Eğitim ve Öğretmen Forumu  Forum Ana Sayfa Eğitim ve Öğretmen Forumu

İlköğretim ve Lise
Günlük Ders planları,belgeler,programlar,zümre,sosyal kulüpler
rehberlik,ödev ve tezler,yazılı ve testler

 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

TÜM YÖNLERİYLE AFRİKA KITASI

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Eğitim ve Öğretmen Forumu Forum Ana Sayfa -> COĞRAFYA ÖĞRETMENLERİ İÇİN
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
engins
MODERATÖR
<marquee>MODERATÖR</marquee>


Kayıt: 29 Ağu 2007
Mesajlar: 1335

MesajTarih: Pzr Eyl 30, 2007 8:43 am    Mesaj konusu: TÜM YÖNLERİYLE AFRİKA KITASI Alıntıyla Cevap Gönder

AFRİKA KITASI
KITA COĞRAFYASI

1.COĞRAFİ KONUM VE BAŞLICA ÖZELLİKLER

Afrika, karmaşık, çok yönlü, bazen de anlaşılmaz bir bütün olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu gün, bir taraftan atalarına ait kültürün Avrupa şokuyla dağılmış parçalarını bir araya getirmeye çalışırken, bir taraftan da Batı kültürüyle bağdaşmaya, modern teknoloji dünyasına ayak uydurmaya çalışmaktadır. Afrika bilinci artık, Leopold Sedar Senghor’un çok önem verdiği, geleneğe gereğinden fazla dönük, gerçek ifadesini yalnız edebiyat alanında bulan, buna karşılık çağdaş siyasi, ekonomik ve toplumsal sorunlara çözüm getiremeyen siyah derili olma özelliğini aşmak istemektedir. Sonuç olarak, sömürgeci yönetimlerinin yapay siyasi sınırlarla parçaladığı Afrika, bünyesinde barındığı etnik grupların, karmaşık ve birbiriyle bağdaşmaz birer öğe oluşturduğu dev bir yap boz görüntüsü vermektedir.

Çoğu Afrika ülkesinin 1960’lı yıllarda kazandığı bağımsızlık, ne istikrarlı rejimlerin, ne hızlı iktisadi gelişimin, nede gerçek demokrasilerin doğmasını sağlamıştır. Tersine, iç savaşlar, etnik ve dinsel çatışmalar, askeri ve hükümet darbeleri birbirini izlemiştir. Bu olaylar, bazı Afrika ülkelerinde yüz binlerce masum vatandaşın ölümü, göç ettirilmesi veya sürgün edilmesiyle sonuçlanmıştır. Bu ülkelerden çoğu için ağır dış borçlar, açlık, yoksulluk ve birçok bölgeyi kasıp kavuran salgın hastalıklar kadar korkunç bir sorun oluşturmuştur. Doğal kaynakların azalması, geçim kaynağı olan tek ürünlü tarımın ortadan kalkması, işsiz ve çaresiz insanların kitleler halinde büyük kentlerin çevresine yığılmasına, hızlı ve sağlıksız kentleşmeye yol açmıştır. Bir taraftan da ülke nüfusu içinde kutuplaşmalara ve gelir dengesizliklerinin artarak büyümesine ve sonuçta aşırı zenginler ile yoksullar arasında ciddi gelir farklılaşmalarına yol açmıştır.

Asya’dan sonra dünyanın ikinci büyük kıtası olan Afrika, yaklaşık 30.2 milyon km2 yüzölçümüyle yeryüzündeki kara alanlarının beşte birini oluşturmaktadır. Kuzeyde Akdeniz, batıda Atlas Okyanusu, doğuda Kızıldeniz ve Hint okyanuslarının birleştiği sularla çevrilidir. Uzunluğu kuzey güney yönünde 8 000 km, genişliği doğu-batı yönünde 7400 km dir. Yaklaşık 37 derece kuzey ve 35 derece güney enlemleri arasında uzanan Afrika’nın en kuzeyindeki noktası Tunus’un Blanko Burnu yakınındaki Ras Ben Sekka, en güneydeki noktası ise Güney Afrika da ki Agulhas (İğne) burnudur. Somali’de Guardafui Burnu’nun güneyindeki Ras Hafun ile Yeşil Burun’daki Pointe des Almadies, kıtanın en doğu ve en batı uçlarını oluşturur.

Afrika, Avrupa kıtasından Cebelitarık, Asya’dan da Arap yarımadasının güney batı ucundaki Babülmendep Boğazıyla ayrılır. Kuzeydoğuda Sina yarımadası ile Afrika ana karası arasında Süveyş Kanalı yapılmadan önce Afrika, Asya ile birleşik durumdaydı. Bugün Süveyş Kanalı, Afrika ile Asya arasında yapay bir sınır oluşturmakta ve Mısır’ın her iki kıtada toprağı olmasın sağlamaktadır.

Nüfus artış hızında kıtalararası rakipsiz birinci olan Afrika kıtasının toplam nüfusu, 1990 yılında 670 milyonu aşması, 2000 yılında 800 milyona ve 2060 yılına kadar da 2 milyara ulaşması beklenmektedir. Örneğin, 2050 yılında dünyanın en kalabalık nüfuslu ilk 20 ülkesi arasında en az 5 ülkenin Afrika kıtasında yer alması öngörülmektedir. Bunların başında Nijerya, Etiyopya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Mısır gelmektedir.

Afrika kıyıları çok girintili çıkıntılı olmadığı için kıtanın 30 320 km’lik kıyı uzunluğu Avrupa kıyı uzunluğundan azdır. Gemilerin sığınabileceği limanlar ve körfezler de az olduğu gibi, açıklarında ki adaların sayısı da birkaç adeti geçmez. Bunlardan doğuda ki Madagaskar 590 bin km2 ye yaklaşan alanı ile dünyanın en büyük dördüncü adası olup, Afrika’nın da yüzölçümü bakımından en büyük adasıdır. Komor adaları, Mairitus ve Reunion kıtanın güneydoğusunda; Seyşeller ve Sokotra doğusunda; Kanarya Adaları, Azor ve Madeira ise kuzeybatıda yer almaktadır. Yeşil burun, Bijagos, Biako, Sao Tome ve Pirincipe adaları Afrika anakarasının batısında, Ascension, St. Helena ve Tristan da Cunha Adaları da Güneybatısında yer almaktadır.

Afrika bir bütün olarak dar kıyı şeritlerinden hemen sonra dimdik yükselen büyük bir plato görünümündedir. Bu plato, kabaca kuzeybatı ve güneydoğu bölümleri olarak ikiye ayrılabilir. Kuzeybatıda dağlık iki kesim bulunur; Atlas dağları ile Büyük Sahradaki Ahhagar dağları. Platonun güneydoğu bölümü ise Etiyopya dağlarını, Doğu Afrika Platosunu ve Güney Afrika’nın doğusundaki Draken Dağlarını kaplar.

Ekvator çizgisi Afrika’yı hemen hemen ortasından ikiye böler. Bu nedenle, kıtanın büyük bölümü kuzeyde yengeç, güneyde oğlak dönenceleriyle sınırlanan tropik bölgede kalır. Ama Batı Afrika Çıkıntısı, anakaranın daha büyük bölümünün Ekvator’un kuzeyinde kalmasına yol açar. Gana’da Accra kentinin hemen doğusundan geçen Greenwich meridyeni, Afrika’yı kuzey-güney doğrultusunda keser ve kıtanın hem doğu hem de batı yarım küre’de toprakları olmasını belirlemektedir.

İklim koşulları, Afrika’yı değişik bölgelere ayırır. Ekvatorun kuzeyinde ve güneyinde yağmur ormanları kuşağı uzanır. Yağmur ormanlarının sınırından başlayan savanlar (otlaklar) kuzeyinde Sahra, güneybatıda Kalahari çöllerine açılır. Çöl iklimi daha kuzeye çıkıldığında yerini Akdeniz iklimine, güneye inildiğinde de Güney Afrika’nın ılıman iklim koşullarına bırakır. Bu iklim farklılıkları, Afrika insanının yaşamını ve tarihini de biçimlendirmiştir. Yaşam koşullarının güç olduğu orman ve çöllerde küçük topluluklar halinde yaşayan insanlar, düzlük yerlerde ve savanlarda büyük devletler kurabilmişler. Güneydeki ve kuzeydeki ılıman kıyılar ise yüzyıllar boyunca Asyalı ve Avrupalı göçmenleri kendine çekmiştir.
Eski Yunanlıların Afrika’ya ‘’ Libya’’ yani ‘’ Lebular Diyarı’’ dediği bilinmektedir. Latince ‘’Aprica’’dan (Güneşli) yada Yunanca ‘’Apghrike’’ den (Suğuksuz) esinlenen Romalılar’ın kıtayı ‘’Afrika’’ olarak adlandırdığı öne sürülmektedir. Ama Afrika adı Romalılarca daha çok kıtanın, Avrupa’nın Güney Uzantısı sayılan kıyıları için kullanılmıştır. Kuzey Afrika Kıyılarında bir dönem Hüküm süren Romalıların, kendi yerleşim alanlarının güneyinde ki bölgeye, Kartaca’nın Güneyindeki bir Berberi topluluğundan dolayı, ‘’Afrigler Ülkesi’’ yada ‘’Afriga’’ dedikleri ileri sürülmektedir. Bir başka açıklama, ‘’Afrika’’ adının bugünkü Tunus dolaylarındaki verimli bir bölgeye ilişkin olduğu ve ‘’Mısır Başakları’’ anlamına geldiği yolundadır.

Afrika Kıtasının Genel Coğrafi Özellikleri Maddeler Halinde Şöyle Sıralayabiliriz.

• Afrika kıtası 30,3 milyon km2’lik yüzölçümü ile Asya’dan sonra yüzölçümü bakımından en büyük kıtadır. Dünya karalarının yaklaşık % 20,2’sini kaplayan Afrika, hem kuzey ve güney, hem de doğu ve batı yarımkürede topraklara sahiptir.
• Asya’dan sonra dünyanın en kalabalık kıtası Afrika’dır. 2000 yılında kıtanın toplam nüfusu 795 milyon olup, 2050 yılında 1,8 milyara yükselmesi beklenmektedir. Bugün kıtada nüfusu 100 milyonu aşan tek ülke Nijerya iken, 2050 yılında kıtada nüfusu 100 milyonu aşan ülke sayısı dörde yükselecektir.
• Dünya nüfusunun % 13’ünü oluşturan Afrika kıtası, dünya kakao üretiminin % 60’ını, dünya altın çıkarımının % 21’ini, kahve üretiminin % 17’sini, fıstık üretiminin % 16’sını, petrol üretiminin % 14’ünü, demir üretiminin % 5’ini ve dünya uranyum üretiminin % 20’sini üretmektedir.
• Kentleşme oranı bakımından kıtalar arasında son sırada yer alan Afrika’da en yüksek kentsel nüfus oranına sahip ülkelerin başında Libya, Cezayir, Tunus, Mısır GAC gelir. Kıtada nüfusu 5 milyon aşan sadece iki kent yer almaktadır. Bunlar Kahire ve Lagos
• Kıtanın ortalama aritmetik nüfus yoğunluğu 26 kişi/km2 olup, dünya ortalamasının iki kat altındadır. Tropikal ormanların, çöllerin ve yüksek dağların kıtada geniş alan kaplaması tarım ve yerleşmeye müsait alanların sınırlı olmasını belirlemektedir.
• Afrika doğum ve çocuk ölümü en yüksek olan kıtadır. Beslenme, kuraklık, açlık ve sağlık sorunlarının en yüksek olduğu kıtadır. Kıtalar arasında Afrika, en yüksek genç nüfus oranına sahip, fakat yaşlı nüfus oranı da en düşük ve ortalama yaşam süresi en kısa kıtadır.
• Kırsal nüfusun kalabalıklığı, nüfus artış hızının yüksekliği, kişi başına düşen milli gelirin çok düşük olması, okuma yazma bilmeyenlerin oransal çokluğu kıta nüfusunun başlıca ortak özellikleridir. Kıta nüfusunun büyük bölümü tarla faaliyetleri, balıkçılık, hayvancılık gibi tarım alt kollarında çalışırken, sanayi ve hizmet sektöründe çalışanların oranı diğer kıtalarla kıyasla çok düşüktür.
• ‘’Kara Kıta’’ Afrika’da toplam 58 ülke yer almaktadır. Bunların 53’ü bağımsız ve 5’i hala bağımsızlığını kazanamamış olanlardır.
• Fransa’ya ait olan Reunion ve Mayotte adaları; Büyük Britanya’ya ait St. Helenna ve Hint okyanusunda ki İngiliz adaları; Fas işgali altında ki Batı Sahra; Afrika’da bağımsızlığını kazanamamış ülkelere örnek olarak gösterilebilir. Ulusal referandum ile Nisan 1993 yılında Etiyopya’dan ayrılmış olan Eritre, Afrika kıtasında bağımsızlığı kazanmış en son ülkedir.
• Yüzölümü 8 milyon km2’yi aşan Büyük Sahra Çölü kıtanın kuzeyinde yer alan, dünyanın en büyük tropikal çölüdür. Kalahari ve Namib Afrika’nın diğer büyük çölleridir. Amazondan sonra dünyanın en geniş tropikal ormanları Kongo Havzasında yer almaktadır.
• Geçim tipi ve göçebe tarımın yaygın olduğu kıtada bitkisel üretim ve hayvancılıkta düşük verim ve extansif yöntemler yaygındır. Afrika özellikle kahve, kakao, çay, kauçuk, muz üretiminde gelişmiş ülkelerin bir nevi tarımsal hammadde deposu görevini üstlenmektedir. Erozyon, yanlış arazi kullanımı, kuraklık, yetersiz gübreleme ve makineleşme, ulaşım ve pazarlamadaki problemler, kıta ülkelerinde en yaygın tarımsal sorunların başında gelmektedir. Kıta ülkeleri genelde bir veya iki tarım ürününde (veya enerji kaynağında) uzmanlaşıp, ihracat ve milli gelir değerlerini büyük ölçüde bu ürünlerden elde edilen kazançlar belirlemektedir. Örneğin Etiyopya ihracatının % 60’ını kahve, Sudan ihracatının ise % 50’sini pamuk oluşturmaktadır. Libya ve Cezayir ekonomisi petrol ve doğalgazdan sağlanan gelirlere endekslidir. Gana’da kakao ihracatı, Gine’de boksit ihracatı, Tanzanya’da pamuk ve kahve ihracatı, Kamerun’da kakao ve kahve ihracatı bu ülkelerin kalkınmasında hayati öneme sahip ekonomik uğraşlardır.
• Ucuz tarımsal hammadde ihracatı madencilikte de görülmektedir. Krom, bakır, fosfat, petrol, elmas, altın ve uranyum bakımından zengin rezervlere sahip olan kıta ülkeleri, yetersiz sanayileşme sonucu bu maden ve enerji kaynaklarının büyük bir bölümünü işlemeden hammadde olarak satmaktadırlar. Özetle kıta ülkelerinin iktisadi yapısı ve endüstriyel sektörlerin başarısı tamamen gelişmiş batılı ülkelerin kontrolünde olup, ekonomi, ulaşım, ihracat, tarım, savunma gibi konularda dışa bağımlılık çok belirgindir. Afrika ülkelerinin çoğunda yüksek dış borç bu ülkelerin kronikleşmiş hastalığına dönüşmüştür.
• Kıtanın en gelişmiş ve sanayileşmiş ülkeleri Güney Afrika Cumhuriyeti, Mısır, Tunus, Fas ve Cezayir’dir. Bu ülkeler kıta sanayi üretiminin % 80 den fazlasını üretmektedirler. Aslında bölgesel eşitsizlik ve bazı etnik sorunlara rağmen, kıtanın Batı standartlarında olan, tek gelişmiş ülkesi Güney Afrika Cumhuriyetidir.
• Kişi başına GSYİH’ SI en yüksek Afrika ülkelerinin başında Seyşel Cumhuriyeti, Libya, Gabon, Mauritius, Botswana ve Güney Afrika Cumhuriyeti gelmektedir.

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
engins
MODERATÖR
<marquee>MODERATÖR</marquee>


Kayıt: 29 Ağu 2007
Mesajlar: 1335

MesajTarih: Pzr Eyl 30, 2007 8:44 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

2. KITANIN JEOLOJİK VE JEOMORFOLOJİİK ÖZELLİKLERİ
Afrika, kıtalar arasında en kütlesel, en az engebeli olanı ve aynı zamanda uzun yüksek dağ sıralarının da bulunmadığı fakat çöl ve savanların geniş alan kapladığı bir kıtadır. Özetle diğer kıtalarla karşılaştırılırsa, Afrika’nın jeolojik yapısının sadelik gösterdiği söylenebilir.

Bugün kıtalar, ‘’ Eski Dünya Kıtaları ‘’ ve ‘’ Yeni Dünya Kıtaları ’’ olarak bir kutuptan diğerine doğru uzanan iki büyük grupta toplanmaktadır. Kıtaların eskiden çok farklı görünüşü vardı. Güney Yarımkürede, Afrika’nın güney kısmı, Hindistan, Avustralya ve Güney Amerika’yı kapsayan Gondwana karası, Birinci zamanda geniş bir kıta halinde yayılıyordu. Kıtanın güney kısmı, Jura devrinde yavaş yavaş, Afrika-Brezilya karası ile Avustralya-Madagaskar karası olarak parçalandı. Kıtanın kuzeyinde ise, Kuzey Amerika-Avrupa-Asya’nın meydana getirdiği ‘’ Laurasia ‘’ karası oluşmuştur.

Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, Gondwana kıtasının iki parçası olarak tanınan Afrika, esas itibariyle çok eski ( Prekambriyen ) kütlelerden meydana gelmiş bir temel arazidir. Kıtanın erozyonla örtülen yüzeyi, % 57 gibi büyük bir bölümünde yine de yaşlı Prekambriyen kayaçların ( zamanımızdan 4 milyar ile 570 milyon yıl öncesine tarihlendirilen kayaçlar ) yer aldığı dikkat çekmektedir.

Afrika’nın Gabes Körfezi ile Agadiri birleştiren bir hattın güneyinde kalan kısmında üç tektonik faz oluşmuştur.

1. Uzun zaman ard arda gelen Arkeen ve Algonkien kıvrımları, sonradan katılaşarak şist, gnays ve granitlerden ibaret bir eski temel meydana getirmiştir.
2. Algonkien veya Kaledoniyen yaşta olan ikinci bir faz, Transvalidler denilen dağ silsilelerini doğurmuştur.
3. Nihayet, muhtemelen Triyasın sonu ile Jura’nın başlarında tektonik hareketler, Kap sıra dağlarının kıvrımlanması, Karoo havzasının yükselmesi ve yarıkların ortaya çıkması, daha sonra buradan yayılan bazalt lavların dağ oluşumların ( örneğin Draken Dağları ) yol açması gibi jeolojik olaylara neden olmuştur.
Büyük bölümü birinci zamandan başlayarak su yüzüne çıkan ve aşınan Afrika kıtası, daha sonra, kurak iklimler altında çökelmiş ve bazen çok büyük kalınlıklara ( 8 000 yada 10 000 m.ye kadar ) ulaşabilen, kumtaşlarının ve kumların ağır bastığı deniz ( kuzey yarısı ) ve özelliklede karasal kökenli bir tortul örtüyle kaplanmıştır.

Kıtada temel ile örtüyü etkileyerek günümüz morfolojisinin ana çizgilerini belirleyen büyük biçim değişiklikleri ve başlıca kıvrılmalar ikinci zamanın sonunda ve üçüncü zamanda gerçekleşmiştir. Batı, Güney ve Orta Afrika’da, Eski peneplenlerin kestiği yüksek sortlarla birbirinden ayrılan çanaklar, (Nijer, Çad, Kongo, Kalahari vb. ) meydana gelmiştir. Orta ve Doğu Afrika’da çok büyük kırıklar, yükselen bölgelerde binlerce km boyunca izlenen çökme çukurları ( Graben ) oluşmuştur. Doğu ve Batı Riftleri ve Atlas okyanusunda bir dizi ada ile yeri belirlenen Tibesti-Kamerun çukuru. Yer bilim tarihinin bu evresine, günümüzde hala sona ermemiş şiddetli volkanik etkinlikler eşlik etmiştir. Bu, günümüzde de süren etkin bir aşınmanın başlamasına yol açmıştır. Günümüzdeki görünümler, bu evrimin ürünüdür. Çanakların tabanında çok az eğimli geniş ovalar, örtü kayaçları üzerinde görkemli yarlarla son bulan yarı yatay platolar; iç kuvvetlerle yükselmiş eski yüzeylerin yumuşak dalgalanmaları ve bunların üzerinde yükselen birbirinden ayrı kalıntı engebeleri ( inselbergler ) yada aşındırmanın ortaya çıkardığı eski kıvrımların kökleri olan dirençli kayaç dizileri; çoğunlukla dar kıyı ovalarının yanı başında yükselen eski temelin çevre kalıntılarının görkemli diklikleri; içinde göllerin sıralandığı ve kırık basamakları yada Ruvenzori gibi granitik horstlarla yada Uhuru ve Kamerun dağı gibi biyik yanardağlarla çevrili çöküntü hendekleri; çok az girintili çıkıntılı, yüksek kıyılar.

Doğu Afrika’da, dünyanın en büyük kırık sistemlerinden biri olan Doğu Afrika Rift sistemi yer almaktadır. Bu fay çizgisi, Zambezi’den Suriye’ye ve hatta Anadolu da Maraş Yakınlarına kadar uzanır ve Afrika kıtası yapısının esas çizgisini meydana getirmektedir. Doğu Afrika çöküntü hendeği ( graben ) ise, büyük göller tarafından doldurulmuştur. Bu kırıklardan bir olan Kızıldeniz, okyanus suları tarafından işgal edilmiştir. Üst Kretase ve Tersiyerde meydana gelen bu kırık kuşağı boyunca, Kızıldeniz’den Malawi’ye kadar, yaygın lav akıntıları meydana getiren volkanizma olayları baş göstermiştir. Afrika’nın en yüksek zirvelerini oluşturan Uhuru ve Kenya gibi muazzam yanardağlar, bu dönemde oluşmuştur.
Büyük Sahra’nın kuzeyinde Afrika kalkanı, büyük bir tektonik hatla sınırlıdır; onun ötesinde alp tipi kıvrım biçimleri egemendir. Yüksek Atlas dağlarında ve Atlas Sahrasında, aynı şekilde Cezayir yüksek ovalarıyla Fas mesetasında örtü kıvrımları yüzeye çok yakın olan temel parçalarına uyum gösterirler. Tell Atlası, Üçüncü zamanda, bir jeosenklinal içinde biriken tortulardan oluşmuştur ve jeolojik yapısı karmaşıktır.
Afrika’nın yüzey şekillerinde jeolojik yapısının etkisi açıkça görülür. Esas itibariyle eski kayalardan ibaret blok olan bu anakaranın sadece, kuzeybatı kenarında ve güney ucunda genç kıvrım dağları bulunur. Kuzeydekiler Tunus, Cezayir ve Fas topraklarında birkaç sıra halinde uzanan Atlas dağlarıdır. Genç kıvrım dağlarından güneyde bulunanlar ise, Güney Afrika Cumhuriyetinin güney kıyısı boyunca uzanan Draken dağları kuşağıdır. Kıtanın iki ucunda ki bu dağlık kesimler arasında, yamaçları, dar kıyı şeritleriyle çevrelenmiş, birbirini izleyen platolar ve havzalar yer almaktadır.
Afrika’nın en yüksek noktası 5895 m yüksekliğindeki Uhuru ( Kilimancaro ) zirvesi, kıtanın en alçak noktası ise Cibuti’de deniz seviyesinin 153 m altında olan Assal gölüdür. Kıtanın daha yüksek olan güney ve doğu bölümleri, alçakta kalan batı ve kuzey bölümleriyle belirgin bir karşıtlık içindedir. Kongo nehrinin ağzından Aden Körfezine çekilecek bir çizginin güneyinde kalan pek çok yer, deniz seviyesinden en az 300 m yüksektedir. Çizginin kuzeyinde ki bölgenin denizden yüksekliği ise genellikle 150-300 m arasında değişmektedir. Yüksek ve engebesiz alanlara, bazı yörelerinin denizden yüksekliği 5000 aşan Etiyopya da rastlanır. Doğu Afrika platosunun en yüksek noktaları güneyde, Kenya’dır Burada Uhuru’nun yanı sıra Kenya ( 5195 m ), Meru ( 4553 m ) ve Elgon ( 4321 m ) gibi volkanik kökenli doruklara rastlanır. Ruwenzori dağlarının en yüksek noktasıysa, Zaire-Uganda sınırında ki Margherita Doruğudur ( 5119 m ). Doğu Afrika platosu daha güneyde, Thabana Ntlenyana ( 3482 m ) ve Motaux Sources ( 3350 m ) doruklarıyla Draken dağlarına ulaşır.
Güneydeki plato alanları, kuzeye ve batıya doğru Kongo, Nijer ve Nil havzalarına açılır. Kıtanın kuzey yarısında yüksekliği 1000 m.yi aşan geniş alanlar, yalnız Atlas dağları ile Sahrada ki Ahhagar ve Tibesti kütleleridir. Batı Afrika’nın önemli iç yükseltileri ise, Gine’de Futa Jalon, Nijerya’da Jos ve Nijerya-Kamerun’da Adamawa platolarında yer alır. Sudan’daki Darfur ile Kamerun da ki Kamerun dağları volkanik kökenlidir.
Doğu Afrika Rift sistemindeki yükseltilerin çoğu volkanik kökenlidir. Yörede bugün bile deprem ve yanardağ etkinlikleri kaydedilmektedir. Virunfa dağlarında püskürme ve lav akıntısı 10-12 yılda bir yinelenir. Kuzey-Güney doğrultusunda 6 500 km uzanan Rift sisteminin batı kolu, Niyasa gölünden başlayarak kuzeye doğru geniş bir yay çizer ve Sibirya’daki Baykal gölünden sonra dünyanın en derin ikinci gölü olan Tanganika’yı ( 1615 m), ayrıca Kivu, Edward, Albert ve Rukwa göllerini içine alır. Bu çizgi boyunca sıralanmış göllerden çoğunun denizden yüksekliği, çevredeki platonun ortalama yüksekliğinden daha düşüktür. Genellikle çok derin olan bu göllerin fiyortlarla çok çarpıcı bir benzerliği vardır. Buna karşılık, Afrika’nın en büyük gölü olan Victoria’nın derinliği 82 m.yi geçmez.
Afrika’nın iç kesimlerinde bir dizi çöküntü ve çukur alan yer almaktadır. Batıdaki Nijer ve Çad, doğudaki Sudan, Ortadaki Kongo, Güneydeki Kalahari Çukurları bunların başlıcaları’dır. Afrika’da çok sayıda deniz seviyesinin altında kapalı havza bulunmaktadır. Bunların başlıcaları; Kuzey Afrika’da, Mısır’ın kuzeyin Fayum( -45 m) ve Kattara (-133 m) ile Tunus’un güneyinde tuzlu bataklıkların yer aldığı çukur sahalar ile Doğu Afrika Rift depresyon bölgesinde Etiyopya’daki Danakil (-20 m) ve Cibuti'deki Assal ( -174 m) çukurluklarıdır. Ayrıca Nijer-Nijerya-Çad ve Kamerun ülkelerinin kesiştiği bölgede 244 metre yüksekliğindeki Çad gölü ve Çad kapalı havzası yer alır.

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
engins
MODERATÖR
<marquee>MODERATÖR</marquee>


Kayıt: 29 Ağu 2007
Mesajlar: 1335

MesajTarih: Pzr Eyl 30, 2007 8:45 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

3.İKLİM ÖZELLİKLERİ
35 derece güney ve 37 derece kuzey enlemleri arasında yer alan Afrika’nın büyük bölümü tropikal kuşak içinde kalmaktadır. Ekvator, anakarayı ortadan ikiye bölmekle birlikte, kuzeyde kalan bölümün doğu-batı doğrultusundaki genişliği simetriği bozmaktadır. Daha dar olan güney bölümünde, denizin etkisi karanın içlerine kadar yayılmaktadır. İklimi etkileyen bir başka etmen de, üzerinden geçen rüzgarları soğutarak bu rüzgarların ulaştığı kıyılarda hava sıcaklığını düşüren soğuk okyanus akıntılarıdır. Öte yandan, And dağlarına yada Himalayalara benzer yüksek ve uzun dağ sıralarının bulunmayışı ve plato yüzeylerinin genişliği, kıtada iklim kuşaklarının iç içe geçmesine yol açar. Bu nedenle Türkiye’de ve ya Avrupa’da olduğu gibi bölgeler arasında ani iklim değişikliklerine pek rastlanmaz.
Afrika genel olarak silik ve monoton bir topografyaya sahip olmakla birlikte, kıtanın yer şekilleri, denizin yumuşatıcı etkilerinin anakaranın iç kesimlerine kadar ulaşmasına elverişli değildir. Çünkü iç havzaların kenarlarını sınırlayan yüksek kenarlar, okyanusların nemli havasının içeriye işlemesine engel olur. Dolayısıyla iklime, yalnız anakaranın astronomik durumu değil, aynı zamanda yer şekilleri de etki yapar.
Afrika’nın büyük bölümü tropikal iklim kuşağında yer alır. Yalnız kıtanın kuzeyindeki Akdeniz kıyılarında, Güney Afrika Cumhuriyetinin güney ve güneybatı kesimleri ile kıtanın doğusundaki yüksek yerlerde ılıman ve subtropikal (Akdeniz) iklimleri egemendir.
3.1. Kıtanın Sıcaklık Özellikleri
Afrika, esas itibariyle sıcak bir anakaradır. Temmuz ve Ocak ayları sıcaklık ortalamaları deniz seviyesine indirgenirse görülür ki, her iki ayda sıcaklık, hiçbir bölgede 10 derecenin altına düşmez. Bununla birlikte, Afrika’nın büyük bir kısmı platolarla kaplı olduğu için, deniz seviyesi sıcaklıkları kıta iklimi açısından fazla önem taşımaz. Ekvatora yakın Doğu Afrika zirveleri, karlar ve buzullarla kaplı olacak kadar yüksek iken, ocak ayında Atlaslarda ve temmuz ayında Güney Afrika’da ortalama aylık gerçek sıcaklık 5 derece’nin altında bulunmaktadır. Böyle bile olsa, sıcaklık kıta genelinde yüksektir. Ocak ayında sadece Yengeç Dönencesinin kuzeyindeki bölgede sıcaklık, 15 derecenin altındadır. Bunun güneyinde Afrika’nın büyük kısmında ortalama sıcaklık 20-25 derece arasındadır. Temmuzda 12 derece kuzey enleminin kuzeyindeki hemen her yerde sıcaklık 25 derecenin üstündedir. Geniş alanlarda ise, 30 derece’yi geçer. İşte bu sıcaklık yükselmesi, Sahranın termik alçak basıncına neden olur. Bu mevsimde, sadece Zambezi-Kongo hattının güneyinde ki iç platolar, diğerlerinden ayrılır, güneybatı sahil bölgesi, normal olarak 15 derecenin altındadır.
3.2. Kıtanın Yağış Özellikleri
Afrika’nın hiçbir bölgesi, hiçbir mevsimde düzenli yağış almaz. Her bölgenin yağışlı ve çok yağışlı, yada kurak ve çok kurak olduğu mevsimleri vardır.
Yıllık ortalama yağış tutarı, Batı Afrika kıyılarında, Madagaskar’ın doğu sahilinde ve Güney Afrika’nın bazı dağlık yörelerinde 2500 mm ile Sahra’nın bazı yöreleri ve Güneybatı Afrika kıyılarında 0 mm arasında değişir.
Afrika anakarasında yağışın en fazla olduğu bölge, Ekvator çevreleridir. Yaklaşık olarak 15 derece kuzey ve güney paralelleri arasında kalan bölge, Güney Afrika ve Atlas ülkelerinin yüksek kesimleri Afrika’da fazla yağış alan yerlere örnek gösterilebilir. Buralarda yıllık ortalama yağış miktarı, 1500-2000 mm arsında değişmektedir. Bu bölgeler içinde yağışın en fazla olduğu ve 2000-2500 mm.yibulduğu yerler, Yukarı Guinea ile Aşağı Nijer, Gine Körfezi kıyıları, Kongo havzası, Kamerun ve Gabon’dur. Ekvator dan uzaklaştıkça yağışın azaldığı ve 500 ila 1000 mm.ye düştüğü dikkati çeker. Anakarada 250 mm.den az ve yıllarca yağış almayan yerler, Büyük Sahra ile Sudan’ın kuzeyi ve Güneybatı Afrika’dır. Ocak ayında Kuzey Afrika, hemen hemen yağış almaz; ancak kış depresyonlarının etkisiyle yağış alan Atlas ülkelerinin kıyıları bir istisna teşkil etmektedir. Bu devrede, Güney Afrika genellikle yağış alır.
Nisan ayında basınç ve cephe sistemlerinin kuzeye doğru hareketi, yağışı 10 derece kuzey enlemine kadar götürür; fakat bu durum, güney yarımküresinde yağışların azalmasına neden olur. Sadece kuzeybatı Afrika, Akdeniz depresyonlarının normal etkisi altındadır.
Temmuzda ITCZ, en kuzey noktasına, yani Sahra’nın güney kenarına doğru ilerlerken yağmur, sadece Ekvator ile 20 derece kuzey paraleli arasındaki ekvatoral alçak basınç kuşağına inhisar eder. Kap bölgesi bunun dışındadır. Çünkü, güney yarımküresindeki Batı rüzgarları kıtanın bu kısmına ( güney ucuna ) cephe yağmurları bırakır.
Ekim ayındaki yağış dağılışı, nisandaki yağışla benzerlik gösterir. Çünkü, ITCZ, tekrar ekvator bölgesine hareket etmektedir. Orta ve Doğu Afrika’da toplam yağış, nisandakinden daha azdır. Çünkü, Kalahari’nin kış antisiklonu hala kuru havalarının kuzeydoğuya akımını sağlayacak kadar kuvvetlidir. Böylece, bu mevsimde Doğu Afrika platosu çok az yağmur alır yada hiç almaz.
Madagaskar adasının en fazla yağışlı kesimi, doğu kıyıları olup, bu yörede yıllık ortalama yağış tutarı, 2400 mm.den fazladır. Adanın güneybatı kıyılarında ise bu tutar, 300-400 mm.ye kadar düşer.

4.KITADA GÖRÜLEN BAŞLICA İKLİM TİPLERİ

Ekvator ve dönencelerin geçtiği Afrika’da; Ekvatoral, Subekvatoral ( yarı ekvatoral ), Savan, Kurak tropikal ( çöl ) ve Subtropikal ( Akdeniz) iklimleri etkilidir. Ayrıca Orta Afrika’daki yüksek platolarda yükseltiye bağlı olarak dikey yönde farklı iklim kuşakları yer alır. Bu iklim tiplerini dört alt başlık altında inceleyebiliriz.

4.1. Ekvatoral İklim
Ekvatora yakın olan sahalarda özellikle Ekvatorun 5 derece kuzey ve güney paralelleri arasında hüküm sürer. Buranın bol miktarda yağış almasına bağlı olarak özellikle Gine Körfezi dolaylarında yağmur ormanları yer alır. Özellikle Gine Körfezi kıyıları ve Kongo havzasının alçak kesimlerinde havadaki bağıl nem çok yüksektir. Burada 30 m. boyunda sık ağaç örtüsü, tabanın doğrudan güneş ışınlarını almasını engeller. Bu ormanların büyük bir bölümü hali hazırda tahrip edilmiştir. Kısa boylu ve seconder bitki topluluğu gür ekvatoral ormanların yerini almıştır. Akarsu boylarında Mangrov ormanları bulunur; buralarda Su aygırı, timsah vb. yaşar.
4.2. Subekvatoral İklim ve Savanlar Kuşağı
Ekvatoral bölgedeki yağmur ormanlarının kuzey ve güney kesimlerinde yağışın bir mevsimde düşmesine bağlı olarak savan iklimine geçilir. Uzun boylu otlar ve seyrek ağaçlar ( savan ) platoları kaplar. Savan, taçları düz şemsiye şeklinde dikenli ağaçlar ve uzun boylu otlardan oluşur. Buralar yaban hayatı yönünden çok zengin olup fil, aslan, ceylan, zebra ve diğer omurgalı hayvanlar yaşar. Savan ikliminin bir mevsimi yağışlı ve bir mevsimi kuraktır. Bu durum güneşin dönenceler arasında ki hareketine bağlı olarak gerçekleşir. Yazın ekvatoral bölgedeki yağışların kuzeye doğru kaymasıyla Sahranın güney kesimleri yağış alır. Güneş ışınlarının Oğlak dönencesine dik geldiği kış mevsiminde ekvatoral bölgenin güney kesimine yağış düşer. Böylece savan sahaları genellikle yazın yağış alır, kış mevsimi ise kurak geçer. Yağışın bir mevsim düşmesi, uzun boylu ot ve kurakçıl ağaçların yetişmesini sağlamaktadır. Savan kuşağının kuzey ve güney kesimlerinde yağışın azalmasına bağlı olarak Afrika bozkırlarına geçilir. Buralarda otların boyları kısalır ve ağaçların yerini kurakçıl çalılar alır.
4.3. Kurak ( çöl ) İklimi
Afrika’nın kuzeyinde Akdeniz kıyısının hemen güneyinden başlayarak güneydeki Kuzey Afrika’nın orta bölümüne kadar sokulan Sahra ile güneyde ise batıda Atlas okyanusu kıyısından başlayan Namibya ve Kalahari çöllerine geçilir. Bu sahalarda rüzgarların, biriktirme faaliyetine bağlı olarak kumullar, aşındırması ile oluşmuş kovuklar, çöl kaldırımları yaygındır. Kumullar üzerinde yer yer cılız dikenli ot toplulukları yer alır. Özellikle Sahra’ya ne zaman yağışın düşeceği belli olmaz, peş peşe birkaç yıl yağışın düşmediği yıllar olur. Yağış düşer düşmez hemen ot tohum çimlenerek çiçeklenir, tohum bağlar ve birkaç haftalık bir süre içinde sarararak hemen hayatsal faaliyetlerini tamamlar.
Sahra’nın çöl iklimi, önemli bir alçalma olayına yol açan antisiklon alanından kaynaklanır. Güney yarımkürede, Namibya’daki kıyı çölünün oluşum nedeni, alçak hava tabakalarını soğutan Benguela soğuk akıntısının varlığıdır. Bu çöl, kıtanın içlerine doğru Kalahari çölüyle devam eder, ancak Kalahari Büyük Sahra Çölü kadar kurak değildir.
Çöllerde su kaynaklarının çıktığı ve akarsuların geçtiği sahalarda tarım yapılır. Örneğin; Sahra çölüne geçen Nil vadisi boyunca, Libya, Tunus ve Cezayir’in güney kesimlerinde dağların eteklerinde su kaynaklarının çevresinde kurulan vahalarda tarım yapılır ve genellikle hurma yetiştirilir.
4.4. Akdeniz İklimi
Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki Cape eyaletinde ve Magrip’in kuzeyinde yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı Akdeniz iklimi egemendir. Akdeniz kıyısındaki Magrip ülkelerinde çoğunlukla turunçgiller ve zeytin yetiştirilir. Güney Afrika’da ise turunçgil ve üzüm üretilir.

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
engins
MODERATÖR
<marquee>MODERATÖR</marquee>


Kayıt: 29 Ağu 2007
Mesajlar: 1335

MesajTarih: Pzr Eyl 30, 2007 8:45 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

5. BİTKİ ÖRTÜSÜ ÖZELLİKLERİ
Afrika anakarası, genel olarak şu bitki kuşaklarına ayrılabilir;
a) Nemli Tropikal Ormanlar
b) Savanlar
c) Çöl altı Stepleri ve Çöller
d) Ilıman Ormanlar

5.1. Nemli Tropikal Ormanlar
Nemli ekvatoral kuşak, büyük oranda tropikal yağmur ormanlarıyla kaplıdır. Bu ormanlarda, büyük kısmı yapraklarını yıl boyunca dökmeyen çeşitli bitki türleri görülür. Derine kök salmayan fakat dallarıyla güçlü payandalar oluşturan ağaçlar, 50 m yüksekliğe ulaşır. Bu ilk katmandan sonra, gölgede yaşayabilen bitkiler gelir; daha bodur ağaçlar, ağaçsı eğreltiler, epifitler ve sarmaşıklar. Orman altı bitkileri yoktur, çünkü güneş ışınları zemine kadar ulaşamaz. Hayvan varlığı olarak yüzlerce tür böcek, kuşlar , sürüngenler, kemiriciler, maymunlar, kedigillerden bazıları, filler ve hipopotamlar sayılabilir. Tropikal yağmur ormanları bitki ve hayvan tür çeşitliliği bakımından dünyanın en zengin bölgelerini oluştururlar. Yağmur ormanları, hem tehlikeli hem de kolayca zarar görebilecek, yararlanılması zor, başta sıtma olmaz üzere bulaşıcı hastalıkların yayılmasına elverişli ortamlardır. Ormanlar yok edildiğinde, kuvvetli yağmurlar humus tabakasını kısa sürede alıp götürür ve geri kalan çıplak toprakta bir daha yetişmez. Afrikalılar, hem yakacak odun temin etmek, hem de tarla açmak amacıyla bol miktarda ağaç keserek, oldukça geniş alanları tarıma açmaktadırlar.
Yağış miktarı 1200 mm.nin altına düşen yerlerde ekvator ormanlarının yerini, o kadar sık olmayan, bir kısmı yapraklarını döken, ağaçlarının boyu 25 m. yi geçmeyen ormanlar alır; bu ormanlara Doğu Afrika’da Miombo adı verilir. Güneş ışınları toprağa kolay ulaşır; bu durum, yanarak açılan alanları, çoğu buğdaygillerden olan otların kaplamasına yok açar. Tarla açmak gerekçesiyle yakılan bu ormanlar giderek savana dönüşmektedir.
Nemli tropikal ormanın başlıca özelliklerinden biri, gür bitki topluluğunun bulunmasıdır. Burada, eğrelti, yosun ve çalılardan oluşan bir örtü alt katı; 2-3 m. yükseklikteki ağaçlar, palmiyeler ve tırmanıcı bitkiler orta katı oluşturur. Bunların üzerinde de dalsız ve gövdeli, 45 m.ye kadar yükselebilen ağaçlar vardır. Tropikal yağmur ormanlarının ikinci özelliği, floristik bakımdan çok çeşitli olmasıdır. Ormanda ağaç türleri karışık olarak dağılmıştır. Bu yağmur ormanlarından maun ve Afrika cevizi gibi değerli keresteler elde edilir.
5.2. Savanlar
Ekvatordan hem kuzey, hem de güneye uzaklaştıkça yağmur miktarının azalmasına paralel olarak bitki örtüsü seyrekleşir, kıtanın büyük bölümünü kaplayan, savanlar ve bozkırlar şeklindeki daha açık arazilere ulaşır. Savan dayanıklı yüksek otlardan oluşur; bu bitki örtüsü kurak mevsimin uzun sürdüğü ( dört ila sekiz ay ) bölgelere özgüdür. Savanların çoğunda, seyrekte olsa, büyüklü küçüklü ağaçlara rastlanır ( baobap, karite, kapok ağacı, yağ palmiyesi ). Buralarda, büyük otçul hayvanlar ( ceylan, antilop, zürafa, manda, düğmeli Afrika domuzu ) ve aslan, leopar gibi bazı etçil türler yaşar. Akarsu boyları ormanlarla kaplıdır. Bir yıllık bitkilerin yaygın olduğu bozkırlarda yer yer kuraklığa dayanıklı ağaçlarda ( akasya, kozalaklılar ) görülür. Sahel bölgesinin Sahra sınırındaki kesiminde, Somali platolarında ve Kenya’nın kuzeyinde rastlanan bozkırlar, Afrika’nın güney bölgelerinde ve Kalahari’de ( Ağaçlı bozkır ) yaygındır.
Savanlar, genellikle tropikal bölgelerde, ekvator ormanları ile kurak ve sıcak stepler arasında yer alır. Kurakçıl bir bitki topluluğu olan bu yüksek boylu otlar, demetler halinde yetişir. Özellikleri, kalın ve yarılmış bir kabuğun bulunması, küçük sert yaprakların varlığı, gövdelerinin su deposu halinde şişkin olmasıdır.
Afrika’daki bitki örtüsü içinde en yaygın olanı, ‘’ağaçlıklı savan’’ tipidir. Ağaçlıklı savanlar, genelde ekvatorun 10-15 derece kuzey ve güney enlemleri arasındaki kuşakta yer alırlar ve yılda 1000-1400 mm yağış alan geniş alanları kaplar. Bu kuşakta, otlar ve çalılar ilk katı, yapraklarını döken 9-15 m. yüksekliğindeki ağaçlar ikinci katı oluşturur. Savanların çöl altı bölgelerine birleştiği ve birçok otun yetişebilmesine olanak sağlamayacak kadar kuru yerlerde ( yılda 750-500 mm yağış alana yerlerde ), ağaçlıklı savanların yerini, giderek ağaçlıklı çayırlar yada akasya savanları alır. 6-9 m yükseklikteki yaprak döken ağaçlar, özellikle akasyalar, 60-120 cm yükseklikteki otlarla çalıların arasına serpilmiş durumdadır.
Yıllık yağışın 300-500 mm arasında değiştiği bölgelerde görülen dikenli çalılardan oluşmuş bitki örtüsünün özelliği; sürekli çayırların azalarak yerini, kuraklığa dayanıklı, dikenli ve çoğu kez su depolayan ağaçlara bırakmış olmasıdır. Bu bölgenin tipik bitkisi olan boabab ağacının yüksekliği 30 m.ye ulaşır. Bu bitki örtüsü Doğu Afrika, Somali, Botswana, Sudan ve Batı Afrika’da geniş topraklarda yaygın olarak yetişir.
5.3. Çöl altı Stepleri ve Çöller
Daha kurak bölgelere gidildikçe ( 300 mm.nin altında yağış alan yerler ) bitki örtüsü, çöl altı stepleri halini alır. Bu bölgenin hakim bitki örtüsü, bir yıllık otlar ve dağınık durumdaki çalılardan oluşur. Bu tür bitki örtüsü, Sahra’nın güney kesimlerinde, Afrika boynuzunda ( Kuzey Etiyopya ve Somali ) ve Güney Afrika ile Kalahari’de geniş alan kaplar.
Afrika’nın yılda 120 mm.den az yağış alan dörtte biri aşkın bölümünde, çöl bitkilerinden oluşmuş çok zayıf bir bitki örtüsü egemendir. Çöllerin ve çölümsü steplerin bitkileri, iki tipe ayrılabilir. Birinci tip, soğanlı yumrulu bitkilerden yada bir yıllık otlardan meydana gelir. Bunların hayat devresi kısa olup yağış mevsimine bağlıdır.
İkinci tip bitkiler uzun ömürlüdür. Asıl çöl bitkileri bunlardır ve tam anlamıyla kurakçıldırlar. Suyun bulunduğu depresyonlarda ve vadilerde ise, çöl karakteri adeta kaybolur ve onun yerini ‘’vaha’’alır. Sıcak vahaların karakteristik ağacı hurmadır.
Sahra’nın kayalık ( reg ) ve kum ( erg) çöllerinde su çok derinde bulunur ve bu çöllerde ender bazı yerler ( geçici akarsu yatakları gibi) dışında, yalnız bakteriler ve kuraklığa dayanıklı bitkiler yaşayabilir.
5.4. Ilıman Ormanlar
Ilıman ve Akdeniz tipi bitki örtüleri, kıtanın kuzey ve güney uçlarında büyük çeşitlilik gösteren tipleri içinde bulundurur. Gerçek yaprak dökmeyen ormanlar, Kap ve Natal bölgesinde yaygındır. Bu ağaçlar, yararlı kereste türleri için kullanılmaktadır. Geri kalan türleri, kış yağmurları bölgesindedir. Kuzey Afrika’da mantar meşesi ormanları da vardır. Söz konusu bölgenin hakim bitki örtüsü, makidir. Bu bitki örtüsü küçük ağaçlardan ve su tutabilmek için yaprakları sertleşmiş, kuraklığa dayanıklı, kolay ateş almayan çalılardan oluşur.
6. TOPRAK COĞRAFYASI
Afrika kıtasında en yaygın olarak görülen başlıca toprak tiplerine örnek olarak, çöl toprakları, kahverengi kestane toprakları, çernozem benzeri kara topraklar ( humus ve karbonatça zengin, verimli toprak ), tropikal kırmızı topraklar ve lateritler ( boksit ve hematitli topraklar ) ile Akdeniz toprakları gösterilebilir. Afrika’da toprak oluşumunu belirleyen en önemli etmen iklimdir.
Çöl topraklarının temel özelliği, bileşimindeki organik madde miktarının önemsenmeyecek kadar az olmasıdır. Bu toprakların içindeki kayaçlar, yeterince su bulunmadığından kimyasal çözülmeye uğramıştır. Ayrıca toprağın hemen yüzeyde ve hemen altındaki katmanda bir tuz örtüsü yer alır. Bu örtünün buharlaşmadan ileri geldiği sanılmakla birlikte, Pleyistosen’de oluşan bölümün görece nemli iklimin sonucu olduğu da öne sürülebilir.
Çöllerin çevresindeki yarı kurak bölgelerde yağışın görece artmasıyla otlar çoğalır, kayaçlar dış etkilerle daha çok değişime uğrar ve sonuçta, humusça daha zengin topraklar oluşur. Yapısındaki humus miktarına bağlı olarak açık yada koyu kahverengi olan kestane topraklarının çöl topraklarından bir başka farkı, yüzeydeki yada hemen alttaki tuz birikimini giderecek ölçüde su alabilmesidir.
Çernozemin değişmez özelliği, yüzeyin hemen altındaki, tüm çözünebilir tuzların suyla çözünmesinden sonra geriye kalan ve bazen kalsiyum sülfatla birlikte bulunan kalsiyum karbonat katmanıdır. Rengini çoğu kez humustan değil de bileşimin deki bazı minerallerden alan kara topraklarda bu sınıftan sayılabilir.
Tropikal toprakların rengi sarı ve kahverengi arasında değişir. Bu grup içinde önemli bir yer tutan kırmızı topraklar, rengini, kimyasal süreçlerle oluşmuş demir oksitlere borçludur. Tropikal toprakların çoğunda, lateritleşmenin değişik aşamalarında ve yüzeydeki katmanlar erozyona uğradığında, alttaki oksitler hava temasıyla kristalleşerek gerçek bir laterit birikimi oluşturur.
Akdeniz topraklarında humusun az oluşu, bitki örtüsünün yetersizliğinden çok, örtüyü humusa dönüştüren kimyasal süreçlerin yavaşlığından kaynaklanır. Gerçektende sıcaklığın iyice düştüğü dönemlerde yağışların az olması kimyasal ayrışmayı engeller. Ayrıca yüzey şekilleri de humus oluşumunu olumsuz yönde etkiler.
Afrika ekonomik yaşamının can damarı olan toprağın fiziksel ve kimyasal özelliklerinin yeterince değerlendirilmemesi, tarımda gelişmeyi amaçlayan girişimlerin başarısız kalmasına yol açmıştır. Çöl topraklarının verimli kılınabilmesi öncelikle sulamaya ve aşırı tuz ya da alkali oranının azalmasına bağlıdır. Kestane toprakları çöl topraklarına oranla daha kolay işlenir ve sulamayla verimliliği daha çok artar. Kara toprakların sürülmesi genellikle güçtür, üstelik kurak mevsimde derin çatlaklar oluşur. Kırmızı toprakların en büyük sorunu, nemle birleşen yüksek sıcaklığın etkisiyle, zengin bitki örtüsüne karşın organik maddelerin çok çabuk çürümesi ve humus içeriğinin bu yüzden çok düşük kalmasıdır. Erozyon ise, kıta toprakları için sürekli bir tehdittir. Atlas ve Kap bölgelerinde toprağın tam verimli kılınabilmesi için, büyük oranlara varan kalsiyum bileşiklerinin giderilmesi gerekir.

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
engins
MODERATÖR
<marquee>MODERATÖR</marquee>


Kayıt: 29 Ağu 2007
Mesajlar: 1335

MesajTarih: Pzr Eyl 30, 2007 8:46 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

7.AFRİKA’NIN HİDROGRAFİK ÖZELLİKLERİ
Sularını boşalttıkları havzaya göre Afrika kıtasındaki akarsuları dört büyük havzada toplayabiliriz.
7.1. Atlas Okyanusu Havzası

Kıtada Atlas okyanusuna sularını boşaltan en büyük dört nehir Kongo, Nijer, Oranj ve Senegal’dir. Aynı havzaya sularını boşaltan daha küçük ırmaklar da vardır ve bunlara örnek olarak Namibia-Angola sınırını oluşturan Kunene ( Cunene ) ırmağı; Angola sınırları içinde sularını boşaltan Loje, Coroca, Cuanza, M’brige gibi ırmaklar; Biafra körfezine sularını boşaltan Sanaga, Cross, Ntem, Ogove, Kouilou ırmakları; Gine Körfezine sularını boşaltan Volta, Bandama, Sassandra, Cavally, Mono, Pra, Oueme ırmakları gösterilebilir. Kuzeybatı Afrika da sularını Atlas okyanusuna boşaltan Gambia, Moa, Sewa, Corubal, Konkoure, Rokel ırmakları ve Fas sınırları içinde sularını Atlas okyanusuna boşaltan Ümm-ur-Rabia, Sus, Dra gibi ırmaklar da bunlara örnek gösterilebilir.

7.2. Hint Okyanusu Havzası
Afrika’da Hint okyanusuna sularını boşaltan en büyük akarsulara örnek olarak Mozambik sınırları içinde sularını boşaltan Zambezi, Limpopo, Maputo, Save ve Mozambik-Tanzanya sınırını oluşturmakta olan Ruvuma; Tanzanya sınırları içinde sularını boşaltan Rufiji, Matandu, Wami, Pangani; Kenya sınırları içinde sularını boşaltan Tana ve Galana; Somali sınırları içinde sularını boşaltan Juba, Vebbi Cebeli ( Şebeli ); Kıtanın kuzeydoğunda Kızıl denize sularını boşaltan Bereke ırmağı gösterilebilir. Dünyanın en büyük adalarından birisi olan Madagaskar’da yer alan Mangoky, Menarandra, Mananara, Manambao, Mahajamba ve Onilahy ırmakları da hint okyanusuna sularını boşaltan akarsulara örnektir.

7.3. Akdeniz Havzası

Dünya’nın en büyük çölü olan Büyük Sahra çölünün Kuzey Afrika topraklarında yer alması, kıtanın bu kesimlerinde akarsu ağının seyrek ve akarsuların süreksiz olmalarını belirlemiştir. Dünyanın en uzun nehri olan Nil dışında Akdenize sularını boşaltan başka büyük nehir yer almamaktadır. Bu nedenle Nil hariç, Mısır ve Libya sınırları içinde Akdenize sularını boşaltan sürekli akarsular görülmemektedir. Fakat, Tunus, Cezayir ve Fas sınırları içinde kısa boylu ve düzensiz akıma sahip de olsa bazı akarsular mevcuttur. Bunlara örnek olarak Medjerda ( Mecerde ), Muluya ve Şelif ırmakalrı gösterilebilir.

7.4. Kapalı Havzalar
Afrika kıtasının toprakları’nın bir bölümünde yer alan göl ve akarsuların deniz ve okyanuslarla bağlantısı olmadığından dolayı bunları kapalı havza olarak adlandırabiliriz. Çad gölüne sularını boşaltan Yobe ve Chari ( Şari ) ırmakları; Çad gölünün hemen batısında yer alan Bahta ırmağı; Cibuti sınırları içinde Abe gölüne sularını boşaltan Awash ırmağı, Etiyopya’da Abaya ve Zivay göllerine sularını boşaltan dereler; Turkana ( Rudolf ) gölüne sularını boşaltan Omo ve Suguta gibi ırmaklar; Okavango havzası, Etoşa ve Makgadikgadi Tuzlasının sularını boşaltan kuruyan dereler bunlara örnektir.

De Martonne’a göre, Afrika akarsularının yalnız % 48 ‘i eksoreiktir ve bu akarsular, doğrudan doğruya okyanusa ulaşır. % 40’ı areik ve % 22’si endoreik, yani denizlere akıntısı olmayan iç havza sularıdır. Afrika’da areik bölgelere örnek, çöllerdir. Buralarda halen mevcut olan yağış, herhangi bir drenaj sisteminin meydana gelmesine elverişli değildir. Buralar da bu gün kuru vadiler halinde bulunan ve pluviyal devrelerde meydana gelmiş karışık bir hidrografik sistem mevcuttur. Kıtanın geniş endoreik bölgeleri ise, Çad Gölü havzası, Botswana’nın tuzlu Makarikari teknes, Okavango ve Doğu Rift grabenidir. Kıtanın eksoreik alanları, geniş bölgelerinden sularını toplayan Nil, Kongo, Nijer, Zambezi ve Orange gibi nehirlerin oluşturduğu havzalardır.
Afrika’da, elektrik enerjisi elde etmek ve su rezervleri oluşturmak amacıyla birçok baraj inşa edilmiştir. Ancak, Volta, Nijer, Senegal ve Nil akarsularının üzerinde ve ya doğal ve yapay göllerin ( Kariba, Kossok, Volta. ) önünde yapılan barajlara, ekosistemlerin altüst ettikleri, bu nehir ve göllerin çevresinde yaşayan toplulukların yaşama düzeninin bozulmasına neden oldukları gerekçesiyle karşı çıkılmıştır.
7.5. Akarsular ve Özellikleri

Nil: Nil nehri karma rejimli akarsulardan olup dünyanın en uzun nehridir. Afrika’nın doğu kesiminde güney-kuzey doğrultusunda akar. Kollarından Kagerea ile birlikte 6648 km uzunluğa sahiptir. Aynı zamanda dünyanın havzası en geniş olan ( 3 349 000 km2 ) akarsularından biridir.
Nil nehri, Burundi’den ‘’Kagera’’ adı ile doğar ve Victoria Gölü’ne dökülür. Victoria gölünden sonra ‘’Victoria Nili’’, Albert Gölünden sonra ‘’Albert Nili’’ adını alan nehir, daha kuzeyde ‘’Bahr-el-Cebel’’ olarak adlandırılır. Buradan çeşitli kollar aldıktan sonra ‘’Beyaz Nil’’, Akdeniz’e döküldüğü kesimde de ‘’Nil’’ adıyla anılır. Akış yönünün batı kıyısından aldığı en büyük kolu Bahr-el-Gazal’dır. Sobat, Mavi Nil ve Atbara ise doğudan aldığı başlıca kollarıdır.
Nil nehri, çıktığı yerden itibaren bir takım çağlayanlar oluşturur. Bunlar, Victoria Gölünden hemen sonra meydana gelen Murchison çağlayanları ile Hartum’la Assuan arasındaki 1’den 6’ya kadar numaralanan meşhur çağlayanlardır. Nehrin rejimini denetlemek için gerek Nil üzerinde, gerek bazı kollarında barajlar kurulmuştur. Başlıca barajlar Dimyat kolu üzerinde Kahire yakınlarındaki Zifta Barajı, Asyut, Hammadi ve İsna barajları ile ünlü Assuan Barajıdır. Nil’in Assuan’da ki debisinin 1441 ila 4341 m3/sn arasında değiştiği ve yıllık ortalama debisinin de 2922 m3/sn olduğu hesaplanmıştır. Nil nehrinin aşağı çığırındaki genişliği, suyun en az olduğu dönemlerde 500 m kadardır.
Kahire’nin hemen kuzeyinde, denizden 260km uzaklıkta Nil’in büyük Deltası başlar. Bir kenarının uzunluğu 200 km’yi bulan üçgen şeklindeki delta sahasının denizden yüksekliği 9 m. dir. Nil nehri eskiden yedi kola ayrılarak denize ulaşıyordu. Bugün bu kolların sayısı 2’ye inmiştir. ( Kuzeybatı doğrultusunda akanına Rosetta, Kuzeydoğu doğrultusunda akanına da Dimyat adı verilir). Yeryüzündeki deltaların prototip’i olan Nil deltası, özellikle Etiyopya’daki yükseltilerden gelen siltlerden oluşur. Nil, Akdeniz nehirleri arasında suları yaz mevsiminde çoğalan tek akarsuyudur. Mavi Nil’in Etiyopya platosuna mayıs-ekim ayları arasında süşen yağışların büyük kısmını Nil nehrine getirmesi nedeniyle, haziran ayından itibaren suları yükselmaya başlar ve ekim ayında akarsuyun seviyesi 6-8 m.ye kadar yükselir. Bunun sonucunda taşarak çok verimli alüvyonlarını delta ovasına yaymış olur. Sonra kasım ayında tekrar yatağına çekilir. Böylece toprak yüzeyindeki birkaç santimlik balçık tabakası birikiyordu ve bu çamurda tarım yapılıyordu. Ancak son 30-40 yılda Nil nehrinin üzerinde inşa edilen barajlar ve kanallar sayesinde taşkınlar önlenmiştir. Tarım ise sulama ile yapılmaktadır.
Kongo: Kongo nehri, dünyanın boşalttığı su miktarı bakımından ( saniyede 75 bin m3 ) Amazondan sonra ikinci, uzunluk bakımından ise dokuzuncu ( 4700 km.) nehridir. Nehrin akaçlama alanı ( 3 700 000 km2 )Akdeniz’den daha geniş olup, 12 derece güney ve 9 derece kuzey enlemleri arasında uzanır. Zambiya sınırı yakınında Güney Katanga’dan doğan Kongo, çok sayıda kol aldıktan sonra Banana-Boma kentleri yakınlarında ( Kongo-Angola sınırında) 17 km genişliğinde ve 400 m derinliğindeki bir haliçle Atlas okyanusuna dökülür.
Nehrin rejimi, yağışların dengeli olması nedeniyle düzenlidir. Seviye değişiklikleri, iki maksimum ve iki minimum şeklindedir. Mart ( 270 m) ve temmuz (170 m) aylarında minimuma inen seviye, mayıs ve aralık (480 m) aylarında maksimuma erişir. Fakat, çok yüksek debisine rağmen, birinci derecede önemli su yolu oluşturamamıştır. Çünkü nehir yatağındaki çağlayanlar ulaşımı geniş ölçüde engellemektedir. Yalnız elverişli kesimlerde ufak çapta ulaşım yapılır. Kongo nehri üzerinde, yüksek bir hidroelektrik üretim potansiyeli vardır. Ancak, nehir havzasındaki ülkelerin geri kalmış olması nedeniyle küçük çapta tesisler kurulabilmiştir.
Nijer: Gine’deki dağlardan doğan ve bir delta oluşturarak Nijerya’da Atlas okyanusuna dökülen Nijer nehri’nin uzunluğu 4200 km en büyük kolu’da, Nijerya’da akış yönünün doğrultusundan aldığı Benue’dir. Kollarıyla birlikte yüzölçümü 2 milyon km2.yi bulan bir bölgenin sularını toplayan Nijer, ulaşıma pek elverişli değildir. Saniyede akıttığı su miktarı, 20 bin m3’tür. Kıtadaki Nijer ve Nijerya ülkeleri bu akarsuyun adını taşımaktadırlar. Kurak çöl sahaların geniş alan kapladığı Mali ve Nijer ülkeleri için Nijer nehrinin suları hayati öneme sahiptir.
Orange: Güney Afrika’nın en uzun akarsuyu olan Orange nehri, 2300 km uzunluğa sahiptir. Kıtanın güney kesiminde Drakensberg, dağlarının güney yamacından doğar, yüksek eğimli vadiler boyunca akarak ve Namibia-Güney Afrika Cumhuriyeti sınırını çizerek, Atlas okyanusuna dökülür. Akarsudan, güney Afrika platosunu sulamak için geniş ölçüde faydalanılır. Orange’nin pek kısa, birkaç bölümünde ulaşım yapılır, fakat hidroelektrik üretimi amacı ile yaygın olarak kullanılır.
Zambezi: uzunluğu 3500 km’yi bulan Zambezi nehrinin havzası 1 285 000 km2 alana yayılır. Nehrinin akış yolu genellikle çok eğimlidir ve üzerinde irili ufaklı bir çok çağlayan ve şelale bulunur. Bunlardan Victoria çağlayanı, dünyanın en yüksek çağlayanlarından olup 122 m yükseklikten dökülür. Aşağı çığırındaki Kariba çağlayanları, burada inşa edilen barajla ortadan kalkmıştır ve 280 km uzunluğunda Afrika kıtasının en büyük baraj göllerinden biri olan Kariba Gölü oluşturulmuştur. Mozambikte yer alan, Zambezi’nin Hint okyanusundaki deltası 60 km genişliğindedir. Nehrin aşağı çığırının 600 km’lik kısmı ulaşıma elverişlidir. Buralarda nehrin genişliği 5-8 km arasında değişir. Saniyede akıttığı ortalama su miktarı 3000 m3 tür. Maksimum değerine Nisan ayında, minimum değerine ise sonbahar ve yaz mevsimlerinde ulaşır.
Senegal: Batı Afrika’daki Senegal nehri, Gine’deki Fouta Djallon platosundan doğar. Kuzeybatı doğrultusunda akarak Mali topraklarından geçer. Sonra batıya döner, Senegal-Moritanya sınırını çizer ve Atlas okyanusuna dökülür. Uzunluğu 1633 km, su toplama havzası 450 000 m3’dir. Ortalama debisi 5 ila 5 000 m3/sn arasında değişir. Senegal, Bakel-Dagana arasında 20km genişliğinde alüvyonlu bir vadiden geçer. Dagana’nın aşağısında taşkın ovası genişler. Bu kesimde nehir, önce iç delta oluşturur, sonra kumlu kıyı şeridiyle karşılaşınca hemen hemen kıyıya paralel ( kuzeyden güneye doğru ) akmaya başlar. Aşılması güç ve tehlikeli bir ağız oluşturarak Saint Louis’in aşağısında denize dökülür. Ağzı, Kanarya Soğuksu Akıntısı’nın etkisiyle sık sık yer değiştiren bir setle kapalıdır. Suyun yıllık yükselmesi düzenlidir; haziran-ocak arasında gerçekleşen yükselme sırasında suyun yüksekliği, Kayes’te 8-12 m arasında değişir. Senegal’in aşağı kesimindeki tarım alanları, nehrin kollarından Taoue üzerinde kurulan bir baraj yardımıyla sulanır.
Volta: Batı Afrika’da Gana’nın başlıca ırmağı olan Volta, Siyah Volta ve Beyaz Volta ırmaklarının birleşmesiyle oluşur. Genellikle güneye doğru akar ve Gine körfezine dökülür. Yaklaşık 398 000 km2 lik bir alanın sularını toplayan ırmağın toplam uzunluğu 1600 km, taşıdığı su miktarı ise 1210 m3/sn’dir. Üzerinde kurulan Volta barajının arkasında suların birikmesiyle, yaklaşık 400 km. boyunca uzanan 8502 km2’lik bir yapay göl oluşmuştur. Gana topraklarının % 3.6 sını kaplayan Volta gölünün su tutma kapasitesi 148 milyar m3 tür. Çevreye içme suyu sağlayan baraj gölünden, aşağı volta ovalarının sulanması planlanmıştır. Barajın yapımından sonra 740 köy Volta gölünün suları altında kalmış ve bu köylerde yaşayan yaklaşık 78 bin kişi başka bölgelere yerleştirilmiştir.
Gambiya: Batı Afrika’nın başlıca ırmaklarından biri olan Gambiya’nın uzunluğu 1120 km’dir. Gine Cumhuriyetinde doğar ve Gambiya sınırları içinde batıya doğru akarak Atlas okyanusuna dökülür. Gambiya, batı Afrika’nın açık deniz gemilerinin geçişine tek elverişli akarsuyudur. Irmak, Gambiya devletinin yolcu, yük ve posta ulaşımını sağlayan en önemli suyoludur.
Limpopo: Güney Afrika’da Witwatersrand’dan doğan Limpopo, Güney Afrika Cumhuriyeti ile Botswana ve Zimbabve sınırını çizdikten sonra, Mozambik’e girer ve bir dizi çağlayanlar oluşturarak Mozambik’te Maputo kentinin kuzeydoğusunda Hint okyanusuna dökülür. Kalahari çölünün doğusunda yer alan ve yaklaşık 1600 km uzunluğuna sahip olan bu nehir, 412 000 km2‘lik bir havzayı akaçlar. Değişken olan debisi, ağzından 150 km uzaklıkta yağmur mevsiminde 8 000 m3’e ulaşabilir. Botswana, Zimbabwe ve Mozambik için bu akarsu çok büyük ekonomik öneme ve potansiyele sahiptir.
7.6. Göller ve Özellikleri
Afrika gölleri başlıca iki tip altında toplanır. Yüzeyin hafifçe çarpılması nedeniyle oluşan göller ile çöküntü hendeği içinde oluşan göller. Göllerin şekilleri hangi ruba dahil olduklarını gösterir. Doğu Afrika çöküntüsündeki göller, çoğunlukla uzun ve nispeten dar, fakat derinliği fazla olan göllerdir. Örneğin; Tanganika, Malawi ve Rudolf bu gruba dahil göllerdir. Aynı zanda bu göllerin büyük bir kısmı dışa akışlıdır: Edward ve Albert, Nil nehri yolu ile Tanganika, Kongo ve Malawi-Shire yolu ile sularını boşaltır. Rukwa, Rudolf ( Turkana ), Abe, Etoşa ve Çad Gölleri ise kapalı havza özelliği göstermektedir.
Victoria Gölü: Yüzeyin çarpılması sonucu oluşmuş göllerin en büyüğü Victoria Gölü’dür. Bu Göl, Doğu Afrika’nın iki büyük kırığı arasında çöken alanı işgal eder. Graben göllerinin aksine geniş, sığ ve yerkabuğunun aşağı doğru çarpılması sonunda, su altında kalan tepelerin doruklarından oluşmuş bir çok adayı kapsar. Yüzölçümü, 68 100 km2’dir. Bu genişliği ile Afrika’nın en büyük, dünyanın da üçüncü büyük gölüdür. Denizden 1135 m yükseklikte, kıyıları çok girintili çıkıntılı ve en derin yeri 79 m olan bir göldür. Bu gölün ayağı Owen çağlayanlarından geçerek Nil’e ulaşır. Gölün kuzeyinde Uganda, doğusunda Kenya, güneyinde ise Tanzanya yer almaktadır. Gölün içinde irili-ufaklı yüzlerce ada yer almaktadır.
Tanganika Gölü: Doğu Afrika’da Tanzanyanın batısı ile Kongo Cumhuriyetinin doğusu, kuzeyinde Burundi ve güneyinde Zambiya arasında yer alan, Victoria dan sonra Afrika’nın ikinci büyük gölü olan Tanganika, 31 900 km2’lik yüzölçümüne sahiptir. Deniz yüzeyinden 782 m yüksekte ve genişliği de 30-50 km olan göl, sularının derinliği bakımından Baykal’dan sonra dünyanın ikinci gölüdür ve 1435 metrelik bir derinliğe sahiptir. Gölün suları, Lusukuy ayağı ile Kongo nehrine karışır. Kuzey-güney doğrultusunda dar ve uzun bir grabende yer alan gölün her tarafı ulaşıma elverişlidir. Bundan dolayı, kıyılarında bir çok liman vardır. Bu limanlar, Zaire, Burundi, Tanzanya ve Zambiya devletleri arasında oldukça yoğun bir su trafiği sağlar.
Nyasa (Malawi) Gölü: Doğu Afrika’da tanganika gölü gibi, ‘’ Doğu Afrika Çöküntü Hendeği’’ içinde oluşmuş göllerden biri olan Nyasa, Tanzanya ile Malawi ülkeleri arasında yer alır. Bantu dilinde adı ‘’Malawi Gölü’’dür. Büyüklük bakımından 26 000 km2’lik yüzölçümü ile Afrika’nın üçüncü büyük gölüdür. Kuzey-Güney doğrultusunda uzunluğu 580 km’yi bulur. Deniz yüzeyinden yüksekliği 480 m genişliği 30-80 km ve en derin yeri 700 m’yi bulur. Fazla sularını, Shire (Şire) ırmağı yoluyla Zambezi’ye boşaltmaktadır.
Albert Gölü: Doğu Afrika Çöküntü hendeği’nin kuzey ucunda Uganda ile Kongo Cumhuriyeti (Zaire) sınırında yer alır. Denizden yüksekliği 620 m olan Albert Gölü, 4500 km2 yüzölçümüne sahiptir. Nil havzasında yer alır ve kuzeydoğu- güneybatı uzanışlı bir grabende yer almaktadır.
Rudolf (Turkana) Gölü: Doğu Afrika Grabeninin kuzeyinde, Kenya, Etiyopya sınırında yer alır. Rudolf Gölü, denizden 407 m yükseklikte, 300 km uzunluğunda, 50km genişlikte ve 8600 km2 yüzölçümündedir. Denize akışı olmayan gölün derinliği 73 metre kadardır. Kuzeyden Omo ırmağı ile beslenmektedir. Ayrıca Kenya sınırları içinde yer alan Turkwell, Kerio ve Suguta gibi ırmaklar da bu göle sularını boşaltır.
Çad Gölü: Orta Afrika’da Nijerya, Nijer, Kamerun ve Çad devletlerinin sınırında yer almaktadır. Yükseltisi 240 m olan gölün dışa akıntısı yoktur. Afrika’nın en geniş iç akaçlama bölgesi Çad Havzasıdır. Ortalama 6-8 m derinliğinde bir tatlı su gölü olan Çad, bu havzanın ortasında yer alır ve Lagone, Şeri, Yobe gibi üç önemli akarsu ile beslenir, fakat kuraklık ve çölleşmeye bağlı olarak yüzölçümü sürekli küçülmektedir. Yüzölçümü yağmurlu mevsimde 22 bin km2 yi bulduğu halde, kurak mevsimde çekilir ve hatta 10 bin km2 ye iner. Önümüzdeki 50-60 yıl içinde gölün tamamen kuruması beklenmektedir. Bu olay, Çad’a kıyısı olan ülkeler için büyük bir ekolojik felaket getirmesi demektir. Gölün kıyıları papirus’lar ve sazlıklarla kaplıdır. Aynı zamanda bölge kuşlarının, timsah ve su aygırlarının sığınağı halindedir. Gölde, balıkçılık ve avcılık yapılır. İçinde bir çok küçük ada vardır ve buralarda genelde balıkçılar yaşamaktadır.

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
engins
MODERATÖR
<marquee>MODERATÖR</marquee>


Kayıt: 29 Ağu 2007
Mesajlar: 1335

MesajTarih: Pzr Eyl 30, 2007 8:47 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

8.BEŞERİ ÖZELLİKLERİ
Afrika’nın tarihi çok eskiye dayanır. Arkeolojik araştırmalarla Afrika’nın doğusunda Paleolitik insan kültürüne ait bulguların olduğu saptanmıştır. Bu kültür, Etiyopya, Kuzey Afrika, Mısır, Orta Doğu ve Akdeniz dünyasında da etkili olmuştur. Afrika, çeşitli kültür ve medeniyetlere damgasını vurmuştur. Örneğin Mısır Medeniyeti; Akdeniz, Özellikle Roma kültür ve medeniyetinde önemli izler bırakmıştır. Ancak sömürgecilik, günümüz Afrika’sının kültürel, Ekonomik ve idari yapısında önemli değişmelere neden olmuştur. Örneğin bazı ülkelerde resmi dil, İngilizce yada Fransızcadır.
1850 yılında Afrika kıtasında yaşayanların toplam nüfusunun 95 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir. 1900 yılında Afrika nüfusu 120 milyona ve 1930 yılında 177 milyona yükselmiştir. 1950 yılında sadece 224 milyon nüfusa sahip olan Afrika kıtasının nüfusu, 1980 yılında 476, 1990 yılında 633 milyon ve 2000 yılında kıta nüfusu 800 milyona ulaşmıştır. 2025 yılında Afrika’nın toplam nüfusu 1 milyar 300 milyonu aşması beklenmektedir. Kıtada bebek ve çocuk ölüm oranlarının yüksek olmasına rağmen, yaygın salgın hastalıkları, açlık ve kıtlıklara ayrıca kıtanın göç vermesine rağmen, Afrika ülkelerinde yüksek bir nüfus artış hızı gözlenmektedir. Kıta nüfusunun dünya genelindeki payı yıllara göre büyük değişmeler göstermiştir. Örneğin 1950 yılında Afrika’nın dünya nüfus toplamındaki payı % 18,3 iken, 1800 yılında 9,9’a ve 1900 yılında da 7,4’e azalmıştır. Bu azalmada kölelik ve esir ticaretinin yanında kıtanın göç vermesi ve yüksek ölüm oranları etkili olmuştur. Yirminci yüzyılın başından itibaren Afrika kıtası nüfusunun dünya nüfusundaki payında sürekli bir artış olduğunu gözlemleyebiliriz. Örneğin bu pay 1930 yılında % 8,7 iken, 1960 yılında 9,3’e, 1990 yılında % 11,9’a ve bugün % 14’e kadar yükselmiştir.
Günümüzde 800 milyonu aşmış olan Afrika nüfusunun 650 milyon kadarı Sahra’nın güneyi, yani Orta ve Güney Afrika’da yaşamaktadır. Nüfus dağılışında önemli farklar vardır. Ekvatoral ormanlar, yüksek ve aşırı engebeli sahalar ile çöller çok seyrek nüfusludur. Afrika’nın batısında Gine körfezi kıyılarında nüfus yoğunlaşır. Diğer yoğun nüfuslu sahalar; akarsu boyları, Orta Afrika’daki göllerin çevresi ve ekvatoral bölgedeki yüksek plato sahalarıdır. Güney Afrika’nın Akdeniz ikliminin etkili olduğu sahalarda da nüfus yoğunluğu, tarım ve sanayi olanaklarına paralel olarak artar.
Afrika nüfusunun % 70 kadarı kırsal alanlarda yaşar. Fakat son yıllarda kırlardan gelen göçlerle şehir nüfusu hızla artmaya başlamıştır. Juhannesburg, Lagos, Kahire, İskenderiye, Nairobi, Addis Ababa nüfusu hızla artan büyük kentler arasındadır. Gine körfezi kıyılarında ve Akdeniz sahillerinde nüfusun yoğunluğu artmakta ve nüfusu 1 milyonun üstünde olan kentler görülmektedir.
Afrika’da nüfus artışı fazla olup ortalama % 3 dolayındadır. Hızlı nüfus artışına sahip Afrika ülkelerinde nüfusun % 45’ini 15 yaşın altındakiler oluşturmaktadır. Bu durum, çalışan faal nüfusun bakmakla yükümlü olduğu insan sayısının fazla olduğunu, ekonomik faal nüfusun ise az olduğunu göstermektedir. 2000’li yılların ilk çeyreğinde Afrika’da nüfusun 1 milyara ulaşacağı beklenmektedir. Bu nedenle Afrika ülkeleri, nüfus artışını kontrol altına almak ve ekonomik şartları iyileştirme çabası içine girmek zorundadırlar. Kıtadaki yüksek nüfus artış hızı devam ederse, 2025 yılında Afrika nüfusu 1,3 milyara ve 2050 yılında da 1,8 milyara ulaşması beklenmektedir. Nijerya, Mısır ve Etiyopya, Afrika kıtasının nüfus bakımından en kalabalık ülkelerini oluşturmaktadır. Seyşeller, Sao Tome ve Pirincipe, Batı Sahra, Kabo Verde ve Cibuti ise nüfus bakımından en küçük Afrika devletleridir.
Sub-Sahra (Sahra’nın Güneyi) Afrika’sı çok değişik kültürel özelliklere sahiptir. Yüzlerce farklı etnik grup bulunmaktadır. Bu gruplar arasında binden fazla Afrika dili konuşulur. Ayrıca her toplumun farklı adeti, inanç ve davranışları vardır. Etnik gruplar arasında dayanışma çok güçlüdür. Afrika’da bir çok toplumun kendi içindeki dayanışma ve bağlılığı, ülkesine olan bağlılıktan daha önemlidir. Bazı etnik gruplar arasındaki çatışmalar asırlarca öncesine kadar dayanmaktadır. Ve bu durum bazen Afrika ülkelerinde etnik savaşlara sebep olmaktadır ( Raunda ve Burundi’deki iç savaş buna örnektir).
Afrika’daki bazı etnik grupların nüfusu, bölgelere göre çok farklıdır. Mesela Yoruba, Hausa ve İbo etnik gruplarının nüfusu birkaç milyondur. Doğu Afrika’daki Kikuyu, Luo, Luhya, Kamba etnik gruplarının nüfusu da bir milyondan fazladır. Bir kaç yüz kişiden oluşan etnik gruplar da bulunmaktadır. Doğu Afrika’da konuşulan en yaygın dil Afrika ve Arap dilin karışımı olan Swahili’dir. Bu dil asırlar önce Araplar ile Afrikalılar arasında ticari ilişkilerden dolayı ortaya çıkmıştır. En küçük gruplardan biri olan Kalahari’deki Kung toplumu, en eski Afrika dilini konuşmaktadır. Yerli diller içinde en fazla konuşulan dil grubu Bantu’dur.
İnsanların bu kıtada ne kadar eskiden beri yaşamakta olduğu göz önünde bulundurulursa, bu nüfus pek az sayılır. Afrika’nın ortalama nüfus yoğunluğu: 26 kişi/km2 dir, aynı rakam Asya’da ve Avrupa’da 100’ü aşmaktadır. Bu nedenle Afrika seyrek nüfuslu, fakat yüksek nüfus artışlı bir kıta olarak tanımlanabilir. Geniş kurak ve çöl sahalarının yer aldığı Namibia, Batı Sahra, Libya, Moritanya ve Botswana’da aritmetik nüfus yoğunluğu 4’ün altındadır ve böylece bu ülkeler, Afrika’nın en seyrek nüfuslu ülkelerini oluşturmaktadırlar. Yüzölçümü küçük oysa toplam nüfusları fazla olan, Mauritius, Komorlar, Raunda ve Burundi’de aritmetik nüfus yoğunluğu 200 kişi/km2.yi aşmaktadır. Bu nedenle bu saydığımız küçük ülkeler kıtanın en yoğun nüfuslu ülkelerini oluşturmaktadırlar.
Afrika’da yaşayan insanlar iki büyük gruba ayrılır: Zenciler ve Beyazlar. Nüfus olarak açık farkla en kalabalık grubu oluşturan, Sudan’dan kıtanın en güney ucuna kadar yayılmış olan zencileri sayısız kavim ve halkı kapsar. Bu insanlar birbirinden ırk bakımından değil, kültür veya dil farklılıklarıyla ayrılır. Bu halklar arasında, geçmişi en eskiye uzananlar, Ekvator ormanları içinde yaşayan Pigmeler (Bir kısmı hala gerçek avcı-toplayıcı topluluklar halinde yaşamaktadır) ile, Güney Afrika’da yaşayan Boşimanlar ve Hotantolardır. İkinci büyük grubu oluşturan beyazlar, kuzey Afrika’da yaşar. Berberiler ve Mısırlılar, Sami ırkından halklarla, özellikle de dillerini bölgeye kabul ettiren Araplar ile karışmışlardır. Malaya-Polinezya kökenli olan Madagaskarlılara, Afrikalılar, Araplar ve Avrupalılar karışmıştır. Etiyopyalılar, Büyük Sahra’nın güneyindeki Zenci Afrika’yla, Kuzeydeki Beyaz Afrika arasında bir ara grup oluşturur. Afrika’nın beyaz nüfusu XVI. yy’dan başlayarak, özelliklede XIX. yy’da Avrupalıların gelmesiyle artmıştır. Buraya gelen Portekizli, İngiliz, Fransız ve Hollandalı sömürgeciler, dillerini bu kıtada yaymışlardır. Afrika’da dinler de büyük bir çeşitlilik gösterir ve atalardan devralınan çeşitli animist inançlar, zamanla İslam ve Hıristiyanlık inançlarıyla karışmıştır.
Kıtada uzun süre kölecilik hüküm sürmüş, yüzyıllar boyunca savaşçı kabileler, kendilerinden daha güçsüz kabileleri boyunduruk altında tutmuştur. Bu kabileler, ‘’Abanoz tahtası’’ adı verilen zenci tutsakları Araplara, Portekizlilere, İngilizlere, Hollandalılara ve Fransızlara satıyordu. Batı Afrika’da Aşantiler (bu günkü Gana’da çoğunluğu oluşturan halk) ve Dahomey Krallığında (bu gün Benin) yaşayan Fonlar, amansız köle avcılarıydı. Büyük Sahra’nın sınırında yaşayan Arap ve Berberi göçebeler (Moritanya’da, Mali’de, Nijer’de yaşayan Magribiler veTuaregler), Sahel bölgesinin zenci halkını köle olarak satıyordu. XIX. yy’a kadar böylece satılıp kıta dışına götürülen bu insanların sayısı, bugün yirmi milyona yakın olarak hesaplanmaktadır. Kıtayı sarsan bir başka büyük felaket de, özellikle en yoksul insanlar arasında yayılan salgınlar (Kolera ve günümüzde Özellikle AIDS) ve bir türlü önü alınamayan yerleşik hastalıklardır (sıtma, sarı humma, onkoserkoz, bilharziyoz). Kıtada eğitim, kültür ve özellikle beslenme ve sağlık sorunlarının yaygın olması bebek ve çocuk ölüm oranlarının yüksek olmasının başlıca nedenidir.
Afrika kıtası, dünyanın nüfusu en hızlı artan kıtasıdır. Yıllık nüfus artışı 1980-1990 arasında yaklaşık 2,8 oranındaydı; dünyadaki nüfus artış ortalamasıyla aynı dönemde 1,7 olarak saptanmıştır. Bu artış hızıyla Afrika’nın nüfusu, 25 yıl sonra iki katını bulacaktır. Dünyada doğum oranının en yüksek olduğu ülkeler, genelde Afrika kıtasında yer almaktadır. Nijer, Kenya, Malawi, Zambiya, Raunda, Liberya, Çad, Angola, Uganda, Somali ve Cote D’ıvorie ( Fildişi Kıyısı ) gibi ülkeler hem Afrika kıtasının hem de dünyanın en yüksek doğurganlık oranına sahip ülkelerine örnek olarak gösterilebilir. Bu ülkelerdeki nüfus artış oranı binde 45 ile binde 55 arasında değişmektedir ki bu rakam, dünya ortalamasının iki, hatta üç katıdır. Fakat refah seviyesi yüksek, eğitim ve turizm olanaklarının gelişmiş olduğu Mauritius, Seyşel Adaları, Tunus ve Fas gibi ülkelerde doğurganlık oranı binde 25’in altına düştüğünü görebiliriz. Aslında beşeri potansiyel, demografik özellikler, nüfus kalitesi ve refah seviyesi bakımından Afrika ülkeleri arasında büyük farklılaşmalar, hatta zıtlıklar görülmektedir. Örneğin kıtanın en fakir, en geri kalmış ülkelerinde ortalama yaşam süresi genelde 40-43 yıl civarındadır. (Malawi 39, Mozambik 40, Nijer 41), oysa refah seviyesi yüksek, beslenme, eğitim ve sağlık sisteminin daha gelişmiş ülkelerde ortalama yaşam süresi 70-75’e kadar yükselmektedir. Örneğin Libya’da 75 yıl, Reunion’da 74 yıl, Seyşeller’de ise 70 yıldır.
1950’lerde düşmeye başlayan ölüm oranı ( Hızlı nüfus artışının bir nedeni de budur), hala oldukça yüksektir (binde 14). Nijer, Malawi, Swaziland, Etiyopya gibi ülkelerde kıtanın en yüksek ölüm oranları ölçülmüştür ve bu fakir ülkelerde yıllık ortalama ölüm oranları binde 20 ile binde 25 arasında değişmektedir. Oysa Libya, Mısır, Cezayir, Fas ve Tunus gibi kuzey Afrika ülkelerinde ölüm oranları genelde binde 6-7 civarındadır. Afrika kıtası aynı zamanda çocuk ve bebek ölüm oranlarının da en yüksek olduğu kıtadır. Açlık, kıtlık, salgın hastalıkları, yetersiz beslenme ve kıt içme su kaynaklarına bağlı olarak, Mozambik, Gine ve Sierra Leone gibi ülkelerde bebek ölüm oranları binde 130’u aşmaktadır.
Afrikalı kadınların çocuklarını uzun süre ( üç yaşına kadar) emzirmelerine, dolayısıyla bu dönemde doğurganlığın kurumsal olarak daha düşük olmasına rağmen, kadın başına düşen çocuk sayısı altıya yükselmiştir. Dolayısıyla Afrika genç bir nüfusa sahiptir; dünyanın 15 yaşın altındaki nüfusun yüzde 45 oranını geçtiği 48 ülkesinden 31’i, Afrika ülkesidir. Bu durum, özellikle eğitim ve sağlık gibi konularda çözülmesi zor altyapı sorunları doğurmakta, pek çok Afrikalıyı bölge içi, bölge dışı ve ülke dışı göçe zorlamaktadır. Afrika tarihinde görülen en büyük göçler, özellikle Bantuların ve Pöllerin göçü, sömürgecilerin gelmesiyle durmuş, yerini bugün ekonomik koşulların zorlanmasıyla yapılan, mevsimlik veya temelli göçlere bırakmıştır. Bazı Magrib ülkelerinde bir ölçüde sonuç alınan aile planlaması programı, kadınlardaki okuryazarlık oranının erkeklerinkinin yarısı kadar olduğu Zenci Afrika’nın kırsal bölgelerinde başarılı olmamaktadır.
Afrika devletlerinin büyük kısmında, kırsal nüfus çoğunluktadır ve birçok yerde toplam nüfusun yüzde 75’ini aşar. Bu bölgeler, çok eskiden beri, Burkina Faso’da Mosiler, Nijer ve Nijerya’da Hausalar, Mali’de Dogonlar, Senegal’de Uoloflar ve Sererler, Etiyopya’da Amharalar, Kenya’da Kikuyular, Raunda ve Burundi’de Hutular gibi köylü toplulukların yaşadığı bölgelerdir. Kentsel nüfusun kırsal nüfustan fazla olduğu ülkelere örnek olarak Ekvator Ginesi, Cibuti, Zambiya, Tunus, Namibya, Libya ve Güney Afrika Cumhuriyeti gösterilebilir.
Ancak, nüfus patlaması ve tarım alanındaki yapısal kriz, gittikçe daha çok insanın kırsal kesimden şehirlere göç etmesine yol açmaktadır. Kahire ve Lagos (nüfusları 9 milyonu aşmıştır), bu göçler sonunda dünyanın en kalabalık metropollerinden ikisi haline gelmiştir. Kıtanın diğer büyük şehirleri, 4 milyonun üzerinde nüfusa sahip İskenderiye, Kinşasa ve Kazablanka’dır. Afrika kıtasında yer alan diğer büyük kentlere örnek olarak Cezayir, Abidijan, Hartım, Cape Town, Johannesburg, Dakar, İbadan, Addis-Abeba, Luanda, Dar-es-Selam, Maputo, Nairobi, Harare, Accra, Rabat, Durban, Kampala ve Tunus gösterilebilir. Afrika kıtasında kentsel nüfus oranı % 70’ten fazla olan ülkelere örnek olarak Libya, Cibuti, Reunion ve Gabon gösterilebilir. Kentsel nüfus oranı en düşük veya kırsal nüfus oranı en yüksek ülkelere önek olarak ta Raunda, Burundi, Uganda, Burkina Faso, Lesoto ve Eritre gösterilebilir. Bu saydığımız ülkelerden hiçbirinin kentsel nüfus oranı % 17’yi aşmamaktadır.
XXI.yy’ın ilk on yılında Afrika’da nüfusu 1 milyonu aşan 30 kadar şehir yer alıp, bunların birçoğunun nüfusu 10 milyonu da aşacaktır. Daha 1985’te 170 milyon olan kentsel nüfusun yüzyılın sonunda 370 milyona yükselmesi, yani yüzde 218 oranında artması beklenmektedir. Buna karşılık, son yirmi yıl içinde Afrika’nın dünya ticaretindeki payı, yüzde 50 oranında küçülmüştür. Demek ki kıtanın bir çok sorunu vardır ve bu sorunların nasıl çözümleneceğini şimdiden kestirmek imkansızdır. Kesin olan tek şey kıtada iklimin giderek kuraklaştığı, su sorununun gittikçe arttığı ve çölleşme olgusunun kaygı verici bir hızla yayıldığıdır.
9. AFRİKA KITASININ TARIMSAL ÖZELLİKLERİ

Afrika’da tarım alanları, iklim farklılıklarına bağlı olarak kesin çizgilere ayrılır. Sahel’in güneyinde kalan bölgelerde, ekim mevsimi yağmur mevsimine uygun düşen yumrulu bitkiler (manyok, yam, taro) ve tahıllar (kocadarı, darı) yetiştirilir. Mısır, patates ve yerfıstığı gibi Amerika kökenli bir bitki olan manyok, yağlı maddeler bakımından zengin olmakla birlikte, Afrikalıların başlıca kalori kaynağı haline gelmiştir. İhraç edilen belli başlı ürünler, Avrupalıların kıtaya getirdiği yerfıstığı ve pamuktur. Büyük Sahra’nın güneyinde, platolarda tarım yapılır, ormanlar yakılarak tarla açılır, yetiştirilen ürünler belli bir sırayla ekilir ve tarlalar bazen yirmi yıl boyunca nadasa bırakılır. Tropikal Afrika sınırında darı, kocadarı be mısır en yaygın tahıllardır. Toprak gübrelenmez, çünkü Kuzey Afrika hariç, tarım ve hayvancılık birlikte yapılmaz. Afrikalılar topraklarını, ağaçtan yapılmış küçük çapalarla işlerler. Bu çapanın Sahel’de kullanılan türünün, sapı daha uzundur. En çok kullanılan tarla açma yöntemi hala orman yakmadır.
Nüfus patlaması yüzünden köylü, daha fazla yiyecek üretmek, ektiği ürünlerin dönüşümünü hızlandırmak, dolayısıyla da nadas süresini kısaltmak, hatta toprağı nadasa hiç bırakmamak zorundadır. Bu arada tarla açma yöntemini aşırılığa vardırmakta, açtığı tarlaları gübrelememektedir. Platoların toprağı, üste yapılan ekimleri kaldıracak derinlikte değildir; yağmur ve rüzgar erozyona yol açtığından toprak çok kısa sürede kurumaktadır. Uluslar arası yardım programı çerçevesinde Sahel-Sudan bölgesindeki bazı devletler, 1980’li yıllarda, tarım sektöründe düzenlemeler yapmaya, sulama programları uygulamaya başlamışlardır. Güney Afrikalılar da tarımı geniş bir sulama sistemiyle desteklemeyi başarmışlardır.
Nemli tropikal bölgelerdeki ve Ekvator dolaylarındaki ülkelerde (Bu bölgelerde kurak mevsim ya çok kısadır yada hiç yoktur), geçim tipi tarım yanında (özellikle yumrulu bitkiler), plantasyon tarımı da gelişmiştir (muz, yağ palmiyesi, mango). Cote D’ıvorie (Fildişi Kıyısı), dünyanın bir numaralı kakao üreticisidir. Afrika’da bu ülkeyi Gana, Nijerya ve Kamerun izler; Fildişi Kıyısı ve Uganda kahve ihracatında ön sıralarda yer alır. Liberya, Nijerya, Fildişi Kıyısı ve Zaire kıtanın en çok doğal kauçuk üreten ülkelerindendir. Gine Körfezini çevreleyen ormanlık ülkeler, kontrplak yapımında kullanılan Okume ağacı gibi bazı orman kaynaklarını değerlendirir. Doğu Afrika’nın dağlık bölgelerinde (Etiyopya, Kenya, Raunda, Burundi), daha yoğun tarım biçimleri görülür. Bölge özelliklerine göre, ya tahıllar ya yumrulu bitkiler ön plandadır yada kahve (Etiyopya) veya çay plantasyonları (Kenya, Tanzanya, Mozambik, Burundi ve Raunda) önem kazanır. Bu ürünlerin yanı sıra genellikle muz da üretilir. Kaynatılarak kullanılan veya birası yapılan muz, yağışlı tropikal Afrika’nın önemli besin kaynağıdır.
Geçimlik tarımın yerini alan ticarete yönelik tarım, sömürgeleşmeyle birlikte ortaya çıkmıştır. Ancak bu iki tarım biçiminin bir arada devam ettiği durumlar da yok değildir: mesela yerfıstığı ve darı, Sahel bölgesinde birlikte ekilir. Yoğun tarım biçimlerinden bir olan sebzecilik, son zamanlarda özellikle büyük şehirlerin çevresinde hızlı bir gelişme göstermiş, bu şehirlerin domates, tatlı patates, fasulye ve soğan ihtiyacını karşılar hale gelmiştir. Bu gelişme ayrıca bazı ülkelerin turfanda sebze-meyve ihracatı yapmasına olanak sağlamıştır.
Afrika halkının büyük bölümünün geçimi tarıma dayanmaktadır. Ancak kıtada tarımsal faaliyetleri engelleyici, en azından ticari tarımı sınırlayıcı bir çok faktör bulunmaktadır. Örneğin, ekvatoral Afrika’da tropikal ormanlar ve şiddetli yağışlar, diğer sahalarda kuraklık tarımın güvenle yapılmasını engellemektedir. Bunun yanında modern tarım tekniklerinin uygulanmaması, tarımda makineleşme ve gübre kullanımındaki yetersizlik, hastalık, tarım zararlıları karşı mücadele güçlüğü, tarımsal ürünlerin pazarlanmasındaki zorluklar tarım ürünlerindeki verimi düşürmektedir. Kıtada genellikle bu olumsuz koşullar altında geçime yönelik tarımsal faaliyetler sürdürülmektedir. Üretilen başlıca ürünler çeşitli darı, pirinç, muz türleri, meyve, manyok, kökü yenen birçok bitkidir.
Kıtada muz, kakao, Hindistan cevizi, palmiye yağı, kahve, şeker ve pamuk üreten ticari çiftlikler ( plantasyonlar) kurulmuştur. Genel bir ifadeyle Afrika’da yetiştirilen tarım ürünleri nüfusu zor beslemektedir. Hatta kuraklığın olduğu yıllarda yiyecek sıkıntısı meydana gelmekte ve binlerce insan açlıktan ölmektedir. Bu nedenle sanayide olduğu gibi tarımsal üretim ve beslenmede de dışarıya bağımlılık söz konusudur.

Hayvancılık çok eskiden beri Sahel bölgesinde ve Doğu Afrika’da Pöller sığır (kıtanın en önemli hayvan varlığıdır) yetiştiriciliği ve çobanlık olarak yapılmaktadır. Büyük Sahra’daki Tuaregler ve Magribliler deve ve küçük baş hayvan yetiştirir. Doğu Afrika’daysa Masailer, Turkanalar ve Somalililer hayvancılıkla uğraşır. Art arda gelen kuraklıklar ve devletin hayvan yetiştiricilerini daha fazla denetim altında tutma eğilimi, bu göçebe çobanların yerleşik düzene geçerek tarımla da uğraşmaya başlamalarına neden olmaktadır.
Balıkçılık ürünleri bakımından, Afrika kıtası dünya üretiminin ancak % 4,3’ünü oluşturur. Güney Afrika Cumhuriyeti, Fas, Gana, Tanzanya, Senegal, Nijerya ve Uganda belli başlı balık üreticileridir. Açık deniz balıkçılığı, Atlantik kıyıları boyunca, Güney Yarıkürede Benguela ve Kuzeybatı Afrika’da Kanarya akıntılarının soğuk sularında yapılır. Buna karşılık, kıtanın doğu sahillerindeki daha sıcak sularda, balıkçılık çok daha az gelişmiştir. Ağaç kütüklerinden oyma kayıklarla yapılan geleneksel balıkçılıkla, soğutma depoları bulunan az sayıda modern balıkçı teknesiyle yapılan balıkçılık bir arada yürütülür. Bazı yerli milletler kıta içi balıkçılığında uzmanlaşmıştır(büyük nehirlerde ve göllerde); böylece avlanan balıklar yerel olarak tüketilir (daha çok kurutulmuş, tuzlanmış veya füme şeklinde).

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
engins
MODERATÖR
<marquee>MODERATÖR</marquee>


Kayıt: 29 Ağu 2007
Mesajlar: 1335

MesajTarih: Pzr Eyl 30, 2007 8:48 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

10. AFRİKA KITASININ SANAYİ, MADEN VE ENERJİ KAYNAKLARI

Afrika sanayinin pek gelişmediği, ülkeler arası ticari ilişkiler ile ulaşım ağlarının henüz çok yetersiz olduğu, az gelişmiş bir kıtadır. 1980-1990 arasında kıtanın hemen her yerinde yaşam düzeyinin düşmesine yol açan, dolayısıyla yoksulluğu arttıran bir ekonomik gerileme gözlenmektedir. Yalnızca Güney Afrika Cumhuriyeti ve bir ölçüde de Kuzey Afrika Devletleri sanayileşmiş Ülkelere olan bağlılıklarını sınırlayabilir durumdadır. Oysa Afrika devletlerinin en büyük sorunlarından biri bu dış bağımlılıktır. Bu devletlerin zenginliği, eğer yeterince varsa sahip oldukları madenlerin çıkarılmasına ve ya ihraç ettikleri tarım ürünlerinin bir bölümünün dönüştürülmesine dayanır.
Afrika hala, ‘’ Sömürgesi Zihniyetin’’ üretim sistemlerini çarpıtan etkilerini yaşamaktadır. Batı ülkelerinin dayatması ve savundukları yüksek sesle söylenen görüş: Sömürgeler, sömürgeci ülkelere hammadde sağlamalı, onlardan mamul ürünler satın almalı ve hiçbir şekilde rekabete yol açacak sanayiler geliştirmemelidirler.
Ekonomik sorunlar için önerilen çözümler çoğu zaman, Afrika ülkelerinin zaten dünyanın başlıca üreticileri olduğu hammaddelerin satışını önerir: bakır (Zambiya), kobalt (Zaire ve Zambiya; dünya üretiminin yarısından çoğu), elmas (Güney Afrika Cumhuriyeti, Zaire ve Botswana), boksit (Gine, 1991’de dünya üretiminin % 16’sı), uranyum (Namibya, Nijer ve Gabon), altın (Güney Afrika Cumhuriyeti, 1991’de dünya üretiminin % 30,2’si), gümüş, demir ve az bulunan diğer madenler. Afrika kıtası, dünyada üretilen ham petrolde % 9,5’lik (1992) bir paya sahiptir. Başlıca petrol üreticisi ülkeler Nijerya, Libya, Cezayir, Mısır ve Gabon’dur; Kamerun, Kongo ve Tunus da bu üretimin küçük bir bölümünü gerçekleştirir. Kıtanın en büyük doğal gaz üreticisi Cezayir’dir. Güney Afrika Cumhuriyeti, kıtanın en büyük sanayi ülkesidir: Afrika’da üretilen elektrikte % 70’lik, maden üretiminde % 40’lık payı vardır. Irkçı politikaların ortadan kalkması, bu ülkeyle komşuları arasında ki işbirliğinin artmasını, dolayısıyla bölgenin gelişmesini sağlamıştır.
Sanayinin GSYİH’deki Magrib ülkeleri ve Mısır’da % 20, Güney Afrika’da % 45’tir; oysa bu oran, Mali’de % 7,9’a ve Nijer’de % 4,1’e kadar düşer. Turizm, özellikle Mısır’da, GAC, Tunus’ta ve benzersiz parklara sahip Doğu Afrika’da (Kenya, Tanzanya) gelişme halindedir. Mauritius, Seyşeller ve Komor adalarında deniz turizmi büyük bir sıçrama yapmıştır.
Afrika, madencilik açısından önemli bir yere sahiptir. İlk çağlardan beri demirden çeşitli aletler ve altından ziynet eşyaları yapılmıştır. Günümüzde de dünya altın üretiminin yarıdan fazlası bu kıtaya aittir. Bakır, elmas ve manganez koloni döneminden beri işletilen önemli madenler arasındadır. Bağımsızlığını kazanan ülkelerde maden üretiminde önemli artışlar olmuştur. Nijerya, Libya ve Cezayir petrol ihraç eden ülkeler arasına girmiştir. Son yıllarda Güney Afrika Cumhuriyeti; taş kömürü, krom, altın ve değerli taşlar üretiminde adını duyurmuştur.
Afrika sanayileşme açısından geri durumdadır. Koloni döneminde yerel olarak sanayide gelişmeler meydana gelmiş ve buradan elde edilen hammaddelerin büyük bir bölümü Avrupa’da işlenmiştir. Afrika ülkeleri bağımsızlıklarını kazandığından beri fabrikaları çalıştırmak için yeterli sermayeye ve pazara sahip olmadıkları gibi uluslar arası standartta sanayi ürünü üretmemektedir. Bu nedenle, sanayileşmede gereken ilerlemeyi sağlayamamıştır. Ayrıca enerji üretimindeki yetersizlik, kalifiye işçi yetersizliği, ulaşım güçlüğü, Afrika’da üretilen sanayi ürünlerinin uluslar arası pazarlarda rekabet gücünü azaltmaktadır.

Afrika’da başlıca sanayi kolları gıda, petro-kimya, madencilik, tekstil ile çimento gibi taşa toprağa dayalı sanayidir. Kağıt hamuru, kağıt ve kereste üretimine yönelik sanayi tesisleri, bazı ülkelerde gelişme göstermiştir. Diğer sanayi kolları gelişme aşamasındadır. Zimbabwe’de çelik, Gana’da alüminyum, Nijerya ve Angola’da petrol üretimine bağlı olarak kimya sanayi gelişme sürecindedir. Kıtada zengin demir, uranyum, bakır, manganez, nikel, krom ve kobalt yatakları bulunur. Bu kaynaklara bağlı olarak bir çok sanayi kolu gelişme sürecine girmiştir. Özetle, son