Eğitim ve Öğretmen Forumu  Forum Ana Sayfa Eğitim ve Öğretmen Forumu

İlköğretim ve Lise
Günlük Ders planları,belgeler,programlar,zümre,sosyal kulüpler
rehberlik,ödev ve tezler,yazılı ve testler

 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

TÜRKİYENİN DIŞ POLİTİKASI

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Eğitim ve Öğretmen Forumu Forum Ana Sayfa -> COĞRAFYA ÖĞRETMENLERİ İÇİN
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
engins
MODERATÖR
<marquee>MODERATÖR</marquee>


Kayıt: 29 Ağu 2007
Mesajlar: 1335

MesajTarih: Pzr Eyl 30, 2007 8:36 am    Mesaj konusu: TÜRKİYENİN DIŞ POLİTİKASI Alıntıyla Cevap Gönder

TÜRKİYENİN DIŞ POLİTİKASI
"Kalk Yiğidim Yine Dağ Başını Duman Aldı"

Devletler okyanusta yol alan gemilere benzer: Ne tür hava şartları ile karşılaşacakları belli değildir. Ancak kendi koordinatını ve hedefini iyi tespit eden, gemisinin özelliklerini iyi değerlendiren, bir hedefi ve buna uygun rotası bulunan, iyi kaptanların idaresinde iyi yetişmiş mürettebata sahip olanların başarılı olmaları daha muhtemeldir. Tarihî tecrübe içinde yer aldığı koordinatları iyi okuyabilen devletlerin bunun karşılığını aldıklarını göstermektedir.

Gerek son yüzyılda yaşanan gelişmeler gerekse gelecekle ilgili projeksiyonlar dış politika sahasında alınacak kararlarda ve atılacak adımlarda bilgi dikkat ve koordinatları okuyabilme kabiliyetini tarihin hemen hiçbir döneminde olmadığı kadar elzem kılmaktadır. Dünya, karşılıklı bağımlılığın ve etkileşimin arttığı eski dengelerin ortadan kalktığı, ancak bunların yerine henüz yenilerinin tesis edilmediği dış politikada geleneksel araç ve imkânların nispi tesirlerinin değiştiği, denkleme yeni aktör ve araçların dâhil olduğu bir dönem içindedir.

Yaşanan değişimler Türkiye'nin dış politika anlayışında bu zamana kadar geçerli olan ilke ve önceliklerin gözden geçirilmesini gerektirmektedir. Kısaca ifade etmek gerekirse, Türkiye bu zamana kadar olduğu gibi reaksiyoner değil, aksiyoner bir dış politika anlayışına sahip olmalıdır. Haritaların değiştiği, sınırların yeniden çizildiği bir dünyada "yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesinin anlamı, çevremizde meydana gelen değişmelere kayıtsız kalmak olmamalıdır. Kayıtsız kalmamızın ya da statükoyu muhafaza etmeye gayret etmemizin millî menfaatlerimiz bakımından ne getirip ne götürdüğüne bakılmalıdır. "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi aynı zamanda aktif bir dış politikanın meşrulaştırma aracı olarak da kullanılabilir. Zaten millî menfaatlerini gerçekleştirmede başarılı olan ülkeler de buna benzer -demokrasi, insan hakları, barış, enerji nakil yollarının selâmeti, çevre koruma gibi- meşrulaştırma araçlarını kullanmaktadır.
Koordinatları Okuyabilmek

İdealleri olmayan bir devletin bekası tehlikededir. Çünkü. Dündar Taşer'in isabetle kaydettiği gibi "siyasî sınırlar imkânlarla ideallerin muhassalasıdır". İmkânların ve bu arada kısıtlılıkların tespiti ancak koordinatların doğru okunması ile mümkündür. Bir devletin kültürel, iktisadi, demografık, sosyal, tarihi, dini koordinatlarının okunmasına jeopolitik denir. Jeopolitik, dış politika denklemine millî güç, millî hedef ve tehditler arasında dengeyi temin edecek değerlerin dâhil edilmesidir. Sabit ve değişken unsurların, mekân, zaman ve kuvyetin en iyi biçimde terkibidir. Bir başka ifade ile tatbiki siyasi coğrafyadır (Doğanay/Atun 1994; Celerier 19631).

Jeopolitik günümüzde devletlerin millî hedeflerini gerçekleştirmeye yönelik faaliyetlerini meşrulaştırma araçlarından biri hâline gelmiştir. Bunun için, hepsi aynı sonuca, yani batının dünya hâkimiyetine hizmet eden kara hâkimiyeti (Mackinder), deniz hâkimiyeti (Alfred Mahan), hava hakimiyeti (Seveksky ve Duhet), kenar kuşak (Nicholos Spykman) teorilerî ortaya atılmıştır. Bu teorilerin teferruatı bir yana, hepsi de jeopolitik konumu gereği Türkiye'yi ve içinde yer aldığı coğrafyayı yakından ilgilendirir (Mütercimler 1997). Gerçekten de Türkiye dünya adasının hem menteşesi, hem bu menteşe üzerîne vurulan kilit ve hem de bu kilidin anahtarıdır (Îlhan 1993: 56). Bulunduğu geniş coğrafyada Türkiye'yi ilgilendirmeyen bir bölge sorunu düşünülemez (Aydın 1998: Dedeoğlu 1999). Türkiye'yi, batının gözündeki, yansıması ile tanımayı büyük bir iş zanneden bazıları bu teorilerde Türkiye'nin adının geçmesini -sanki bizim bir marifetimizmiş gibi- çok önemli görürler. Brzezinski, Fuller ve Lesser gibilerine atıfta bulunurlar. Oysa, politikalar millî menfaatler, millî hedefler, millî politikalar ve millî stratejiler sıralamasına göre tespit edilmeli, koordinatlar bizim zaviyemizden ve bizim değerlerimizle okunmalıdır.
Türkiye'nin geleceği buna bağlıdır.

Yeni bin yıla dünyadaki hâkim güçlerin kabul ettirmeye çalıştığı yeni illüzyonlarla giriyoruz. Dünya toplumunun ortaya çıkması, yeni dünya düzeni, küreselleşme, serbest ticaret, dünyanın tek bir pazar hâline gelmesi, millî devletlerin öneminin kaybolması, başkalarının aleyhine olan menfaatlerin eskiden olduğu gibi kolayca gerçekleştirilemeyeceği, dünya barışı, dünyanın her tarafında insan hakları ve demokrasinin hâkim olması... bu illüzyonlardan ilk anda akla gelenleridir. Yeni bin yılda jeopolitiğin önemini kaybettiği iddia ediliyor. Bu iddia, süper güçler dışındaki ülkelerin iddiasız olması ve iddiasız kalması için bir yutturmacadan ibaret. Çünkü bu iddiayı yayan ülkeler, jeopolitik analizler konusunda büyük gayret ve masraflardan hiç vazgeçmiyor. Toprak üzerinde rekabet, hâlâ dünya olaylarına damgasını vurmaya devam ediyor. Statü ve gücün en önemli belirleyicileri toprak. nüfus ve diğer jeopolitik unsurlardır (Favro 1998: 181 ; Toal 1999).

Jeopolitik kavramı, jeoekonomi (Köni 1999), jeokültür (Mac Laughlin 1994) ve beşeri sermaye kavramlarıyla birlikte kullanılıyor. Çünkü, bunlar olmadan jeopolitiğin başarılı olması imkânsızdır. Ekonomi ve kültür devletlerarası münasebetleri "sıfır toplamlı bir oyun" olmaktan çıkarır (Gray 1996). Kültür sosyal ekonomik- politik ve askerî değerlerin yeşerdiği onam olması hasebiyle bilhassa önemlidir. Osmanlının genişlemesi ve kalıcı olması, temsil ettiği jeokültüre -adalet, hoşgörü ve hakkaniyet- dayanır. Türkiye Cumhuriyeti'nin içinde yer aldığı coğrafi yada bütün hesapları alt üst eden bir varlık ortaya koyması ve gelişme göstermesinin sebebi de temsil ettiği kültürdür.

Dünyada Değişenler ve Değişmeyenler

Üçüncü bine girerken dünyanın çok önemli değişim ve dönüşümler geçirdiği kabul edilmekte ve bunu ifade için yeni dünya düzeni, medeniyetler savaşı, tarihin sonu küreselleşme, tek kutuplu dünya, dünya toplumu, multikültürel yapılanmalar gibi kavramlar kullanılmaktadır. Hemen belirtelim ki, bu kavramların hepsi birer meşrulaştırma vasıtasıdır. Kavramları oluşturma, gündemi ve soruları belirleme imkânına sahip olan devletlerin menfaatlerine hizmet ederler. Uygulamadaki çifte standartlar ustalıkla kamuoyunun gözünden kaçırılır. Türkiye gibi ülkelerde kamuoyu, aydınlar ve hükümet yetkilileri bu kavramların büyüsü ile hipnotize edilerek, bu kavramların millî menfaatleri engellemesi temin edilir.

Muhakkak ki, her şey olduğu gibi kalmamış, aksine önemli değişim ve dönüşümler yaşanmıştır ve yaşanmaya devam etmektedir (Kaiser 1990: Seitz 1991). Bu değişim ve dönüşümler bakımından bir milât tespit etmek gerekirse; dünya için 1991 yılını, Türkiye için ise 1989'da başlayıp 1997'de neticelenen bir zaman aralığını kabul etmek uygun olacaktır (Arat 1998: 29).

Bu milâtlara biraz daha yakından bakıldığında şunlar görülüyor:

İkinci Sanayi Devrimi: Sanayi devrimi 200 yıl önce İngiltere'de başladı. İlk safhasında, kömürü insanlığın hizmetine sokup kas gücünün yerine makineleri ikame etti. Kendisine ayak uyduramayan Osmanlı, Çin ve Hindistan'ı fakir bırakırken, İngiltere'yi dünyanın efendisi yaptı. Bu devir, 100 yıl sonra yani 1880'lerden itibaren ikinci safhasına girdi. Elektronik, kimya, otomobil, petrol endüstrileri ortaya çıktı. Bu safhanın öncüsü artık İngiltere değil. Almanya ve Amerika idi. Daha sonra bunlara Japonya dahil oldu.

Yine yüz yıl sonra, 1980'lerden itibaren, dünya yeni bir teknolojik devrim yaşamaya başladı. Bunu sanayi devriminin bir safhası olarak değil de ikinci sanayi devrimi olarak isimlendirmek daha doğru olacaktır. Çünkü, bu devrim beşeriyeti ekonomi, toplum, politika, kültür ve fert bazında ilkinden daha fazla etkilemektedir. Birinci Sanayi Devriminin temel niteliği insanın beden gücünü makine gücü ile ikame etmesiydi. İkinci Sanayi Devriminin temel özelliği ise araştırma ve üretimde insanın entelektüel/zihnî kabiliyetlerini bilgisayar ve bilgisayar yönetimindeki otomasyonlarla tamamlaması ve rutin işlerde ikame etmesidir. Bu devirle birlikte, ekonomik büyüme artık fosil enerji ve tabiî kaynaklar tüketimine bağımlı olmaktan çıkmaktadır (Seitz 1990: 247-248). İstihdam, gelir dağılımı, tabiî kaynaklar, üretim ve tüketim üzerinde çok ciddî etkiler söz konusudur.

Değişim altı yeni teknoloji ve endüstri tarafından sürükleniyor ve belirleniyor: Bunlar:

l. Enformasyon Endüstrisi: Bu alanda yedi alt endüstri hızla bir bütünlüğe doğru gelişmektedir: Yarı iletkenler, bilgisayar, eğlenme-dinlenme elektroniği, telekomünikasyon, endüstri otomasyonu, otomobil elektroniği, tıbbi elektronik.

2. Biyoendüstri: Bunun merkezinde gen teknolojisi yer almaktadır. Tıp, ilâç, kimya, ziraî üretim, madencilik ve petrol endüstrileri mahiyet değiştirmekte, elektronik endüstrisine biyo-çip, biyo-sensor gibi yeni ürünler dâhil edilmektedir.
3. Yeni Madenler Endüstrisi: Yüksek performanslı (polikarbon, aramit, polvemit gibi) sun'î maddeler, yeni saf keramikler, yüksek perforınanslı camların endüstrisidir. Tabiî maddeler çağını yapay maddeler çağı takip etmektedir.

4. Yeni Bir Enerji Sistemi: Sınırlı ve çevreyi tahrip eden fosil enerji kaynakları gelecek 50 yıl içinde gittikçe artan oranda yenilenebilir ve çevre dostu enerji kaynakları ile ikame edilecektir: Güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi, jeotermik enerji, nükleer füzyon enerjisi. Enerji yeni dönem de en önemli konulardan birisi olmaya devam edecektir.

5. Uzay Teknolojisi: 3.000'den fazla uydu vardır. Askeri uydular Irak savaşı ve Kosova'da olduğu gibi, hem savaş idaresinde hem de silâhlanma kontrolünde kullanılmaktadır.

6. Çevre Teknolojisi: Çevre bilinci ve buna dayalı yeni teknolojiler, uluslar arası kurumların da zorlamalarıyla gelecekte hayati bir konum kazanacaktır (Tolba 1990: 60-63)

Bundan sonra, sadece toprak ve maddî kaynaklara değil, bunlarla birlikte fikir ve teknolojiye sahip olan ülkeler lider ülke olabilecektir (Brezinski 1997: 1998). Bu husus Türkiye'nin yeni jeopolitik konumu bakımından en hayatî konulardan biridir. Çünkü, yeni devir Türkiye'nin bu zamana kadar mustarip olduğu kıtlıkların (doğal kaynaklar, ham madde, büyük sanayi tesisleri önemini azaltırken, fazlasıyla sahip olduğu (beşeri sermaye, jeopolitik, jeo-kültürel konum) hususları ön plana çıkarmaktadır. Türkiye demografık ve coğrafi yapısı itibarıyla bu treni kaçıramayacak özelliklere sahiptir.

Tarih tekerür mü ediyor ya da 19l4 öncesine mi dönülüyor? Tarihe bakıldığında, determinist ve doğrusal tarih anlayışının hemen her zaman yanıldığı görülür. Tarih horizontal bir biçimde ilerler. Tarihin herhangi bir anında geriye doğru bir şakül uzatıldığında, o anın iz düşümü olan devirler bulunabilir. Ancak bu asla "tarih tekerrürden ibarettir'' demek değildir. Çünkü horizon sürekli açılmakta ve yükselmektedir. Hiçbir olay aynen tekrarlanmaz. Bu anlayış, tarihin değerini artırır. Çünkü, gelecekle ilgili alınacak tavırlarda, sadece hâlin şartlarını değil geçmişi de dikkate almayı sağlar.
Bazıları dünyanın 1914 öncesine geri döndüğü kanaatindedir. Bu iddia haksız da değildir. Gerçekten de durum 1914 öncesini hatırlatmaktadır: Devletler sistemi çok merkezlidir. İki kutuplu hiyerarşik yapılanma sona ermiştir. 185 civarında bağımsız devlet vardır. Çin dışında ideolojiler devri sona ermektedir (Hermann-Pillath 1998). ABD ekonomik olarak 1914 öncesi hâline dönmektedir. Ekonomik güçlerin sayısı artmaktadır. Bu ekonomik güçler dünya üzerine yayılmaktadır. Nükleer tehdidin sona ermesiyle birlikte, klâsik (konvensiyonel) savaş araçları tekrar önem kazanmaktadır. Avrupa'da etnik milliyetçilik tekrar hortlamakta ve büyük güçleri tehdit etmektedir. Etnik çatışmalar yaygınlaşmaktadır. Dünya, tarihin en büyük göç hareketlerine şahit olmaktadır. Liberalizm ve serbest ticaret ideolojisi, XIX. yüzyılı andırır biçimde tekrar yükselmektedir. Teknoloji ve tabiî bilimler alanında büyük ilerlemelere rağmen, sosyal ve ahlâki sahada gerilemeler söz konusudur. XIX. yüzyılın sonunda kültürel ve manevi çöküşü, güçsüzlüğü vurgulamak için kullanılan fin de siecle (yüzyılın-çağın sonu) hâli söz konusudur. Hatta, dünya düzeni ile ilgili 1914 öncesinde getirilen teklifler bile bugüne benzemektedir. Meselâ, Makedonya meselesinin Birinci Dünya Savaşı öncesindeki ittifakları (Rusya, Yunanistan ve Sırbistan karşısında Türkiye, Arnavutluk ve Bulgaristan) ve sonuçları (Balkan Savaşı) tekrar gündeme getirme tehlikesi vardır (Bildt 1997: 5-Cool. Batılı yazarlar gelişmeleri 19. yüzyıl Avusturya-Macaristan ve Osmanlı dengelerine geri dönüş olarak değerlendirmektedir. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu rolünü Almanya açıkça üstlenmektedir. Tuna nüfuz bölgesi oluşturmakta ve Balkanlara inmektedir. Hırvatistan ve Slovenya'nın doğum ebeliğini ve dünyaya tanıtımını Almanya yapmıştır (Staack 1993). Türkiye'de hâlen yaşanan tartışmalar (merkeziyetçilik, ademi merkeziyetçilik, demokrasi vb.), dayatmalar (insan hakları, azınlıklar vb.) ve gündem maddelerî (enerji nakil hatları, Katkaslar vb.) ile 1914 öncesi arasında da garip bir benzerlik vardır.

Yeni dönemin 1914 öncesine benzemeyen yönleri de var: Avrupa attık belirleyici değildir. Gücün dağılımı daha karmaşık ve çok yönlüdür. Doğu-Batı gerginliğinin yerini kuzey-güney gerginliği almaktadır. Dış politikada yeni aktörler söz konusudur. Başta ABD olmak üzere geçmişin tecrübeleri vardır. Dünya yoğun biçimde karşılıklı bağımlılık içine girmiştir (Arık 1995). Jeopolitik bakımdan, artık birbirinden bağımsız bölge politikaları değil, birbirlerini etkileyen ve belirleyen bölgeler arası etkileşim stratejileri ön plâna çıkmaktadır (Davudoğlu 1998: 36).

Neticede bir kere daha güç dengeleri değişmektedir. Güç dengelerinin değişimi tarihte hep önemli değişikliklere ve çoğunlukla savaşlara yol açmıştır. Yeni güç dengeleri, hem geçmişte yaşanan hem de bundan sonra yaşanacak değişimlerîn bir sonucu olacaktır.

(Ekonomik) imparatorluklar devri: Dünya üzerinde ekonomik bütünleşmeler yaygınlaşmaktadır. AB, NAFTA, ASEAN, APEC, KEİT, ECO gibi örgütlenmelerle ekonomik ölçek büyütülmektedir. Rusya'nın bulunduğu Avrasyajeopolitik bölgesi NAFTA, AB, ASEAN gibi jeo-ekonomik alanlarla kuşatılmıştır (Pohl 1998; To 1997). Jeo-ekonomik birleşmelerî Güney Amerika'da Latin Amerîka Pazarı (LATA), Karayipler bölgesinde CARICOOM, Batı Afrika Devletlerî Ekonomik Topluluğu, Güney Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu, Güney Asya Bölgesel İşbirliği Konseyi gibi kuruluşlar izlemektedir. Hatta bunlar arasında yer alan AB devletler üstü, yani supranasyonal bir organizasyon olarak çağdaş imparatorluk kavramını hatırlatmaktadır. Victor Hugo'nun 1849'daki Avrupa Birleşik Devletleri hayali gerçek olmak üzeredir. AB sahip olduğu handikaplara rağmen, gelmiş olduğu yer ve ileriye yönelik hedefleri itibariyle Atlantik İttifakını tehdit potansiyeline sahiptir. Müşterek para birimine (Euro) geçiş, Doların hakimiyetini tehdit etmektedir. Bu birlik, Atlantik bağlılığını kırabilir ve ABD'yi izolasyona sürükleyebilir (Czempiel 1999). ABD ile Avrupa arasında soğuk savaş sırasında hâkim olan temelde iş birliği, yüzeyde ihtilâf durumu tersine dönmüştür. Avrupa'da soğuk savaş döneminin birbirini ve ABD'yi anlayan hükümetleri ve liderleri değişmektedir: İngiltere, Fransa. Almanya ve İtalya'da NATO ve ABD konusunda farklı söylemlere sahip hükümetler iş başına gelmiştir.
Meşrutiyeti sorgulanan devletler arası kurumlar: Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, IMF, Dünya Ticaret Örgütü gibi devletler arası kurumların meşruiyetleri sorgulanmaya başlanmıştır. Bu kurumların karar alma mekanizmaları demokratik meşruiyetten mahrumdur. Bunların tek meşruiyet kaynakları finansmanlarını da sağlayan ABD'nin gücü gibidir. İki kutuplu dünya düzenine göre dizayn edilen bu kurumların, millî devletlerin hareket alanlarını daraltma teşebbüslerîne gittikçe artan biçimde muhalefet edilmektedir (Newsom 1999). Hatta bu muhalefetin boyutu bazen -son Güneydoğu Asya krizinden sonra görüldüğü gibi- bu kurum temsilcilerinin kabul edilmemesi noktasına kadar varmaktadır.

Hatt-ı müdafaadan sathı müdafaaya geçen NATO: Ayakta kalan tek askeri pakt olan NATO Avrupa'da doğuya doğru genişlemektedir (Calleo 1993). 1999 yılında Katolik Doğu, Avrupa ülkeleri Polonya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti NATO'ya dâhil olmuştur. Barış için ortaklık gibi usullerle. çok sayıda Balkan ve Kafkas ülkesi NATO faaliyetlerîne dâhil edilmiştir. NATO aynı zamanda ekonomik ve siyasî bir organizasyon hâline getirilmek istenmektedir. NATO da ekonomik menfaatler temelinde, hâttı müdafaadan sathı müdafaa durumuna geçmiştir (Kamp 1999: Link, 1999).

BAB, NATO'nun sonu mu? Avrupa kendi güvenliği için BAB'ı (Batı Avrupa Birliği) devreye sokmak istemektedir. BAB şimdilik NATO içindedir, lojistik ve teçhizat desteği NATO tarafından sağlanmaktadır. Amerika'nın en üstteki yeri korunmuştur. Bu durum ABD'nin hegemonik özelliğinin (Kagan 1993: Czempiel 1997) ve NATO'nun dünya çapında kullanılabilir hâle getirilmesi yoluyla global hegemonya politikasının devamı anlamına gelmektedir. Ancak ABD'nin gelecekte yeterli güce ulaştığına inandığı zaman BAB'nin NATO'nun yerine ikame etmeye çalışması mümkündür. Fransa bu konuda oldukça istekli, hatta sabırsızdır. Türkiye BAB'a tam üye değildir (Karaosmanoğlu 1999). Bu durum güvenlik bakımından ciddi bir belirsizlikle karşı karşıya olmak demektir. Çünkü, Türkiye -Norveç ile birlikte- soğuk savaş sonrasında kanat ülkesi konumundan cephe ülkesi konumuna geçmiştir.

AGİT'e (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilâtı) işlerlik kazandırılmaya çalışılmaktadır. Washineton ise AGİT'i asgari seviyede tutmak istemektedir: AGİT çatışmaların ortaya çıkmasını engellemeye ya da çatışmaları çözmeye çalışmalı, demokratik müesseselerî ve insan haklarını savunmalı ve çevre korumasına katkıda bulunmalı, ciddî yaptırımlar uygulama imkânına sahip olmamalıdır (Gasteyger 1996: 26; Rühle 1997).
Dünya jandarması ABD: ABD soğuk savaş sonrasının görünür tek süper gücüdür. ABD'nin bu hegemonik yapısı kabul görmekte, hatta çoğu zaman arzu edilmektedir. Ne var ki güç iddiası pahalıdır ve rakipler oluşturur (The Economist 1998). Her hegemonya kendi yıkımını da içinde barındırır. ABD bunu 1943'te farketmiş ve bunun için dünyayı yönetme siyasetini geleneksel tek devlet biçimine değil, uluslararası organizasyonların yönetimine kaydırmıştır. ABD jeopolitiğini ekonomik menfaatlere ve demokrasi müdafaasına dayandırmaktadır (Talbott 1994). ABD'nin yeni dönemdeki hedefi, jeopolitik çoğulculuk yoluyla dünyada hiçbir gücün tek başına belirleyici olmamasıdır. Ayrıca enerji nakil yollarının güvenliği ya da insan hakları gibi meşrulaştırma araçlarını kullanarak Türkiye'nin içinde yer aldığı jeopolitik alanda etkinliğini artırmaktadır.

Yeniden birleşen ve yeniden güçlenen Almanya: Avrupa'da Almanya ve Fransa'nın başını çektiği ABD'den bağımsız bir güç olma politikası tatbik edilmeye çalışılmaktadır. Bu iki ülkenin geçmişte olduğu gibi yine Rusya'yı oyuna dâhil etmeleri mümkündür. Ticaret ve ekonomik nüfuz bölgeleri hakkında mücadele aşikâr hâle gelmiştir. Almanya eski korkuları depreştiren bir güç olarak ortaya çıkmış (Walter 1997; 55-5Cool İkinci Dünya Savaşı öncesi sınırların yeniden çizilmesinde başarılı olmuştur. Türkiye'nin jeopolitik çıkarlarını ilgilendiren alanlarla ilgili önemli niyet ve faaliyetlerî vardır (Aras 1996). Orta Avrupa'dan Türkiye üzerinden Irak'a ve oradan Suudî Arabistan yarımadasına ve doğu istikametinde İran üzerinden Orta Asya cumhuriyetlerine ve oradan da büyük Çin pazarlarına uzanan hızlı demiryolu gibi projeleri vardır (Krech 1998: 14; 1999: 1Cool. Başta eski Sovyetler Birliği ülkeleri olmak üzere, millî menfaatlerimizi ilgilendiren her yerde karşımıza Almanya rekabeti çıkmaktadır.

Üç önemli boşluk: Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu daimi ve yoğun gerilim ve çatışma mekânları hâline gelmiştir. Dağılan Sovyetler Birliği'nin çevresinde üç önemli boşluk oluşmuştur: Doğu Avrupa, Ortadoğu ile Orta Asya ve Kafkaslar... Bunlardan ilkini Avrupa doldurmaya çalışmakta, ancak sorunlar da devam etmektedir. Orta Asya'daki boşluğu BDT ve ECO (Türkiye, İran, Pakistan, Afganistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve Azerbaycan) doldurma gayretindedir. Üçüncü bölgede ise belirsizlik ve arayış sürmektedir.

Rusya ve negatif etkinlik politikası: Yeni dönemin bir önemli özelliği de negatif etkinliğin eskiye nazaran daha kolay hâle gelmesidir: ülkeler kendi istediklerini yaptıramasalar bile, başka ülkelerin yapmak istediklerîni engelleyebilmektedir. Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra güçsüz kalan Rusya da negatif etkinliğini devam ettirmektedir (Sallnov 1994; Brown 1995; Kerr,1995; Mletschin 1997). Rusya, yakın coğrafyası içinde işlerî bozmakta oldukça kabiliyetlidir (Houbert 1997). Kosova, Doğu Avrupa ülkelerinin NATO'ya girişinin engellenmesi Transdinyester-Moldavya, Ukrayna-Kırım-Karadeniz fılosu, Abhazya-Gürcistan, Çeçenistan, Karabağ, AKKA tavanlarının tek taraflı değiştirilmesi, yakın-arka bahçe politikası, BDT sınır koruması,çifte vatandaşlık baskıları, Tacikistan, Hazar ve Boğazlar konusunda statü tartışmaları vb. hususları etkinliğini sürdürmek için kullanmaktadır. Rusya'nın Stalin zamanında yaptığı etnik etkisizleştirme politikası, yakın gelecekte en büyük başarısı olacak gibidir (Maader-Metcalf 1997); Karabağ Abaza-Oset, İnguş-Oset, Çeçenistan, Moldavya (Dinyester), Tacikistan... Rusya'nın bu anlaşmazlıklar konusunda takip ettiği politikalarda farklılıklar kadar müşterekler söz konusudur: Etnik toprak taleplerinde birbirine düşürme, çatışma sebeplerini bizzat oluşturma, çatışmayı şiddetlendirme, çatışmaları kendi askeri ve ekonomik menfaatleri için fırsat hâline getirme, ekonomik baskı uygulama, çözüm için genellikle askeri tedbirlere müracaat etme, kısa süreli ateşkes olsa da çatışmayı sürdürme... Bu siyaset, kısaca anlaşmazlıkların halli konusunda monopol tesisi olarak isimlendirilebilir. Eski Sovyetler Birliği'nin yeniden diriltilmesi imkânsız gözükür iken, bir Slav birliği sorusu anlam kazanmaktadır. Bu fıkir önce 1990 yılında Alexander Soljenitsin tarafından ortaya atılmıştı. 1991 Aralık ayında da zamanın Rusya, Ukrayna ve Beyaz Rusya liderlerî tarafından uygulamaya geçirilmek istendi. Rusya'nın yakın dönem geleceği iç güvenliğine bağlı olacaktır. Rusya, entegrasyonu değil hegemonyayı, iş birliğini eğil, çatışmayı tercih etmektedir.

Denklemdeki "büyük X" Çin: Çin yeni binyılın yeni süper gücü olma potansiyeline sahiptir (Kreft 1997). Doğu ile ilgili hesaplarda tekrar "büyük X" hâline gelmiştir. Sahip olduğu büyük nüfus gücü, bölge ile ilgili niyetleri ve baskı altında tuttuğu Türkler ve diğer milletler Çin'i hemen bütün denklemlere dâhil edecek gibidir.

Yeni bir çağ açılımı zarureti: Netice olarak dünyada, bloklaşmalar, serbest ticaret, üretimin yapısında değişmeler gibi ekonomik; Varşova Paktı'nın dağılması. NATO'nun yeni konumu gibi askeri: sınırların değişmesi, yeni devletlerîn ortaya çıkması, dış politika usul ve araçlarında değişim gibi siyasi, yeni güç dengelerinin oluşmasıyla jeapolitik; enerji, kimya, biyoloji, iletişim, ulaşım, sentetik maddeler, uzay gibi alanlarda teknolojik; istihdam, gelir dağılımı, nüfus, şiddet, ferdiyetçilik, sosyal bağlar ve sosyal kurumların durumu gibi alanlarda sosyal: tertipleşme, küreselleşme, fundamentalizm gibi kültürel pek çok değişim ve dönüşüm yaşanmaktadır. Bu değişim ve dönüşümler, beşeriyetin bütünü için ihtiyaçlara cevap verecek yeni bir medeniyet anlayışını gündeme getirmektedir.
ödevsitesi

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
engins
MODERATÖR
<marquee>MODERATÖR</marquee>


Kayıt: 29 Ağu 2007
Mesajlar: 1335

MesajTarih: Pzr Eyl 30, 2007 8:37 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Gönder

Dönüşüm Sonrası Türkiye ve Jeopolitiği

Türk milleti, sadece bulunduğu coğrafyada değil, dünyada da sayısı bir elin parmağı kadar az milletten biridir. Türkiye jeopolitik konumu ve değişken unsurlardaki durumu itibarıyla en azından bir bölge gücüdür. Yeni jeopolitik ortam Türkiye'nin bölge güvenliği bakımından daha elverişsiz şartlara yol açmıştır. Türkiye'nin jeopolitik konumu, Avrupa ve ABD tarafından eskiden olduğu gibi paralel biçimde algılanmamaktadır. Bu hem bir şans hem de bir risk unsurudur.

Türkiye soğuk savaş sonrasında ortaya çıkan üç jeopolitik boşluk bölgesinin ortasındadır. Bu bölgelerîn temel özelliklerinden birisi çok kültürlü olmaları, sınırların çoğunun etnik ve kültürel sınırlarla örtüşmemesidir. Bu bölgelerdeki boşluklardan istifade etmeye yönelik mücadeleler sürmektedir.

Avrasya: Avrasya bölgesinin yerli aktörlerî Rusya, İran ve Türkiye'dir. Rusya ve İran arasında çok güçlü bir Moskova-Tahran ekseni kurulmuştur. Rus dış işleri bakan yardımcısının beyanıyla "500 yıldan berî böylesine ilişki geliştirilmemişti." İran, körfezde en iyi jeo-stratejik duruma sahip olan ülkedir. Bu durumunu iyi değerlendirmektedir. Türkiye'nin bölge ile ilgili olarak 3.000'den fazla Türk firması dışında henüz kayda değer bir Faaliyeti yoktur (Genelkurmay 1993: 247-253). 1992'de başlatılan 10 bin öğrenci ve 34 harflik ortak alfabe projelerinde başarılı olunamamıştır. Sadece, Azerbaycan ve Türkmenistan Lâtin alfabesine geçmiştir.

1977'de Türkiye, İran, Pakistan tarafından kurulan Ekonomik İşbirliği Teşkilâtına (ECO), 1992'de Afganistan, Azerbaycan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Tacikistan, Kazakistan dâhil olmuştur (KKTC ekonomik, kültürel ve teknik çalışmalara katılabiliyor). Coğrafi bakımdan olumsuz, ancak siyasi ve -kültürel bakımlardan olumlu şartlara sahip bu teşkilât içinde etkinlik maalesef İran'dadır. Geliştirilen projelerle ilgili anlaşmalar onay için TBMM'de beklemektedir.

Balkanlar: Balkanlar'ın siyasî coğrafyası, fiziki coğrafyasından çok daha geniştir. Hiçbir yerli halkın olmadığı bölge sadece etnik değil, mezhep, din ve kültür bakımından da karmakarışıktır. Devlet geleneğinden mahrum olan Balkan ülkeleri (Pearson 1992: Hatschikian 1999) gelişmeler karşısında beklenmedik, tutarsız tavırlar alabilmektedir. Çünkü bu ülke halkları henüz millet, devlet kuran millet olamamışlardır. Bu ülkelerîn kendileri ve bölge için tehlike olmamaları büyük ölçüde Türkiye'ye bağlıdır. Oysa Türkiye Balkanları 1955'ten sonra siyasî hafızasından silmişti (Kahramanyol 1995).

Rusya'nın Balkan politikası hâlâ Çarlık dönemi ve komünist devirde geçerli olan geleneksel kalıplara göre yürütülmektedir. Moskova'nın yeni askerî doktrininde Balkanlar, "bilhassa stratejik menfaatler" olarak tanımlanmaktadır. Slav birliği, petrol ve doğal gaz gibi bağımlılık oluşturma araçlarını kullanmakta, Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesimi ile stratejik işbirliği kurmaktadır. Bu "bilhassa stratejik menfaatlerini" gerçekleştirmek için, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyindeki konumundan da yararlanmaktadır. Başta Almanya ve Fransa olmak üzere Avrupa ülkeleri eski bölgede önemli mesafeler almıştır. ABD de NATO'yu kullanarak bölgenin şerifi rolünü oynamaktadır. Türkiye'nin jeopolitik konumu bilhassa Bulgaristan ve Romanya ile olan iyi münasebetlerini korumayı ve diğer ülkeleri de kapsayacak biçimde geliştirmeyi gerektirmektedir.

Karadeniz Ekonomik İş Birliği Teşkilâtı: Türkiye'nin yeni dönemle ilgili aldığı inisiyatiflerden birisi Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilâtıdır (KEİT). 25 Haziran 1992'de kurulan bu teşkilâtın 11 üyesinin hemen hepsi birbirleri ile ihtilâflıdır.

Mesela, Kosova hadisesinde Bulgaristan yardım malzemesi götüren Türk uçaklarına hava sahasını kapamış. Makedonya mülteci kabulünü durdurmuştur.

Kısaca ilk akla gelen sorunlara işaret etmek gerekirse: Arnavutluk'un Yunanistan ve Sırbistan ile sorunları; Azerbaycan'ın Ermenistan'la Karabağ sorunu, Gurcistan ile sınır ihtilafı, Ermensitan'ın Gurcistan içindeki Ermeniler ve Caviti bölgesinde sınır ihtilali sorunu: Gürcistan'ın bağımsızlık peşinde.

Teşkilâtın gelişebilmesi, üye ülkelere bu iş birliği olmadığında gerçekleşmeyecek menfaatler sağlamasına bağlıdır. Türkiye'nin böyle bir sürecin lokomotifı olması mümkündür. Bu ülkelerîn çoğunda henüz piyasa ekonomisine geçiş tamamlanmamıştır. Uluslararası sözleşmelere taraf olabilecek, taahhütler yüklenebilecek güveni kazanmış bürokrasi yoktur. Bu bakımdan öncelikle, telekomünikasyon, enerji, alt yapı ve doğal kaynaklar konusunda ekonomik iş birliği anlamlı gözükmektedir. Bu da bölgenin entegrasyonunda özel sektörü önemli hale getirmektedir.

Ortadoğu: Üç kıtanın düğüm noktası, üç büyük dinin anavatanı, ulaşım ağı merkezi ve enerji deposu (petrolün yaklaşık % 60'ı) niteliklerini haiz olan Ortadoğu dünyanın jeopolitik olarak en önemli noktasıdır. Sahip olduğu petrol ve sahip olmadığı su7 sebebiyle çalışmalara gebedir. Bölge ülkelerî (İsrail dışında) gelişmemiş ülkeler olup, diğer ülkelere bağımlıdır. Sun'î bölünmeler ve meşruiyetten mahrum idareler istikrarı tehdit etmektedir. Sınırların değişmesi muhtemeldir. Türkiye aktif tarafsızlıktan aktif ve müdahil taraf olma stratejisine (Bağcı 1998) geçememiş, su sorunu, terör ve petrol boru hâtları gibi faktörleri dikkate alan, uzun vadeli bir analizler yapamamıştır.

Ortadoğu'nun önemli özelliklerinden birisi, bölgede atılacak en küçük bir adımın bölgenin tamamında, hâtta bazen bölge dışında etkilere yol açmasıdır. Bu husus İsrail-ABD-Türkiye ekseni (Pipes 1997; Tirman 1998) için bilhassa geçeğidir. ABD'deki Ermeni ve Yunan lobilerinin etkisini kıran, bölgede caydırıcılık unsuru olan, Türk ordusunun modernizasyonu bakımından avantajlar sağlayan bu eksen öncelikle hem Türkiye hem de İsrail bakımından sıkıntıya neden olabilecek potansiyele sahiptir.

Birbiriyle etkileşim ve bağımlılık içinde olan jeopolitik hatlar söz konusudur (Tikenci 1996). Bunlardan birisi Bizans-Sasani, Bizans-Selçuklu ve Osmanlı-İran ilişkilerindeki çelişkilerîn ve karşılıklı bağımlılığın yeni bir nitelik ile tekrar sahneye çıktığı Kafkaslar-Ortadoğu hattıdır. Bir diğeri, Balkanlar-Ortadoğu hattıdır. Diğer bir jeopolitik hat ise Balkanlar-Kafkaslar hatadır. Bu iki bölge etnik, kültürel yapıları itibariyle birbirine benzemektedir. Rusya her iki bölge üzerinde de etkinliğini devanı ettirmek istemektedir. Her iki bölgede de yüzleri Ankara'ya dönük insanlar vardır. Bu bölgelerden birinde atılacak bir adıma, diğer bölgedeki rakipler Rusya ya da İran- tarafından karşılık verilmesi beklenmelidir. Bu bakımdan bu bölgeleri ilgilendiren her politika stratejik bir bütünlük içinde ele alınmalı, sadece bölgede yer alan rakipleri dikkate almakla iktifa etmemelidir (Kennedy 1997).

Kafkaslar: Coğrafi bütünlüğe sahip olmayan Kafkaslar tarihte Hazar İmparatorluğu haricinde tek bir devletin hâkimiyetinde olmamıştır. Kafkaslar petrol boru hattı güzergâhı olması ve etnik, dini, tarihî, kültürel birliktelik ve çatışma noktaları' sebebiyle Türkiye'yi yakından ilgilendirmektedir. Bölgede Rusya, İran ve Ermenistan seviyesi bazen yükselen bir işbirliği içindedir. Türkmenistan ve Kazakistan ekonomik menfaatlerî istikametinde bazen bu işbirliğine iştirak edebilmektedir.

Hazar bölgesi ve yeni Türk cumhuriyetlerinin sahip olduğu petrol ve doğal gaz son yıllarda jeopolitik bakımdan önemli konular hâline gelmiştir(Bölükbaşı 1998: Bremmer 1993; Edhardt 1998; Dağı 1999). ABD, Kafkaslarda yer alan ülkelerin Rus etkisinden kurtulması ve enerji ihtiyacının giderilmesi bakımından konu ile yakından ilgilenmektedir. Rusya, bağımlılık vesilesi mevcut hatların kullanılmasından yanadır. Hazar'ın bir deniz mi, yoksa göl mü olduğu yönündeki tartışmalar ve bu konuda tarafların tavırları bölge bakımından öğreticidir. Hazar Rusya'ya göre göl, Azerbaycan'a göre denizdir. Bu önemlidir, çünkü göl olduğu kabul edilirse, kıyısı bulunan bütün ülkeler Hazar'ın tamamı üzerînde müşterek kullanım hakkına sahip olacaklar, deniz olduğu kabul edilirse deniz hukukuna göre kendilerine düşen bölgeleri işleyebileceklerdir. Rusya, bölge enerji kaynaklarını hem stratejik hem de ekonomik çıkar için kontrolü altında tutmaya çalışmakta, Türkmen doğal gazının kendi doğal gazına rakip olmasını istememektedir. Ucuza enerji alıp dışarıya pahalıya satmak ayrıcalığını sürdürmek, kendi toprakları üzerinden geçecek boru hatlarından para kazanmak, vanaların kendi elinde tutmak istemektedir.

Sonuç

Hangi açıdan bakılırsa bakılsın coğrafyanın bize sağladığı avantajlar dezavantajlardan pek çok fazladır. Türkiye yeni ortaya çıkan jeopolitik ve jeoekonomik koordinat sisteminin merkezindedir. Küçük düşünmekten, savunma pozisyonunda kalmaktan kurtulmalıdır. Gariptir, son gelişmelerin Türkiye'ye açtığı ufuklar konusunda batıda çıkan yayınlar, Türkiye'dekilerden daha çok yapılan hesaplar dahâ büyüktür.

Yeni jeopolitik konumun gerekleri konusunda müşahhas tespitler yapılabilir. Bunlardan bir kısmına yukarıda temas edildi. Burada ilk anda akla gelen sonuçlar şöyle ifade edilebilir:

Rusya ile ilişkiler hissiyattan ve komplekslerden uzak olarak ele alınmalıdır. Geçmişte İngiltere ve Fransa kendi emelleri için Rusya ve Osmanlıyı birbirine karşı kullanmışlardı. Bu böyle devam etmemelidir (Bekar 1998). Daha önceleri gözlemci olarak dahi iştirak edilmeyen Ortadoğu barış sürecinin aktif bir tarafı olmalıdır. Çünkü bu süreç, sadece bir Arap-İsrail anlaşmazlığı değildir. Sonuçlar sadece bölgesel etkinlik açısından değil, güvenlik parametreleri açısından da önemli olacaktır. BAB içindeki zayıf konum konusunda NATO'nun genişleme süreci vesilesiyle elde edilen fırsat iyi kullanılamamıştır. Ekonomik İşbirliği Teşkilâtında İran'ın nüfuzu kırılmalı, bunun için de TBMM'de onay bekleyen anlaşmalar bir an önce imzalanmalıdır. Avrasya, Avrupa ve Ortadoğu bölgelerine belli koridorlar (Bulgaristan'ın-Makedonya-Arnavutluk, Bulgaristan-Romanya-Moldova, Gürcistan, Azerbaycan gibi) açacak bir politika takip edilmeli ve bu koridorların açık kalması sağlanmalıdır. Bu koridorlar aynı zamanda kısa vadede jeopolitik hedeflerin önünde engel olabilecek ülkelerin tecridine de yarayacaktır. Avrupa Birliği üyeliği konusunda soğukkanlı değerlendirmeler yapılmalıdır. Türkiye, AB'ne mahkum değildir (Aktan 1998: 27).

Jeopolitik pragmatist, rasyonalist, realist, feraset sahibi, iddiası ve mesajı olan, jeokültüre dayanan devletlerin işidir. Hissi beyanlara ve iyi niyet gösterîlerîne değil. uzun vadeli hedefler için ciddi tahlillere dayanan strateji ve taktiklere ihtiyaç vardır. Bunun için de Ortadoğu, Asya, Avrupa, Afrika, araştırmaları enstitülerî, think-thank kurumları kurulmalıdır.

Dış politikada aktif hükümet dışı teşkilâtlar yoktur. Bu zihniyetle oluşturulması da mümkün değildir. Oysa bu millet geçmişte bunların da en güzel örneklerini vermiştir. Avrupa'daki Türk işçileri sebebiyle misafir işçiler, ekonomik iltica hareketleri, zorunlu göçler, çevre, kültür, dinî müsâmaha gibi konularda hükûmet dışı teşkilâtlar kurulabilir.
Nasıl ki ticaret, iki kere ikiyi beş etme sanatı ise, politika da mevcutla yetinmeme sanatıdır (İlhan 1993: 33). Unutulmamalıdır ki dış politika sıfıra müncer bir oyun değildir. Yani bir tarafın kazanması, mutlaka diğer tarafın kaybetmesine bağlı değildir

Türkiye'nin esas derdi iç politikadaki istikrarsızlıktır (Yılmaz 1997: Gumpel 1998). İkinci Dünya Savaşından bu yana 60'a yakın hükümet kurulmuştur. Terör ve irticaî faaliyetler devam etmektedir. Millî güç unsurları millî menfaatler istikametinde motive edilememektedir.

Heyecan yokluğu en ciddi dertlerden biridir. Bu heyecanın besleneceği zemin millî kültürdür. Brzezinski, yarışın sonucunu askeri olmayan araçların: siyasi canlılık, ideolojik esneklik, ekonomik dinamizm ve kültürel câzibenin belirleyeceği konusunda ABD'yi bile ikaz etmektedir (1993: 11).

Bu tespitlerin isabeti sorgulanabilir. Bazılarının zaman içinde revize edilmesi gerekebilir. Çünkü dış politika aktif bir süreçtir. Denklemin unsurlarının alacağı değerler sürekli değişir. Esas olan, koordinatları okuyabilmek, bunun için gerekli olan alfabeyi, değerlendirme kabiliyetini ve istikameti kaybetmemektir. Bu husus içinde bulunduğumuz dönem itibariyle bilhassa önemlidir. Zira yine dağ başını duman almıştır. Tarih borcunu ödemek istemektedir. Alacaklının temerrüdü hâline düşmenin cezası büyüktür. Bize düşen, koordinatları doğru okumaktır. Sadece bu coğrafyada yaşayanların değil bütün beşeriyetin kaderi bu okuma işinin başarısına bağlıdır. Bugün itibariyle, koordinatların okunmasında önemli görülen hususlardan bazıları şunlardır:

1. Jeopolitik konusunda,alınacak kararların isabeti bakımından geçen yüzyılda olup bitenler iyi tahlil edilmelidir. Farklı bir boyutta olmakla birlikte, bazı alanlarda benzer şeyler yaşanmaktadır. Son zamanlarda yazılıp çizilenlerle, olup bitenlerle 1914 öncesini kıyaslamak -hem Türkiye hem de dünya bakımından- çarpıcı benzerlikler ortaya koyacaktır.

2. Türk tarihinin önemli bir özelliği devlettir. Öyle ki "Fenâ ti'd-devle ve'l mille" tabiri kullanılmıştır. Bu topraklarda yaşayan insanların "devlete bir can borcu vardır. Devlet Türkün her şeyidir, onsuz olunmaz bir şeyidir. "Başsız börk, ilsiz (devletsiz) Türk olmaz" (Nur ?; Cool. Yeni jeopolitik konum birlik ve dirliğin muhafazasını gerektirmektedir. Dirliğin korunması ise devletin güçlü ve istikrarlı olmasına, devlet adamlarının yukarıda belirtilen özellikleri haiz bulunmasına bağlıdır. Bu bakımdan devleti güçsüz hâle getirmeye yönelik geçen yüzyılı hatırlatan girişimlerden vazgeçilmelidir. Yapılan projeksiyonlar gelecekte, tesanütün, zayıflayacağını, sosyal çözülmenin ve kutuplaşmanın artacağını. istihdam ve gelir dağılımından çok ciddi krizlerin yaşanacağını göstermektedir. Bütün bunlar millî güç unsurları bakımından zafıyet anlamına gelir. Bu tehlikeler, ancak güçlü bir devlet ile bertaraf edilebilir.

3. Yukarıda ana hatlarına işaret edilen İkinci Sanayi Devrimi kaçırılmamalıdır. Bunun için lâzım olan dinamik ve genç nüfus başta olmak üzere her şeye sahiptir. Birinci Sanayi Devrimini yakalamak için gerek Osmanlı gerekse cumhuriyet döneminde tatbik edilen tedbirlerden gerekli dersler alınmalıdır.

4. Yeni dönemin en önemli jeopolitik gücü kültür olacaktır. Türk millî kültürünün maruz kaldığı tahribattan kurtarılması, yeni dönemin ihtiyaçlarına cevap verebilecek hâle getirilmesi belki de en önemli görevdir. Çünkü bütün diğer hususlar buna bağlı olacaktır. (AKTAN. Gündüz (1998). "Türkiye-AB: Dünden Yarına". Görüş, Ekim - Kasım 1998. Sayı: 37, 22-2Cool

Dipnotlar 9 "Doğu Akdeniz Türkiye bakımından Hazar, Ege, Kıbrıs, Balkanlar vb. birçok ilişkinin merkezinde yer almaktadır. Bu yüzden Türkiye - İsrail yakınlaşmasına hemen Suriye-Yunanistan karşılığı, verilmiştir. İtalya'nın PKK desteği, Kaddafi'nin dengesiz çıkışları da bu denklem içinde bir yere oturmaktadır. Bu denklem kalıcı ittifak ilişkilerine müsaade etmemektedir. Dinamik denge ilişkileri belirleyici olacaktır. Nitekim İsrail bir yandan Türkiye ile ittifak yaparken, diğer yandan da Suriye ile Ortadoğu barış süreci içinde ilişkilerini geliştirmeye su meselesini barış sürecindeki faktörler arasına yerleştirmeye çalışmakta ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile silâh alışverişi yapmaktadır. Yunanistan'ın S300 füzeleri de aynı kapsamda anlam bulmaktadır. Rusya böylece Bakü-Ceyhan hattının çıkışında kronik bir bunalım yaratarak. Doğu Akdeniz'i petrol geçiş bölgelerinin dışına itmeye çalışmaktadır.

Üç bağımsız devlet (Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan) ve 10 özerk cumhuriyet (Rusya'ya bağlı olarak Adige, Çeçenistan, Dağıstan, Tuguş, Kahartay-Balkar, Karaçay-Çerkez Kuzey Osetya, Azerbaycan'a bağlı olarak Karabağ, Nahçıvan: Gürcistan içinde Abhazya, Acaristan ve Güney Osetya) var. Buralarda % 16.6 oranında Ural-Altay, % 35 İber- Kafkas, % 23 Hind Avrupa (Ermenice, Rusça, Farsça) konuşulmaktadır. % 55.9 Müslüman, %49,6 Hristiyan ve %0.1 Musevi, Türkler dil içinde % 36.6, din içinde %65.5 ve coğrafi alan olarak % 56.6 iken belirgin kesimdir. Kafkaslar tarihte jeopolitik yapısı gereği Hazar Türk devleti (500 yıl) dışında hiçbir zaman uzun süreli olarak bir devletin hakimiyetinde olmamıştır. Beş değişik grup belirleyici: Dağistanlılar, Veynaklar, Osetler, Abhaz-Adigeler ve Türk kökenliler, 1939 sayımıyla Kuzey Kafkasya'da resmen 19 ayrı halk vardır. Rusya içınde 1989 nüfus sayımına göre 12 milyon Türk kökenli, 4 milyon da Müslüman var.

Nisan 1998 itibariyla Kazakistan, günde 10 bin varil petrolünü Îran'ın kuzeydeki bir rafinerisine göndermekte aynı miktardaki petrol, Iran'ın Kharg adasından Kazakistan adına dünya pazarlarına satılmaktadır. 1997 Aralık ayında Türkmenistan 200 kilometrelik bir boru hattı ile İran'a doğalgaz sevkiyatına başlamıştır.

_________________

Only registred user can see link on this forum!
Registred or Login on forum!

Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Eğitim ve Öğretmen Forumu Forum Ana Sayfa -> COĞRAFYA ÖĞRETMENLERİ İÇİN Tüm zamanlar GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız





Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu

Abuse - Report Abuse
Powered by forumup.com forum gratis free, create open your free forum!
Created by Raulken of Hyarbor S.r.l.
TOS & Privacy.

Page generation time: 0.114