Adi Aylİn
Yazar: Ayşe KULİN
Basımevi : Remzi Kitapevi
İlk Basım Tarihi : 1999
Sayfa Sayısı : 328
KİTABIN ÖZETİ :
Aylin, Amerikan kız kolejini bitirdikten sonra, eğitimini tamamlamak üzere
Paris’e gitti; bundan sonraki yaşamını bir uçtan diğer uca, baş döndürücü bir
hızla akarak geçti Libyalı bir prensle evlendi, Prenses oldu. Tıp okudu ünlü bir
psikiyatrist oldu. Tekrar tekrar evlendi, ama evliliklerinden sıkıldı, Amerikan
ordusuna Albay rütbesiyle Subay oldu...
İşte bu kitap, kökleri Giritli Deli Mustafa Naili Paşaya kadar uzanan bir
ailenin kızı olan Aylin DEVRİMEL ‘in fırtınalı yaşamının öyküsüdür.
Lise yıllarında uzun boylu ve sıka bir kız olan Aylin zamanla güzelleşmiş ve bir
gün Esma teyzesinin daveti üzerine Paris’te bir otelde buluşurlar otelde prens
olduğu söylenen bir Arap’la tanışır ve bu tanışmanın sonunda prensle görkemli
bir yaşantı için evlenir Prenses olur. Ancak her şey düşündüğü gibi gitmez Prens
Senusi doğu kültürü ile yetiştiği için batı kültürü ile yetişen Aylin’e ters
gelmekte zamanla Aylin’in özgürlüğü kısıtlanmaktaydı evliliğe başladığı gibi
sakin değil büyük bir kaçışla son buldu; yaz sonunda Aylin, ablası Nilüferle
Cenevre ye gider. Yaşamanın ideali olan tıp okumaya karar verir ve büyük
uğraşlar vererek Neuchatel Üniversitesine kayıt yaptırır. Okulun ilk yıllarında
hayatında çok büyük değişiklikler yaparak, ihtişamlı hayatından sıyrılarak sade
bir öğrenci olur. Tek hedefi olan tıp fakültesini bitirmek için çok çalıştı daha
sonra fizik ve kimya derslerinde yardımcı olan Jean-Pierre ile evlendi. İki
öğrencinin bu evliliği zaman içinde Aylin’in dış görüntüsünde olduğu kadar iç
dünyasını da değiştirecektir. Aylin Jean-Pierre ile birlikte yaşadığı günlerde
tıp ilmi ile yakından tanışıp ufkunun penceresini o zamana kadar hiç bilmediği
yepyeni bir dünyayı ardına kadar açacak peşinden koştuğu gerçek zenginliğin dış
dünyanın görkemli vitrinlerinde değil de insanlığın iç aleminde bulunduğunu
öğrenecekti. Okul sonunda Jean-Pierre Nos Alamus’taki nükleer araştırma
merkezinden geri çeviremeyeceği bir teklif aldı. Aylin de New Rachel Hospital
Medical Center’dan teklif aldı ; onların birbirlerine karşı olan sorumlulukları
artık bitiyor müşterek hayatları bir yol ayrımına giriyordu. Ellerinde bu
evlilikten altı yıllık sağlam bir dayanışma ve derin dostluk duyguları ile
dopdolu gençlik anıları kaldı sadece.
Aylin çok ciddiye aldığı bu işine büyük bir heyecanla başladı. New Rachel’de
tanıştığı Afganistanlı genç meslektaşı Azim’in karısı 11 yaşından beri arkadaşı
olan Zeynep TARZI çıktı. Aylin, Zeynep ve Azim ile gittiği Afgan sefahati
kokteylinde Paswak adındaki Birleşmiş Milletlerin Afgan esiri ile tanışır.
Paswak evli olmasına rağmen Aylin ile arasında duygusal bir bağ oluşmuştu. Aylin
o yılı aklı beş karış havada geçirdi. Bütün vakitlerini beraber geçiriyorlardı.
Paswak bu yüzden önce Wall Dame’nin Birleşmiş Milletler genel sekreterliğine
daha sonra 1974 yılında Hindistan sefirliğine tayini çıkmıştı.
Aylin kaderin ağlarını onlar için giderek daha çileli iplerle örmekte olduğunu
nihayet görmeye başladı; ya sevdiği adamı peşinde dünyayı adım adım dolaşacak ya
da mesleğini ön plana alacaktı. Tam meslek uğruna değmez derken Hastanede
Psikiyatri bölümü şefliğine terfi etti. Sonunda Aylin’in sağduyusu aşkına galip
geldi. Aylin gönlü yaralı bar kuşunu çok kısa bir süre oynadı sonra toparlandı
ve işinin başına döndü. Arkadaşı Azim’in vasıtası ile kendi meslektaşı olan
Michel RAMODİSLİ ile tanıştı. Michel’i çok etkileyici bulmadığı halde evliliğe
giden ilk adımları Michel’in evinde attılar. Daha sonra Aylin bu evlilikten
deliler gibi çocuk istemeye başladı. Aylin’in bu isteğine karşılık Michel dinine
ve geleneklerine çok bağlı olduğunu doğacak çocuğun Yahudi kültürüne göre
yetiştirilebileceğini söyledi fakat Aylin bunu bile sorun etmedi dinini
değiştirmeyi göze aldı. Aylin’e göre insanları dinlerine, ırklarına ve dillerine
göre ayırmak çok saçma idi ona göre insan, insan olduğu için çok değerli idi
onun insan sevgisini bir din veya ırk engelleyemezdi Aylin çocuk yapma
isteğinden 6 düşük yaptıktan sonra vazgeçecekti.
Aylin meslektaş olduğu Michel ile her an beraberdi işyerleri bir, evleri bir
kısacası bütün zamanları birlikte geçiyordu belli bir süre sonra birbirleri ile
bu kadar çok birlikte olmaları Aylin’i çok sıkmıştı gün geçtikçe birbirlerinden
kopuyorlardı ve bir gün Aylin kocasına haftanın belirli günlerinde birbirlerine
izin vermelerini bugünlerde değişik insanlar ile çıkabileceklerini bunu
sonucunda diğer insanlarda görecekleri eksiklikleri kendilerinde tanımlayıp
birbirlerine ölümsüz sevgi ile bağlanacaklardı. Fakat düşünülen olmadı Aylin
yurt dışında olduğu günlerden birinde Michel bir arkadaşının evinde Barbara
adında bir bayanla tanıştı ve bu tanışma evliliklerinin sonunu getirdi. Aylin
sıkıntılı bir zamanında vardığı karar sonucunda kocasını kaybettiği için hem
üzgün hem de suçluluk duygusu içerisindeydi. Bu sıkıntı ve üzüntü uzun sürmedi
her şeyi bir kenara bırakıp mesleğinde ilerledi fakat bu ilerleme bile onu
tatmin etmedi. Bir süre sonra Amerikan ordusuna katılarak Körfez savaşında ruf
sağlığı bozulan hastaları tedavi eden doktor olmayı düşündü bu nedenle
Oklahoma’ya körfez savaşında zarar görmüş askerleri tedaviye gitti.
Aylin Üniformasını ilk kez 1992’nin soğuk bir Ocak gününde giydi. 9 Kasım
1992’de ordunun fiziksel aktiviteler sınavını yüksek bir puana kazanarak başarı
sertifikası aldı. Aylin ordudaki görevinde yine işine devam ediyor, hastalarına
çare bulmaya çalışıyordu bir gün kendisine yeni bir hasta verildi bu kez hasta
körfez savaşından sonra geldiği sivil hayata uyum sağlayamıyordu. Bunun
sonucunda hiçbir suçu olmayan bir çok sivili katletmişti.
Aylin bu hastası üzerinde çalışırken Amerikan ordusunun askerlerini
cesaretlendirmesi için verdiği ilaçların yan etkisi sonucu hastanın bu duruma
geldiğini saptadı ve bu sonucu tez bir halde askeri yetkililere bildirdi.
Aylin’in verdiği bu sonucu askeri yetkililer daha önceden bildiğinden Aylin’in
bu olayın üstüne gitmemesini istediler ve onu uyardılar Aylin bu sessizliği
sindiremeyerek sözleşmesinin bitmesinin ardından Albay rütbesindeyken ordudan
ayrıldı.
Ordudan ayrılmasından sonra 19 Ocak 1995 Perşembe günü evinin bahçesinde o sabah
evini temizlemeye gelen hizmetçisi tarafından kendi arabasının altında ölü
bulundu. Zengin, ünlü ve saygın insanların yaşadığı mahallede yerel polis ve
yerel yöneticiler mahallenin adını polisiye bir olaya karıştırmamak için dosyayı
apar topar denebilecek bir hızla kapattılar teşhis ise “Freak Accident” yani
Garip bir kaza idi.
“... Yükseltilmiş sahnede kapağı açık maun bir tabut duruyordu uzun bir sıra
oluşturan insanlar tabutta yatan albay üniformalı Amerikan subayını selamlayıp
içlerinden dua veya veda ederek tabutun başından ayrılınca yanan yürekleriyle
gelip salondaki koltuklarda yerlerini alıyorlardı. Herkes etrafa hakim olan ordu
düzeninin saygınlığını kutsar gibi sessizce ağlıyordu ... Katafalkın üstünde
dört bir yanı rengarenk çiçeklerle donanmış tabutta yatan kişi, bir askerden
çok, oraya bir film çekimi için öylece uzanıvermiş bir Hollywood yıldızını
andırıyordu. Bu albay üniformalı Amerikan subayı bir Türk kadınıydı.
YAZAR HAKKINDA:
Arnavutköy Amerikan Kız koleji Edebiyat Bölümü’nden mezun
oldu. Cumhuriyet, Güneş ve Dünya gazetelerinde muhabirlik, çeşitli dergilerde
yazarlık ve yazı işleri müdürlüğü yaptı. Uzun yıllar halkla ilişkiler uzmanı,
televizyon, reklam ve sinema filimlerinde sahne yapımcısı, sanat yönetmeni ve
senarist olarak çalıştı.