul yaşamında da sürdürmek ister. Hep yardıma alışan çocuğun, kendine olan güveni kalmayabilir ve tek başına başaramayacağı endişesi yerleşebilir. Bu nedenle, sınıftaki ortak çalışmalardan kendini çeker.
Tek çocuk, derin ve gizli bir güvensizlik duygusuna sahiptir. Kendilerini güçsüz hissedenler ya hayallerin de kahraman olurlar yada dışarıya karşı güçlü bir imaj vermeye çalışırlar. Bu tip çocuklar için ergenlik zorlu bir dönemdir. Belirsizlikler, repressionlar (bastırma), aşağılık duygulan, onlara kolaylıkla içe kapanmaya götürebilir.
Tek çocukla çok fazla ilgilenilir,şımartılır,gereken süreden önce olgunlaşması beklenir. Yoğun entelektüel baskı altında bırakılır. Çocuğun hızlı gelişimi,bozuk bir sağlık. sinirlilik yaşın üzerinde istekler gibi sonuçlar doğurabilir. Bu çocuklara çevresi ile ilişki kurma fırsatı verilmemiştir. Oysa,çocukları dış dünya ile ilişkiye sokacak olan ancak arkadaşlarıdır. Arkadaş ilişkilerinde çocuk. farklı değerleri, farklı ihtiyaçları tanır. özenir.
Bir çok durumda,tek çocuğu hataya götüren anne-babanın duygusal yaklaşımıdır. Böyle durumlarda da çocuk terkedilmiş hissine kapılabilir. Tek çocuğa erken verilen oto-kontrol (kendi kendini denetleme)normal gelişim için gerekli olan dengeyi bozabilir.
Zamanından önce olgunlaşan “ben”uyarım ve dış yardıma karşın ihtiyaçlarını karşılayamaz. Kendini değerlendiremez,yetişkin yaşama ulaşamaz. Davranışlar daha çok taklitten ibaret oluşur.
Grup karşısında bağımsızlık eksikliği,kişisel gelişim yetersizliği .istek ve güç arasındaki dengesizlik,tek çocuğun tam bir birey olması için aşılması gereken durumlardır.
Tek çocuklar,uyku ve yemek eksikliğinde sınırlı davranışlara bulunmaya yatkındırlar. Anne-baba,eğer tüm ilgilerini çocuk üzerinde toparlarsa. böyle bir ortamda büyüyen çocuk,en ufak bir ilgi eksikliğiyle karşılaştığında sorun çıkarır Tek çocuk kolavlıkla şımarık ve inatçı bir çocuk haline gelebilir. Hem kendisine gösterilen özenden hoşnut olmaz,hem de yakınlarının ilgisini çekmeye çalışır. Genelde isyankar tutum içinde çevresini rahatsız eder.
Sabırsızlık ve hükmetme, tek çocuğu karakterize eder. İyiliksever ve anlayışlı görünümdedir. Ancak,bu olumlu özellikler onun gerçek-duygularında yer almaz: Tek çocuk,genelde istek ve kaprislerini empoze etmeye çalışır.
Çok çocuklu ailelerde çocuk oyun yoluyla farklı rollere girme olanağı bulur. Bu da onu topluma ve hayata hazırlamak açısından büyük önem taşır. Buna karşın tek çocuk,monoton ilişkiler içinde görünür. Tek çocuğun insan doğasında var olan saldırganlık dürtüsüne bir çıkış yolu veya ifade etme konusundaki imkanların azlığı bir başka zorluğudur.
Tek çocuk,genelde arkadaşlarıyla oyunda dışta kalır. Oyun dışında kalmak,tek çocuğu kırıcı ve dayanılmaz hale getirir. Diğerleri tarafından istenmeyen çocuk,belirli bir yalnızlık çemberi içine girer. İster saldırganlık isterse çekingenlik şeklinde görülsün, bu tutumun sonuçları hem birey,hem de toplum açısından büyük önem taşır.
Tek çocuk için yaşam ve eğlence birbiriyle iç içedir. Ciddi konular hemen espriye dönüştürülür. Anne-baba her zaman yardıma hazırdır. Eğlence bir alışkanlık haline gelir. Böyle bir eğitimde,hiçbir şey başarısızlık ve tehlikeyi anımsatacak şekilde değildir. Çocuk,hiçbir şeyi ciddiye almaz,çünkü hep alkışlanmakta ,hep önemli olduğunu görmektedir
Tek çocuklarda “görüntü” ile yetinme eğilimi vardır. Bir çok yapay davranışlar gösterebilirler, bazen normal güçlüklere bile katlanamazlar.
Özet olarak,tek çocukta istenmeyen davranışların daha çok olduğu ve kızlara oranla erkek çocukların daha sorunlu olduğu göze çarpar. Tüm vakalarda değişik şekillerde görülen güçlü bir”bencillik”söz konusudur. Genelde benlik arayışı ,çekingenlik ve içe kapanma ile kendini gösterir. Eğer çocuk sosyalleşmemişse,bu arayış hep önde olma isteği şeklindedir.
Mantığa büründürme, ego-centrısm (ben merkezcilik) ,narcısme (özseverlik-kendine hayranlık duyma) alınganlık,davranışlarını karakterize eden özellikler arasındadır.
Tek Çocukta Anne-Babanın Tutumu Nasıl Olmalıdır”
Tek çocuk,her zaman yanlış bir eğitim biçimiyle yetişmez. Bu durum, büyük ölçüde yetişkinleri çocuğa olan tutumuna bağlıdır. Bunun için farklı ortamlarda çocukla olan ilişkilere dikkat etmek gerekir. Anne-baba her şeyden önce dengeli ve sakın olmalıdır Çoğunlukla anne-babalar “hoşgörülü ve sabırlı mı,”yoksa “kızgın ve otoriter mi davranacaklarını bilemezler. Sonunda endişeli ve karamsar bir tutum içine girerler. Davranışlardaki kaygı ve tereddüt,hatayı daha da büyütür. Çocukta aksayan yön için öncelikle eğiticiler (anne-baba)kendi istek ve davranışlarını gözden geçirmeli;böylelikle başka suçlu aramak yerine,kendi hatalarını görebilmelidirler. Bu amaçla gerekirse çocuk için ortam değiştirilmelidir.
Çocuğa gerçeklerle baş başa kalma imkanı verilmelidir Bazı tehlikeleri yaşayarak aşmak, tehlikeden kaçınmaktan daha iyi sonuçlar verir. Uzun süreli soyutlama iyi eğilimler çerçevesinde olsa bile karakteri bozar. Böyle bir ortam çifte egoizmi oluşturur.(Biri bireysel,diğeri bireyin ait olduğu grup için oluşturduğu egoizm) Buna yol açmamak için çocuk kapalı ortamdan çıkarılmalı: kreş, ana okul gibi yaşına uygun gruplara girmesi sağlanmalıdır
Güven eksikliğinden kaçınmak dikkat edilmesi gereken diğer önemli bir noktadır Çocuk ancak bir başkasının yanında kendini güvenli hissedip,ödevlerini yapabiliyorsa, yavaş yavaş metodu değiştirip, çocuğa yalnızken de güvenli olması sağlanmalı ve sınıf öğretmeni metot değişikliği üzerinde uyarılmalıdır.
Gerçek sevgi,özveridir. Anne-babanın çocuğa gösterdiği sevgi ne aşırı,ne de eksik olmalıdır. Anne-baba isteklerini çocuğun gelişim basamaklarına göre uyarlamalıdır. Çocuk keşfedeceği geniş dünya içine girdiğinde sevgi ve koruyuculuk biraz azaltılmalıdır. Aşırı sevgi göstermekten vazgeçmek,çocuğu tek başına bırakmak anlamına gelmez.
Çocuğun yaşadığı ortamın sıcak bir yuva olması sağlanmalıdır. Baba ocağı imajı çocukta derin iz bırakır. Bu çocuğun tüm yaşamı için önemlidir. Ailenin hep birlikte olduğu zamanlar zevkle geçmelidir Düzenli, sevgi dolu bir aile ortamı, çocuğun iç dünyasına etki eder;ilerde ona direnç sağlar.
Anne-baba,tek çocuğun eğitimine ilk yıllarda dikkat etmelidir. Bu yıllar ilk alışkanlıkların kazanıldığı dönemdir. Benliğin güçlenmesi için bir yere sahip olma imkanı verilmelidir. Bunun için ayrı bir odaya gerek yoktur. İyi bir eğitim dıştan gelen bir zorlama değildir. İçselleşmiş bir sorumluluk duygusunun oluşturulmasıdır. Böyle bir ortamda tek çocuk,bencillikten kurtulabilir;kapalı ortamdan çıkarak çevresiyle ilişki kurabilir,onları sevebilir.
Tek çocukla belirli bir ölçü içinde olunmalıdır. Tek çocuğa aşırı sevgi göstermekten kaçınılmalıdır. Çocuk her an değerli görülmek ister,her hareketinin beğenilmesini, onaylanmasını bekler.
Anne-baba,tek çocuğu yavaş yavaş toplum içinde yaşamaya alıştırılmalıdır. Çocuğun, diğer insanlarla ilişki kurmasına fırsat yaratılmalıdır. Ev çevresi, yuva, okul, çocuğun arkadaş edinmesini, kendini tanımasını, sorumluluk duygusunu kazanmasını sağlar,sosyal yaşam gereklerine alıştırır. Çocukluğunda iyi ilişkiler kurmuş olan birey, bunu gençliğinde de sürdürür. Çocuğun arkadaşları yalnızca kendi cinsiyetinden olmamalıdır. Çocuğun karşı cinsteki çocuklarla arkadaş olmasına oyun oynamasına izin verilmelidir. Çocuklukta karşı cinsle ilişki kuramama. ergenlikte önemli engellemelere yol açabilir.
Özgürlük,çocuğa sorumluluk ve özgüven verir. Tek çocukta,özgürlük ve istediğini yapma düşüncesi genelde karışır. Çocuğa belirli bir yaşam çerçevesi için davranış motiflerini öğretirken, özgürlüğü hissettirilmeli, fakat bazı davranışlarının yapılmaması gerektiği belirtilmelidir. Anne-babanın endişeli tepkileri ve uyarıları çocuğun özgürlüğünü engeller. Cezalar,çocuğun kişiliğini kırıcı bir şekilde ve savunma fırsatı verilmeden uygulanırsa yine özgürlüğü engellenmiş olur.
Çocuk tek başına yürümek yemek yemek. oyuncağını seçmek ister. Anne-baba onu faaliyetlerinde özgür bırakmalıdır. Taklit becerisi kesinlikle geliştirilmemelidir. Mesela model resim çizmek yerine kendisinin resim çizmesi gibi özgün olması gerekir. Deneme yanılmanın gelişimde çok önemli bir yeri vardır. Oyun içindeki ilişkiler Çocuğun gücünü geliştirir, birlikte çalışma zevki verir,uyum ve yeteneklerini tanıma olanağı sağlar. Tek çocuğun eğitiminde,işbölümüne alıştırma önemli yer tutar. Bu,oyun yoluyla çocuğa kazandırılabilir Özgür ortamda yetişen,sorumluluk ve özgüvene sahip olan çocuk,özgürlüğün istediğini yapmak olmadığını bilir.
Anne-baba,tek çocuğu özellikle tehdit eden tehlikeler üzerinde durmalı,gerekirse bir eğitimciden uygun yaklaşım biçim ve metot konusunda. Yardım almalıdır. İlerlemiş davranış-bozukluklarının giderilmesi konusunda ise bir danışmana, çocuk psikoloğuna veya çocuk psikiyatristine başvurulmalıdır. |
|
| Başa dön |
|
 |
engins


Kayıt: 29 Ağu 2007 Mesajlar: 1343
|
Tarih: Cmt Eyl 08, 2007 8:21 pm Mesaj konusu: |
|
|
KARDEŞ KISKANÇLIĞI
Kıskançlık,bir heyecan biçimidir. Kıskançlık heyecanı,kızgınlık sonucu oluşan,insana yönelik bir içerleme tutumu olarak tanımlanabilir. Kıskançlığın sebebi ve ifade biçimi büyük ölçüde psiko-sosyal etkileşim ortamıyla çocuğa yöneltilen uyarımlara bağlıdır. Kıskançlığı oluşturan ortam çoğu kez toplumsal kaynaklı olup,özellikle çocuğun sevdiği kişileri içerir.
Kıskançlık beklenen ilgi,sevgi ve şefkat eksikliğine verilen doğal bir yanıttır. Bireyin sakladığı kızma duygusu,gücenme olarak da tanımlanabilir. Kıskançlık olayında bazı
korkular sık sık hiddetle birleşir. Kıskanç birey,sevilen bireyle ilişkilerinde kendini tedirgin hisseder ve bu kişinin sevgisi karşısında kendi statüsünü kaybedeceğinden korkar
Dışarıya yönelik kıskançlık her zaman insanları,özellikle çocuğun sevgi beslediği kişileri ilgilendiren bir olaydır. İlk çocuklukta kıskançlık,anne-babayı ya da kendisine bakan bireyleri içerir. Çünkü;çocuk ilgi ve şefkati arzular,sıklıkla kendini diğer bir çocukla kıyaslama içinde bulur. Küçük çocuklarda kıskançlık ise,genellikle 2-5 yaşları arasında yeni bir kardeşin gelmesinden kaynaklanan çok genel bir duygusal deneyimdir.
Küçük kardeşe duyulan kıskançlık,çocukların yaşamında en yaygın kıskançlık örneğidir. Bu kıskançlık türünde,çocuk genellikle saldırgan biçimde davranır. Kardeşine vurma,ısırma sık rastlanan davranışlardır. Kardeş kıskançlığı nedeniyle çocukta görülebilecek emekle ,bebekçe konuşma, biberonla beslenmeye dönme, altını ıslatmak tırnak yeme,parmak emme v.b. gibi bebekleşme ve gerileme belirtileri,çocuğun ruh sağlığını büyük ölçüde etkiler. Bu sebeple,anne ve babanın daha kardeş dünyaya gelmeden,çocuklarını bu konuda hazırlamaları,doğum sonrası bebeğin(beslenme,temizlik,giyim gibi)kontrollü bir şekilde büyük kardeşe yaptırmaları en uygun çözümdür. Bununla birlikte yeni bebeğin gelişme hazırlamada çocuğa yeni bir kız ya da erkek kardeş olacağını ve onunla oynayabileceğini söylemek her zaman kıskançlığı gidermez,fakat körükleyebilir. Küçük bir çocuk,bu olayın hayatına getireceği değişiklikleri algılayacak kadar olgunlaşmış ve deneyimli değildir
Kardeş kıskançlığında, çoğunlukla anne ara bulucu rolü oynar Kimi kez .gerçek suçluyu araştırır,diğerine ceza verir Kimi kez her ikisini cezalandırır,haklı olanı arama yoluna gitmez. Bazen de hangisi haklı olursa olsun küçüğü korur. Çare bulmak her zaman için kolay olmamaktadır. Bazı şartlar değiştirilemez. Örneğin yaş yakınlığı sebebiyle oluşan rekabet veya evin küçüklüğü nedeniyle çatışmalar için fazla bir şey yapılamaz
Kıskançlık karşısında anne babalar,kızgınlık .katılık,müdahale etmeme konusunda tereddüte düşerler. Kardeş çatışması nedeni aranarak yok edilebilir Ancak her şeyden önce bilinmelidir ki,kıskançlık doğal bir duygudur
Kardeş doğumunu izleyen kıskançlıkta .bebeğin doğumuyla ilgili tüm ilgiler ona çevrilir. Anne,hastaneden döndükten sonra,hep bebekle meşgul olur Bunlar büvük çocuğun gözünden kaçmaz. Uzun süre çocuğa,kardeş doğumundan güzel bir olay olarak söz edilmiştir. Ama ne var ki çocuk,bebeğin kendi yerini almakta olduğunu görmeye başlar Kıskançlık duyguları ile birlikte gizli düşmanlık duygusu yerleşir. Zaman zaman gözlenen bu duygu,koşullar uygun olduğu ölçüde saldırganlık şeklinde ortaya çıkar Daha sonra kavga şekline dönüşür
Kardeş kıskançlığından doğan düşmanlık,bazen kardeşe değil de,anneye yönelir
Bunun sonucunda çocuk,söz dinlemez, yatağını ıslatır, yemek yemez. Tüm bu davranışlarıyla çocuk,dikkat çekmeye çalışır Bunun yani sıra,düşmanlık kendine de dönebilir. İçe kapanır yada kendinde doyum arar. (tırnak yeme,parmak emme,mastürbasyon)
Aile içinde hep en küçüğün tercih edildiği göze çarpar Doğal olarak anne,en küçüğe daha belirgin bir sevgi ve özen gösterme eğilimindedir. Fakat bu gerçek bir tercihin kanıtı değildir. Eğer en küçük,diğerlerinden daha güzel,daha zeki,daha becerikli ise,bu özellik belirtilmemelidir; kıskançlığı arttırır,düşmanlık gösterilerine ve gerileme belirtilerine sebep olur.
Çocuğa geri plana itildiği değil,aile için de her zaman yeri olduğu hissettirilmelidir. Büyük olduğu sorumluluklara sahip olduğu gösterilmelidir. Sorumluluklar abartılmama- lı,çocuk,anneyle birlikte küçüğü korumalı,ona bilgi vermelidir.
Baba baskısı egemen olan bir ailede büyüyen çocukta dışkı kaçırma(encopresis),elle tırnaklarını koparma,okul başarısızlığı, aşın hareketlilik,yalan ve çalma gibi davranış bozukluklarına rastlanmaktadır.
Kardeş Kıskançlığında Tehlike Yaratabilecek Durumlar:
1-Kardeş kıskançlığını arttıran evlat ayrımı,
2-Anne-babanın anlaşmazlığı,çocukların taraf tutmaya zorlanması,
3-Anne-babanın kardeşliğe karşı ilgisiz tutumu.
Kardeş sayısı ve cinsiyet birbirinden ayrı ele alınmamalıdır. Önemli olan,bir çocuğun üç kardeşin en büyük olması değil,üç kız kardeşin ağabeyi durumunda olmasıdır.
Kıskançlık aslında bir çocuğun anne ve babasının tek sevgili varlığı olma isteğinden doğar. Daha çok ayrıcalığa sahip olan ağabeye özenilir,gıpta edilir. Aynı şekilde daha çok korunan ve özenilen bebeğede davranılır. Burada çocukların beklediği eşit sevgiden Çok bağımsız ilgi ve özel olarak sevilme özlemidir. Anne veya babanın çocuğuyla baş başa geçireceği birkaç saat ebeveyn-çocuk bağını pekiştirir ve kıskançlıktan doğan huzursuzlukları azaltır.
Geselle göre : ‘Bir ailede iki veya daha fazla çocuk varsa en becerikli anne .her kişiliği ayrı ayrı geliştirebilen annedir.” Burada ne birini kırıp diğerini teşvik etmek, ne de birinin tarafını tutup. diğerini örnek göstermek söz konusudur. Her çocuk tek başına ele alınmalıdır. Bu kanıda olan uzmanlar arasında Podolsky Sewall ‘ve Freud sayılabilir. Podolsky. yaş farkı. 1,5 ile 3 yıl arasındayken kıskançlığın çok daha şiddetli olacağını belirtmiştir. Sewall de bu yaş aralığının en duyarlı .en kolay etkilenebilir bir dönem olduğunu saptamıştır. Freud»Normal olarak çocuğun kardeşine olan tutumu kardeşiyle arasındaki yaş farkının basit bir fonksiyonudur diye yazar. ‘Yaş farkı yeterince büyük olduğunda büyük kız çocuğu. Yeni doğmuş zavallı yardıma muhtaç bebeğe karşı içgüdüsel annelik duygularının uyandığını hissedecektir.”
Bazı görüşme çalışmalarının sonuçları, çocukların kardeş doğumlarına gösterdikleri tepkilerinin davranış problemlerinde artışla birlikte bağımsız davranışlarında artış olduğu biçiminde özetlenebilir.
KISKANÇ ÇOCUKLARDA GÖRÜLEN DAVRANIŞLAR
a-Çocuksu davranışlar gösterirler.
b-Geceleyin uykusuzluk göstermeye, korktuğunu ,üşüdüğünü, acıktığını söyleyerek anne-babasını rahatsız eder.
c-Daha önce kendi hizmetlerini yapabildiği halde yapamaz olur.
d-Yeni doğan çocuğa açıkça düşmanlık gösterme, bedeni yaralamalara yol açar. Çeşitli nedenlerle kızma, ağlama, kırıp-dökme.
f-Sürekli olarak huzursuzluk duyma.
KISKANÇLIĞI ÖNLEME VE DÜZELTME YOLLARI
1-Yeni bir çocuk doğacağı zaman diğer çocuklar buna alıştırılmalıdır. Anne babayla aynı odada kalıyorsa,doğumdan önce odası ayrılmalı. Kardeşi olacağı uygun bir dille anlatılmalı
2-Çocuklar lüzumundan fazla sevilerek, şımartılmamalı,kısıtlandığı zaman onlardan mahrumiyete katlanmasına alışacak şekilde onları güçlendirmeye önem verilmeli.
3-Çocuğun kıskançlığını arttıracak “pabucun dama atıldı “gibi şakalar yapılmamalı. Çünkü çocuk bunu anlayacak olgunlukta değildir.
4-Eskiden çocuklar için alınan eşyaları alınıp,yeni çocuğa verilmemeli. Bu durumda çocuk bütün sevdiği şeylerin elinden alınacağını zannedebilir. Mutlaka büyük Çocuğun eşyasının küçüğe verilmesi gerekiyorsa ona uygun dille açıklanmalı. Örneğin “bu sana küçük geliyor,sana yenisini alalım Bu kardeşinin olsun.”gibi.
5-Çocuklar arasında tercih yapılmamalı. Hepsine eşit sevgi, ilgi ve ihtimam gösterilmeli. Birine fazla şey vermek kıskançlığa yol açabilir.
6-Çocuklar ne kardeşleriyle ne de arkadaşlarıyla kıyaslanmamalı. Kendi sahip olduğu özellikleriyle kıyaslanmalı
7-Çocuklar küçük yaşlarda sahip oldukları şeyleri başkalarıyla paylaşmaya alıştırılmalı. Ancak bu zorlanmadan yapılmalı.
8-Çocuklarda kıskançlık yerine imrenme duygusu geliştirilmeli
9-Aralarında kıskançlık hisleri gelişmekte olan kardeşleriyle ve arkadaşları birbiriyle sıkı ilişkiler kurmaya teşvik edilmeli.
10- Öğretmenler öğrenciler arasında ayırım yapmamalıdır |
|
| Başa dön |
|
 |
sabahgüneşi

Kayıt: 07 Eyl 2007 Mesajlar: 180
|
Tarih: Cum Eyl 14, 2007 11:23 pm Mesaj konusu: |
|
|
ben en büyük cocugum sanırım ailem bana gereken özeni verdi bende karsılıksız bırakmadım tabiki asla kıskanclık olmadı bende
tesekkürler ögretmenim bilgilendirme için |
|
| Başa dön |
|
 |
|
|
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
|
Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu
|