Ruhsal Özellikler:
12-21 yaşları arasında geçirilen, halk arasında delikanlılık denen çağın batıdaki adı "Adolescence" dir. Bu sözcük büyüme dönemini tek sözcükle ifade edebilecek bir özetidir.
İlköğretim dönemine rastlayan erinlik, ilk gençlik yıllarıdır. Cinsel uyanış ile birlikte yeni ruhsal ve davranış özellikleri kendini gösterir. Dengeli ve uyumlu ilkokul çocuğunun yerini tedirgin, güç beğenen ve çabuk tepki gösteren bir genç almıştır. Duyguları hızlı iniş çıkışlar gösterir. Tepkileri önceden kestirilmez. Derslerine ilgisi azalmıştır. Dikkati dağınıktır. Evde durmak istemez, önerilere aldırmaz, beslenmesi düzensizdir.
İlgileri artmış gelgeç hevesleri çoğalmıştır. Başkaları tarafından nasıl görüldüğünü merak eder. Dinlediği müzik, beğendiği sanat etkinlikleri değişiktir. Uzun uzun düşler kurar. Hatıra defteri tutmaya başlar. Şiir, öykü yazmaya özenir. Yazdıklarında gizliliğe dikkat eder.
Kulaktan dolma ödünç alınmış fikirleri savunur. Büyükleri ile tartışır. Anne babasına karşıt düşünceler ileri sürmeye dikkat eder. Karşı çıkmış olmak için karşı çıkar.
Bu dönem için çelişkili duyuş ve davranış özellikleri olağan sayılır. Bazı gençler çalkantıyı daha az yoğunlukta yaşayıp çabucak uyum sağlarlar. Bazıları ise ileri derecede uyumsuzluklar gösterip bu tür davranışlarda ileri yaşlarda da bulunabilirler. Yinede bu tür davranışların görüldüğü yaşlar 13-15 ilk gençlik yıllarıdır.
Döneme bakıldığında gencin içinde bulunduğu durum kolaylıkla anlaşılabilir. Aniden hızlanan büyüme genci zamansız yakalamıştır. Cinsel dürtüler hissedilmekle birlikte ergen tam anlamı ile hazır değildir. Ana baba ve çevre gence yetişkin gözü ile bakıp ona göre davranış bekledikleri gibi, "daha sen çocuksun" ifadesi ile onu şaşırtabilirler. Çünkü genç büyümek için sabırsızlanmakta ise de bir türlü çocuksu davranışlardan kurtulamamaktadır.
Ergenlik döneminde genç yeni arayışlar içindedir. Bu arayışların ilki ve en önemlisi kimlik arayışıdır. İşe ilk önce ana babasını görmezlikten gelmekle başlar. Çocukluk yaşlarında nerede ise tanrılaştırdığı babanın fikirleri eskisi gibi ilginç değildir. Gücü kuvveti önemsenecek gibi değildir. Çok az şey bilir. Ancak bu duygular ergenliğin sona ermesi ile kaybolur. Genç ana babasını gerçekçi duygularla değerlendirmeğe başlar.
Yeni bir kişilik bağımsız olmakla şekilleneceğinden genç bağımsız olmaya büyük önem verir. Evden kopar, çevresinden uzaklaştırdığı ana babasının boşluğunu doldurmak için yeni ilişkilere yönelir. Bir genç için dolup taşan enerjisini en iyi değerlendirme yolu spordur. Genç hem spor yapar hem de kendisini yaşıtları ile karşılaştırma fırsatı bulur. Yaşıtlarının da benzer problemlerinin olması gençler arasında gruplaşmalara yol açar. Bir grup içinde olmak gence güven verir. Onaylamasa bile grubun bazı davranışlarına katılır. Gençler için en büyük tehlike içinde bulunduğu grubun kötüye kullanılmasıdır. Bu konuda ana babaya düşen görev genci evde fazla sınırlamamak olmalıdır. Çünkü bunalan genç dışarıda daha etkin arkadaşlarının peşinden gidebilir. Evinde kabul gören delikanlı zamanla ailesine daha kolay bağlanır.
Gençlik çağı beğenilerin, özenmelerin, tutkuların, hayranlıkların çok olduğu bir dönemdir. Ergenler bir yandan bağımsızlıklarını kazanmaya çalışırken bir yandan da benzeyecekleri örnekler ararlar. Modellerinin meziyetleri kadar kusurları da örneklenir. Ancak model sık sık değiştirilebilir, her örnekten alınan bir yan gencin kişiliğine bir ilave yapar. Bu nevi denemeler ergenlik sonuna kadar sürer.
Çalkantılı bir dönem olarak anlattığımız ergenlik hep uyumsuz davranışlarla dolu değildir. Olumlu duyuş ve düşünüşler de bu dönemin özelliğidir. Örnek olarak genç soyut düşünme, yaşanmamış olguları sembollerle ifade etme yetisini kuvvetlendirmiştir. Her şeye olur olmaz karşı çıkarken eleştiri ve yorumlara yönelir. Her şeyi bir anda düzeltecek kolay çözümler arar. Bunun için çabuk kandırılabilir. Sonuçta kendisi ve toplum için zararlı olacak davranışlarda bulunması en büyük tehlikedir.
Ruhsal Problemler:
Ergenlik döneminde ruhsal sorunların olması bir dereceye kadar normaldir. Yapılan araştırmalar bu çağ gençlerinin %15'inin uyum problemleri olduğunu ortaya koymuştur. Söz konusu uyumsuzluklar bu dönem davranışlarının aşırıya götürülmesi ile ortaya çıkar. Örnek olarak bağımsızlık isteği gencin ailesinden kopması ile sonuçlanabilir.
Evinde uyumsuz olan genç bu uyumsuzluğunu okula da yansıtır.Derslere ilgisi azalır, başarısı düşer. Hep bağırır çağırır, kırar döker. Bu davranışları art niyetli önderler vasıtası ile saptırılıp hırsızlığa, zararlı eyleme, toplum suçlarına yöneltilebilir. Gençler toplum kurallarını hiçe sayıp kural dışı yaşamak isterler. Kız erkek ilişkilerinde aşırı serbestliğe yönelirler. Bazıları için dönemin bir çeşnisi olabilecek davranışlar bazıları için devamlı bir tutku halini alır.
Ailesi ve çevresi ile çatışmaya düşen genç aşırı baskılar altında bunalır. Sonuçta kendisine yönelen kötü bir söz veya davranış intihar girişimine neden olabilir. İntihar girişimi gencin mutlaka depresyon içinde olduğunu göstermez. Ancak girişim tekrarlanırsa yoğun bir ruhsal çöküntü olasılığını arttırabilir.
Bazı gençler topluma karışıp bağımsızlıklarını elde etmek yerine, çeşitli nedenlerden dolayı, içe kapanırlar. Yetenekli olanlar yeteneklerini geliştirip yaratıcı olabilirler.
Bazı gençler de cinsel kimlik kazanmakta zorluk çekerler. Bu zorluk geçici olabileceği gibi kalıcı cinsel problemlere neden olabilir. Örneğin kendi cinsine yönelip karşı cinse ilgi duymayabilirler.
Suça Yönelen Gençler:
Bütün dünyada yapılan araştırmalarda 18 yaşından önce işlenen suçların artıp yaygınlaştığı gözlenmiştir. Öyle ki işlenen suç nüfusu artan genç sayısını geçmektedir. Ayrıca suça yönelme yaşı gittikçe düştüğü gibi bireysel suçların yerini toplu suçlar almaktadır. Suç çeşitleri ülkeden ülkeye değişmektedir. Toplumdaki ve değer yargılarındaki hızlı değişme ve gelişmeler, siyasal çalkantılar, toplumdaki eşitsizlikler gençlerin suça yönelmelerine neden olmaktadır.
Son yıllarda ülkemizde suçlu çocuk sayısının arttığını söylemek yanıltıcı olmaz. Neticede geleceği konusunda kuşkuya düşen genç suça yönelmektedir.
Gençlerin suça yönelmelerinde aile içi sorunlar da bu konuda önemli bir neden olarak karşımıza çıkar. Aile baskısı ile bunalan gençler daha çok adi suçlara yönelmeleri kolay olmaktadır. İçlerindeki saldırganlık dürtülerini bir amaca yöneltmiş olmak bir bakıma suçluluk duygusunun azalmasına neden olmaktadır.
Suçlu çocukların çıktığı aileler incelendiğinde bu aileler genellikle ekonomik bakımdan yetersiz ve çok çocukludur. Çocuklar üzerinde ya çok baskılı, dayağa bağlı bir denetim vardır ya da tamamen çocuğa karşı ilgisizdirler. Ailenin durumu ne olursa olsun temel yıkıcılık anne sevgisinin olmayışından kaynaklanmaktadır. Her şeye rağmen anne sevgisi ile yetişen gençler bir bocalama devresinden sonra olumlu davranışlara yönelmektedirler.
Ekonomik durumu yerinde olan ailelerden de suçlu çocuk çıkar. Ancak bunlar çok az sayıdadır. Problemli çocuğun bir suçtan ceza görmesi suçluluğun artmasına zemin hazırlar.
Ailede sevgi bağı bu konuda oldukça isabetli fikir verir. Öyle ki uyumlu ve dengeli gibi görünen ailelerde sürekli kavgalar, ana babanın aksayan yönleri çocuğu suça iterse de sevecen bir annenin çocuğu uyumsuz gibi görünüp okulda başarısız olsa da suça yönelmez.
Birçok batılı ülkelerde çocuk mahkemelerinde çocuğun yargılanmasına değil, gencin haklarına, durumun gözden geçirilmesine öncelik verilir. Gence suçunu ödetmek yerine, toplumun gence olan borcunu ödetmek düşüncesi ön plana geçmiştir.
Kuşaklar Arası Çatışma:
Yetişkinlerin gençlerden şikayet etmeleri yeni bir olay değildir. Her devirde yetişkinler, gençleri saygısız, aceleci, güvenilmez, tembel olarak nitelemişler, gelecekte kendi görevlerini onlara nasıl devredecekleri konusundaki tereddütlerini belirtmişlerdir. Buna karşılık gençler, yetişkinleri geri kafalı, girişimsiz, çağa uymayan kişiler olarak görmüşlerdir. Gençler, yetişkinliği bilmemekle birlikte yetişkinler dünkü çatışmalarını çabuk unutmuş görünürler.
Bilim ve teknolojinin çağımızda hızlı gelişmesi sonucu her iki kuşak arasında aslında var olan ayrılık, gittikçe büyüdü, yeni boyutlar kazandı.
Çocuklar çağları gereği bağımsızlık isteklerini yerine getirmeye aile büyüklerinin değer yargılarını hiçe saymaktan başlarlar. Kendilerine söz hakkı veren hakçasına bir düzen belirgin ideolojilerdir. Aile düzenini düzeltmeyen genç, toplumsal düzeni değiştirmeye yönelir.
Gençteki yenilik isteği her zaman kötü davranışlarla sonuçlanmaz. Yeni bir kimlik arayışı içinde olan genç yeni ve değişik isteği ile orijinalliklere yönelir. Bazen garip duruma düşebilir ama bazen de yeni akımların, ekollerin yaratıcısı olur. Çünkü yeniyi deneme istek ve cesareti onun en önemli özelliğidir.
Oysa kent yaşamında bile ana babalar çocuklarının bağımsızlık isteklerini bilerek veya bilmeyerek köstekleyip bundan kıvanç duyarlar. Fakat yetişkinlik yaşamında beceriksizleşen evlatlarına şaşkınlıkla bakmalarını anlamak güçtür.
SONUÇ:
Gençlik ve yetişkinlik insan yaşantısında birbirini takip eden iki dönemdir. Yetişkinler coşkunluğun ateşini gençlerden, gençler davranışlardaki bilgiyi yetişkinlerden alabilirler. Bu sağlam bir iletişimle mümkün olur. Bu iletişimi sağlamak yetişkinlere düşer.
Aşırı baskı ve ceza çözüme yaramadığı gibi umursamazlık da tutulacak yol değildir. Gencin bütün isteklerine tepkisinden çekinerek boyun eğmek; iki de bir tokat atmak kadar zararlıdır. En iyisi karşılıklı konuşarak problemi ortaya koyup çözümlemektir. Gerektiğinde ana babası ile bir arkadaş gibi dertleşen genç daha sağlıklı olur.
KONSANTRASYON
KENDİMİZİ DERS ÇALIŞMAYA NASIL KONSANTRE EDEBİLİRSİNİZ?
A) Ders çalışmaya başlarken
Günümüzde başarıya giden yolda “çok çalışmak” yerini “etkili çalışma”ya bırakmıştır.
“Etkili çalışmak” zamanı belirlenmiş amaçlar ve saptanmış öncelikler doğrultusunda programlı olarak kullanmaktır. Bunu becerebilenler için dinlenmeye,eğlenmeye, hobilere daima yer vardır.Ders çalışmaya başlamanızı engelleyecek veya geciktirecek bahaneleriniz
varsa , bunlardan uzaklaşmalısınız. Verimli,etkili çalışabilmek için kendinize iat bir hedefiniz mutlaka olmalı, aksi takdirde çalışmaya başlamanız güçleşir.
Sizde aşağıdaki durumları sıkça yaşayan nice öğrencilerden biriyseniz eminiz sizinde ders çalışma planlarınız sürekli bozulmaktadır.
· Amaçlarınız net değildir
· Bilgi eksikleriniz devam ediyordur
· Özel durumlarınızla uğraşmak daha fazla vaktinizi alıyordur
· Düzenli ve disiplinli ders çalışma alışkanlığınız yoktur
· Çalışmaya karşı isteğiniz yoktur ve çalışmaya başlamayı sürekli erteliyorsunuzdur
Bu noktada , hedefini açık bir şekilde belirleyen öğrenci, buna uygun programları düzenleyebilir.
Derse başlamak ve bitirmek için belirli bir zaman yoktur; çalışma planınızı ,o günün derslerine, koşullarına ve ihtiyaçlarına göre arttırabilir veya azaltabilirsiniz.Çalışma sürelerinin uzunluğu derslerin özelliklerine göre düzenlenmeli, aradaki dinlenmeler ne çok uzun ne de çok kısa olmalıdır.Plan, ani olarak ortaya çıkabilecek durumlarda , çalışmanın değişik saatlere kaydırılmasına olanak verebilecek şekilde yapılmalıdır. Hangi dersin hangi konusunda nasıl bir çalışma yöntemi izleyeceğinizi açıkça belirleyin, öğrenmek için konu çalışmaya mı, konudaki bilgilerinizi hatırlamak için tekrar yapmaya mı yada pekiştirmek ve hız kazanmak için test çözmeye mi ihtiyacınız var?Bunu önceden planlayarak çalışma masanızın başına geçin.
B) Başarıya Giden Yolda!
Öğrencinin çalışmak için kendisine ait bir sebebi yoksa verimli çalışması, dolayısıyla başarılı olması mümkün değildir.Başarılı olmak için amaçlarınızı net bir şekilde belirleyip tanımlayın. Amaçlar; motivasyon için temel oluşturur ve davranışı belirler. Ancak birinci derece önemli birden fazla amacı bir arada gerçekleştirmek mümkün değildir.Bu yüzden amaçların önem sırasına konması önemlidir. Amacını belirleyen kişi , buna ulaşacağına inanarak çalışmalıdır.Unutmamalıdır ki amaçların gerçekleşebilir olması için kişi; güçlerinin, niteliklerinin ve yeteneklerinin sınırını bilmeli, sahip olduğu imkanlardan haberdar olmalıdır.
Başarılı kişilerin önlerinde daima bir hedef vardır,bu yüzdendir ki; bu kişiler , hayıflanmak veya koşullardan şikayet etmek yerine, önlerindeki problemi nasıl çözebilecekleri üzerinde yoğunlaşırlar. Amaçlarınızı önem sırasına göre ayırmakta zorluk çekiyorsanız, gerçekleştirme zamanına göre üçe ayırabilirsiniz. “Uzun vadeli” amaçlarınız hayat amaçlarınız, “Orta vadeli” amaçlarınız bir yılda gerçekleştirmek istedikleriniz,”Yakın vadeli” amaçlarınız da günlük haftalık amaçlarınız olsun Yakın vadeli amaçlarınızı orta ve uzun vadeli amaçlarınızı gerçekleştirmenizi sağlayacak etkinliklere göre planlamalısınız.
Çalışma amacınızı belirledikten ve bunun için karar verdikten sonra, önemli olacak diğer bir etken ders çalışırken konu üzerinde “DİKKATİ TOPLAYABİLMEKTİR”.
! Konsantrasyon olmadan öğrenme sağlanmaz
! Konsantrasyon sağlanabilmesi, zihinsel bir çaba gerektirir.
Öğrencinin dikkatini konu üzerinde toplamadan ders çalışma da direnmesi, boşuna zaman yitirmekten başka bir şey değildir.
Dikkat, alıştırmalarla kazanılan ve geliştirilebilen bir alışkanlıktır yani doğuştan değildir.
Dikkatinizi toplayabilmek için :
· Çalışma amacınızı saptayın
· Çalışma için karar verin
· Çalışacağınız konuyu merak duyabileceğiniz ilginizi çekebilecek bir forma dönüştürün
· Fiziksel çevreyi düzenleyin
· Planlı ve sistemli ders çalışın
· Çalışmada çeşitlilik sağlayın
· Kendinize güvenin ve olumlu düşünün
Dikkati toplayabilmek için unutulmaması gereken bir başka nokta çalışmaya geçmeden önce vücut ve zihin yeterince dinlenmiş olması gerektiği.
C) Kendinizi Ders Çalışmaya Nasıl Konsantre Edebilirsiniz?
Kendisini motive etmekte güçlük çeken öğrenciler,genellikle ders dinler , derse katılmaya ve ders çalışmaya konsantre olmakta da güçlük çekerler. Bu durumda öncelikle motivasyon problemi üzerinde çalışılmalıdır.Motivasyon eksikliğinin nedenleri araştırılmalıdır.
Temel ve üst düzey ihtiyaçlar gözden geçirilmeli ve motivasyon eksiklerinin bu temel ihtiyaçlarla bir ilişkisinin olup olmadığı ortaya çıkarılmalıdır.
Konsantrasyon bozukluğuna çeşitli içsel ve dışsal etkenler yol açabilir. Dışsal etkenler çoğunlukla çevresel ortamın uygun olmamasından kaynaklanır. İçsel etkenler ise kişinin duygusal sosyal ve fiziksel durumu ile ilgilidir.
D) Dikkatinizin Dağılmasını Nasıl Önleyebilirsiniz?
1) DİKKAT NEDİR ?
Ders çalışırken verim alabilmek kendimizi konuya verebilmekle mümkündür.Bu da dikkatimizi , çalıştığımız derse yoğunlaştırmamız anlamına gelmektedir.Sadece konuyla ilgili düşüncelerimizi odaklayabilmek, onun dışında başka düşünceler geliştirmemek veya başka şeylerle ilgilenmemek her zaman mümkün olabiliyor mu ? Sanırız her zaman mümkün olamıyor.
2) DİKKATİMİZ NEDEN DAĞILIR ?
Bir saatlik bir ders çalışma süresinde kaç defa dersten koptuğunuzu düşünün.
Zamanınızın ne kadarı verimli geçiyor ?
Genellikle çalışmaya ayırdığınız bir saatlik süre içinde derse verebildiğiniz süre 15-20 dakika arasında değişebilmektedir. Çalışmaya ayrılan süre içinde dikkatin dağılması herkeste görülen bir durumdur. Ancak dikkatin dağılma sayısı yüksek olması başarınızı olumsuz yönde etkileyen bir faktördür.
E) Kendimizi Nasıl Daha İyi Konsantre Edebiliriz ?
Beynimiz aynı anda iki karmaşık eylemi birden gerçekleştirememektedir. Önemli olan , kendi içimizde bir kontrol mekanizması oluşturabilmek ve bu konuda iç disiplin sağlayarak önceliklerimiz doğrultusunda düşüncelerimizi önlendirebilmektir.
Öncelikle kendinize bir hedef saptayın ve hedefinize ulaşabilmek için alt amaçlar belirleyin. Kendinize "Hayat Amaçları”,” Bir Yıllık Amaçlar” ve “Bir Aylık Amaçlar” listesini oluşturun.