Eğitim ve Öğretmen Forumu  Forum Ana Sayfa Eğitim ve Öğretmen Forumu

İlköğretim ve Lise
Günlük Ders planları,belgeler,programlar,zümre,sosyal kulüpler
rehberlik,ödev ve tezler,yazılı ve testler

 
 SSSSSS   AramaArama   Üye ListesiÜye Listesi   Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları   KayıtKayıt 
 ProfilProfil   Özel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapınÖzel mesajlarınızı kontrol etmek için giriş yapın   GirişGiriş 

PROBLEMLİ ÇOCUKLARA YAKLAŞIM BİÇİMLERİ

 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Eğitim ve Öğretmen Forumu Forum Ana Sayfa -> REHBERLİK
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
engins
MODERATÖR
<marquee>MODERATÖR</marquee>


Kayıt: 29 Ağu 2007
Mesajlar: 1348

MesajTarih: Cmt Eyl 08, 2007 8:29 pm    Mesaj konusu: PROBLEMLİ ÇOCUKLARA YAKLAŞIM BİÇİMLERİ Alıntıyla Cevap Gönder

PROBLEMLİ ÇOCUKLARA YAKLAŞIM BİÇİMLERİ


ALT ISLATMA : Genellikle çocuklar mesane kontrolü gerçekleşinceye kadar, yani ortalama olarak 2-3 yaşlarına kadar geceleri altlarını ıslatırlar. Gündüz kontrol 2 yaş dolaylarında, gece kontrolü ise 3,5 – 4,5 yaşları arasında kazanılır. Çocukların hemen hepsinin idrar ve dışkı kontrolünü kazandıkları 4 yaşından sonra hâlâ alt ıslatmanın devam etmesi <ENURES> adını alır.
Enuresis, hem sık rastlanan, hem de çocuk ve ana baba için zor bir durum olması açısından tüm davranış bozuklukları içinde en önemlisidir. Ortalama 4-5 yaş çocuklarının tümünü % 15 kadar altını ıslatır yani enuretiktir. Çocuklardaki altını ıslatmanın yaklaşık % 80 ‘i gece , % 5’i gündüz görülmektedir. Bu oran okul çağında bir miktar azalmakla birlikte çocukluğun ortalarına, hata ergenliği kadar devam ettiği görülür. Her yaş için enuresis erkeklerde kızlara oranla iki kattır.
Enuresis iki biçimde görülebilir. bunlardan ilki birincil enuresisdir ki bu, sinir kas kontrolünün gerçekleşmesinde ki gecikmesinden kaynaklanabilir ve doğumdan başlayarak süre gelir. Bu gecikme, anne babanın düzensiz ya da yetersiz tuvalet eğitimin bir sonucu olarak oluşabilir. Bu enuretik çocukların idrarlarını kontrol etmelerinde, anne babalarından diğer kardeşlerine oranla daha az yardım gördükleri ya da hiç yardım görmedikleri saptanmıştır . birincil enuresis zamanla kayıp olur ve yavaş gelişen bu çocuklar, tuvalet kontrolünde arkadaşlarının düzeyine ulaşırlar.
Birincil enuresis yatak ıslatma sorunun hemen hemen % 75 – 80 ‘ ini oluşturur. Geri kalan % 20 – 25 oranında enuresis, <ikincil> adını alır. Bu tür alt ıslatma olayında tuvalet kontrolü oluştuktan sonra bir gerilime söz konusudur ikincil enuresis tipik olarak yeni bir kardeşin doğumu yada yeni eve taşınma gibi bazı ruhsal durumlarında ortaya çıkar. Bu etkenler çocuğun bir süre için daha olgunlaşmamış davranış biçimlerine dönmesine neden olur. Bazı uzmanlara göre, özellikle bu gerileme türü, çocuğun annesine olan öfkenin sembolik bir ifadesi olarak yorumlana bilir.
Enuresis, sosyo ekonomik düzeyi düşük olan, aile içinde yeterli duygusal etkileşimden yoksun, nörotik ve uyumsuz çocuklarda daha sık rastlanır. Çeşitli ruhsal etkenler enuresisin oluşumunda başlıca neden olarak sayılabilir. Yaptığımız incelemeler, alt ıslatma sorunu ile çocuğun duygusal dünyası arasında yakın bir ilişkinin ortaya koymaktadır. Aşırı sevgi ve hoşgörü, yetersiz ilgi, kıskançlık gibi nedenlerden kaynaklanan bu gerileme davranışı tırnak yeme, parmak emme gibi birtakım başka gerileme davranışlarıyla, bebeksi hareketleri yada konuşmaları da beraberinde getirebilmektedir. Çocuğun duygusal dünyasını büyük ölçüde etkileyen ev ortamı, alt ıslatma konusunda büyük rol oynamaktadır.
Çocuğun idrar dışkı kontrolü öğrenmesi 4 yaşında gerçekleşir. Aslında bu kontrol mekanizması doğal olarak hiçbir eğitim ve öğretimi gerektirmez, kendiliğinden öğrenilir. Bu işlevsel gelişme daha sonra fiziksel, çevresel ve yapısal değişikliklerle etkilenir ve bozulur.
Anne ve babalar, küçük yaştan itibaren çocuklarının tuvalet gereksinimlerini kendilerinin çözümlemelerinin beklerler oysa bu faaliyet yeterli düzeyde kas kontrolü gerektirdiğinden 2-3 yaşından önce gerçekleşemez.
Anne ve babanın bu işlemi çocuktan çok sert biçimden istemesi, çocukta koku, hiddet ve endişe uyandırır. Uzmanlar, erken yaşta ve sert yaklaşımla tuvalet eğitimi vermenin zararlı olduğu konusunda birleşmektedirler. Bu tutum, çocukların duygusal dengesini bozduğu gibi, yeterli olgunluğa ulaşmadan yapılan tuvalet eğitiminin de yok denecek kadar az yararı vardır.
Tuvalet eğitimi konusunda iki çift aynı yumurta ikizleri üzerinde yapılan bir araştırma da bu görüşü doğrulamaktadır. Araştırmada her çiftten biri çok erken yaşta temizliğe alıştırılmaya çalışılmış, fakat uzun süre ilerleme kaydedilmemiştir. Bu konu da gelişim bedensel olgunluk paralelinde artmıştır. Tuvalete gitmeyi daha sonra alıştırılan ikizlerin diğer eşleri, tuvalet temizliğini daha çabuk öğrenmişlerdir.
TEDAVİSİ: Alt ıslatma sorunu karşısında özellikle ilk çocukluk döneminde tedaviden kaçınılmalıdır. Okul çağındaki çocukların hâlâ alt ıslatmaları durumunda, anne babalar, çocuğun organik rahatsızlığı ya da duygusal sorunu olduğundan endişe ederek gerekli önlemleri almalıdırlar. Bu sorun, önlem alınmadığı taktirde sadece anne- baba- çocuk arasındaki ilişkiyi bozmakla kalmaz , çocuğun arkadaş ilişkilerini de olumsuz yönde etkiler. Bu nedenle genellikle enuretik çocukların arkadaşlarına oranla daha çok duygusal sorunları vardır.
Alt ıslatma sorunu zamanla idrar kesesindeki olgunluğun gerçekleşmesi, tuvalet kontrolünün artması ya da ruhsal zorlanmanın ortadan kalkması sonucu kendiliğinden kaybolur. Alt ıslatmanın ilkokul yıllarında hala süregelmesi halinde, önce sorunun kaynağını saptamak amacıyla bu duruma yol açabilecek çeşitli etkenler araştırılmalı, varsa ortadan kaldırmak üzere yerine göre organik ya da psikolojik tedavi yoluna gidilmelidir.
Bu amaçla enuresisin tedavisinde organik nedenlerin araştırılması, uyku ağırlığının giderilmesi, ruhsal çatışmaların önlenmesi gereklidir.
Enuresis tedavisi doğrudan ve dolaylı olarak ikiye ayrılabilir. Doğrudan tedavi çocuğa, dolaylı tedavi ise ana babaya yönelik uygulanır. Örneğin, annenin psiko-pedagojik açıdan eğitilmesi ve yönlendirilmesinden sonra çocuktaki alt ıslatma durumunun ortadan kalktığı görülebilir. Doğrudan tedavi organik rahatsızlıklarda uygulanır ve temeldeki soruna göre yönlendirilir.
Fonksiyonel ve psikolojik enuresisin tedavisinde “mesane eğitimi” diyebileceğimiz bir uygulama başlatılır ve ana baba tarafından kontrol edilecek şekilde, çocuk belirli saatlerde idrar yapmaya alıştırılır. Böylece şartlı bir refleks oluşturulur. Ruhsal kökenli enuresis de çocuğun yatağa yatarken su içmesini engellemek, varolan karmaşa ve sıkıntıları artırarak yarar yerine zarar verebilir. Çocuğun sık sık uyandırılması aileye rahatsız ekmesine karşın, çocuğun geceleri yatağını ıslatmasını önleyebilir. Fakat, bu yüzeysel bir önlemdir, önemli olan, temeldeki asıl nedeni ortadan kaldırmaktır.
Bu tedavi yöntemlerinin yanı sıra, son yıllarda alt ıslatma sorunu için özel yapılmış yataklardan da yararlanılmaktadır. Bu tür yataklarda uykuda alt ıslatma durumlarında, elektrikli sistem alarma geçmekte ve çocuğu uyandırmaktadır. Zamanla uyanmaya koşullandırılan çocuk, uyanarak tuvaleti yapma gereksinimini duymaya başlar. Bu durumda çocuğa uyandıktan sonra tuvalete gitme alışkanlığının da kazandırılması gerekir. Bu basit sistem enuretik çocukların ortalama % 75-80’inin tuvalet kontrolü yapabilmeleri sağlanmaktadır.




















PARMAK EMME

Parmak emme, normal çocuklarda herhangi bir psiko- patolojik etken olmaksızın 3-4 yaşlarına kadar görülen bir olgudur. Bebeklerin çoğu başparmaklarını yada diğer parmaklarını emerler. Zararsız bir davranış olan parmak emmeye hemen bebeklerin tümünde rastlanmasının en önde gelen nedeni yeni doğan bebeklerin parmak emmeyi daha anne rahminde öğrenmiş olmaları ve doğuştan sahip oldukları en güçlü reflekslerden birinin emme refleksi olmasıdır. Nitekim ender olarak yeni doğan bazı bebeklerin parmak yada bileklerinde görülen kabarcıklar bunun bir sonucu olmaktadır.
Çoğunlukla anne ve babaları huzursuzluğa ve telaşa düşüren parmak emme olayı, bazı durumlarda daha yoğun ve sık bir biçimde görülür. Öyle ki, bu durumlarda bebeğin parmağı zamanla aşınmaktan hassaslaşmaya, rengi de koyulaşmaya başlar. Yine bazı çocukların parmak yerine bileklerini emmeleri de gözlemlerle saptanmıştır.
Bebeklerin parmak emmeyi zamanla genelleştirdikleri, oyuncak bebeklerini, battaniyelerinin uçlarını yada çeşitli eşyayı emme başladıkları dikkatimizi çeker annelerin büyük bir çoğunluğu parmak emmenin açlıktan kaynaklandığını düşünürler. Oysa bu emme % 50’den % 87’lere varan yüksek bir orandan beslenmeye bağlı olmayan yaygın bir davranış niteliğinde görülür.
Bir yaş çocuklarının hemen hemen yarısı parmaklarını emerler. Dokuzunca aydan itibaren uykuyla parmak emme arasında yakın bir ilişkinin olduğu, uykusu gelen bebeğin parmağını ağzına götürdüğü görülür. <R> adı verilen bu alışkanlıklar aylarca sürer . çocuğu parmak emmeden vazgeçirmek üzere yapılan çabalar, 3 yaşına kadar çocuk tarafından dirençle karşılanır. Bazı bebekler yeni dişlerinin çıkması, bazıları da zorlukla karşılaştıklarında utanma ve sıkılma belirtisi olarak parmaklarını emerler. Genellikle 18. Ay dolaylarında sıklaşan parmak emmenin zararının olmadığını ancak süre gelmesi halinde dişlerde deformasyona neden olabileceğini kanıtlamıştır. Parmak emmedeki sıklık oranı, çocuk okula başladığı sırada hızla azalır. % 2 oranında 6-12 yaşlarında kazanılmış bir alışkanlık olarak süre gelir.
Alt ıslatmada olduğu gibi, sürekli parmak emme alışkanlığı da psikolojik sorun ve gerginliklerin bir sonucu olarak gelişebilir. Parmak emme alışkanlığı karşısında anne babanın yapacağı en sağlıklı yaklaşım, olayı telaşa kapılmadan sabırla karşılamak ve sürekli ilgilenmekten kaçınarak, çocuğa bu alışkanlığı bebekçe bir davranış olduğunu, başkalarının gözüne hoş görünmeyeceği basit bir dille anlatmaktır. Aile içinde sürekli aynı alışkanlığı konu edinerek dikkatleri çocuk üzerine çekmek, bu nedenle telaşa ve gerginliğe girmek ve çözüm amacıyla çocuğu sürekli eleştirmek yanlış anne ve baba davranışları arasında sayılır.
Okul yaşında parmağını emen çocuk, öğretmenin uyarısı, anne babanın eleştirisi, hattâ arkadaşlarının alaylarına karşın bu alışkanlığını sürdürür. Bu durumda çocuğa yapılan olumlu tavsiye ve açıklamalarla psikolojik açıdan sağlaması, sorunun ortadan kalkmasına neden olabilir.
Burada önemli olan, bir gerileme belirtisi sağlayan bu alışkanlığı oluşturan etkenlerin ana baba tarafından keşfedilerek ortadan kaldırılmasıdır. Örneğin, yeni bir kardeş doğumu, çocukta bu tür bir alışkanlığın başlamasına neden olabilir. Cıvıldayan, emekleyen, parmak emip tırnak yemeye başlayan çocuk, bu tür bebekleşme hareketleriyle kaybettiği ilgiyi kazanma savaşına girer. Daha öncede belirttiğimiz gibi kardeşin doğumundan önce çocuğun hazırlanması, kardeşin varlığına karşın çocuğun statüsünün devam edeceği ve onun yerinin ayrı olduğu konusunda çocuğun ikna edilmesi, kardeşin yardıma muhtaç bir yakını olması nedeniyle elbirliği ile ona bakma gereğine çocuğun inandırılması ondaki gerginliği azaltır. Böylelikle bu gerginlikten kaynaklanan alışkanlıklar da zamanla kaybolur.
Alt ıslatmaya benzerliği nedeniyle parmak emme de yaşla azalır. Bu konuda da yine özellikle ilk çocukluk döneminde tedaviden kaçınılmalıdır. Okul öncesi dönemindeki parmak emme yada alt ıslatma durumunda gereksiz telaş yerine, olayın temelinde anne babanın da etkisi bulunduğu düşünülerek uzmanlarca sabırlı ve sürekli bazı eğitimsel önlemler uygulanmalıdır.
TIRNAK YEME

Tırnak yeme alışkanlığına 3-4 yaşlarında sıklıkla rastlanmaz. Ancak ender olarak 15 aylık gibi erken bir dönemde de görülebilir.
Tırnak yeme bir güvensizlik belirtisi olarak kabul edilir. Aile içinde aşırı baskıları ve otoriter bir eğitimin uygulanması, çocuğu sürekli azarlanarak eleştirilmesi, kıskançlık, yetersiz ilgi ve sevgi ile sıkıntı ve gerginlik tırnak yemeye neden olan başlıca nedenler arasında sayılabilir. Çocukların hemen yarısında görülen alışkanlığın kazanılmasında, aile içinde tırnak yiyen bir modelin çocuk tarafından taklit edilmesi de bir etken olabilir.
En etkili tedavi yöntemi 3-4 yaşlarına kadar bu alışkanlığın anne ve baba tarafından görmezlikten gelinmesidir. Çocuğun bu alışkanlığı kazanmasına neden olan etkenler saptanarak konuya çözüm getirilebilir. Ancak çocuğun kendisini güvensiz hissetmesi halinde bu alışkanlığa yeniden başladığı görülür. Çocuğun gururunu okşayarak, tırnak yemenin onu ne denli çirkin yapabileceği telaşsız bir biçimde anlatılmalıdır. Özellikle kız çocukları için manikür malzemesi alınarak, tırnaklarının manikürlü ve yenmiş biçimleri onlara gösterilmelidir.


ÇALMA-HIRSIZLIK

Çocuklarda çalmaların büyük bir bölümü, aile çevresinin çocuğa mülkiyet ve mülki- yetle ilgili haklara saygı göstermesi konusunda gerekli kavram ve alışkanlıkları aşılamakta başarı gösterememesinden ileri gelir. Çocukta doğuştan mülkiyet kavramı yoktur, çevresinde gördüğü, hoşuna giden ya da ihtiyaç duyduğu eşyayı kendine mal etmeye ya da düşünmeden kullanmaya girişir. Mülkiyetin anlamı çocuğun gelişimine uygun olarak ailece kendisine aşı- lanmalıdır.
Çalma olayı çocukta 5 yaşına kadar bir sorun oluşturmaz. Her çocuk nesnelere sahip olmanın anlamını ve başkalarına ait olan şeyleri alamayacağını öğrenmelidir. Bunu öğretmenin en iyi yolu, çocuğun kendisine ait olan eşyaları olmasını sağlamak ve yeterince büyüyünce kendisine harçlık vermektir. Çocuğun ayrı odası ve çekmeceleri olması da tercih edilecek bir durumdur.
Çocuk, ailenin diğer bireylerin ait oldan şeyleri alma girişiminde bulunduğu zaman, kendisine bunların kime ait oldukları hatırlatılmalıdır. Çocukta bunları ancak izin verildiği taktirde ödünç alabileceğini öğrenmelidir. Böylece çocuk, başkalarının mülkiyet hakkına saygılı olmayı öğrenecektir. Hiç kuşkusuz bu konuda bazı aksamalar olacaktır, ama bunlar fazla ciddiye alınmadığı ve sorun haline getirilmediği sürece çocuk tarafından dürüst davranma biçimi zamanla öğrenilecektir. Ana babaların da çocuklarına iyi örnek olmak için başkalarına ait şeyleri izinsiz almamaları gerekir.
Küçük yaşlarda çocuklar tarafından başkalarına ait olan bir şeyi izinsiz alma davranışına sık rastlanır. Ancak bu tür eylemleri “çalmak” anlamında kabul etmemek gerekir. Hala bazı uzmanlara göre, suçluluk kategorisine girdiği halde, önemsiz sayılan suçları işlemeyen hemen hiç kimse yoktur. Fakat bu, çocukların tümünün gelecekte de suçlu olacağı anlamına gelmez. Çocuklar henüz hangi kurala uyup hangi kurala uyulmayacağının yeterince bilincinde değildirler. Bazı ülkelerde cezai sorumluluğun başladığı yaş olarak belirlenen, mülkiyet duygusunun geliştiği sekiz yaşındaki çocuklar henüz erişkin yaşamını yönetecek dengeye sahip değillerdir.
Gelişimin ilk evrelerinde çocuk yaşamını, çoğu anti sosyal karakterde olan içtepileri ile yönlendiren ve böylelikle doyum sağlayan bir bireydir. Ancak, gelişim süreci içinde çocukların büyük bir bölümünün sosyalleşmiş birer birey olarak çevrelerine uyum sağladıkları görülür.
Suçlu bir bireyle suçlu olmayan birey arasındaki en belirgin fark, suçlu olmayan bireyin “suçluluk içtepilerini” kontrol edebilmesi ve toplumsal açıdan zararsız bazı faaliyetler ile onlara çıkış yolları aramasıdır.
Çalma bir uyum ve davranış bozukluğu belirtisi olarak kabul edilmeli ve bunun bir alarm sinyali olduğu bilinmelidir. Bu, yalan, evden ve okuldan kaçma, gece korkuları, takıntı ve saplantılar gibi diğer belirtiler ve davranış bozuklukları için de geçerlidir. Böyle bir belirtinin süregelmesi ya da öteki belirtilerle birleşmesi halinde psiko-pedagojik önlem almak gerekir.
“Hırsız” sözcüğü çalmayı alışkanlık haline getirmiş çocuklar için kullanılır. Bu tip çocuklar, çeşitli anti-sosyal davranış karakteristikleri gösterirler.
ÇALMA ÇEŞİTLERİ
Yapılan hırsızlıklar çeşitli kategorilere göre şöyle ele alınabilir:
1- Çalınan objenin kullanılması
a. Yarar sağlamayan hırsızlıklar: Çocuklardaki karakteristik çalma biçimidir.
b. Cömertlik hırsızlıkları: Çalınan obje dağıtılır. Bu hırsızlıklar özgeci ve değer kazanmak amacıyla yapılır.
c. Gereksinim hırsızlıkları: Yoksul, evden kaçan ya da amaçsız dolaşan çocuklarda görülür. Para hırsızlıklarının bir çoğunda, çocuk ya da gencin şiddetle gereksinme duyduğu veya istediği bir şeyi elde etmek için çaldığı ileri sürülebilir. Ancak hırsızlığın kötülüğünü iyice öğrenmiş olan çocuk gereksinmenin ne denli önemli ve güçlü olursa olsun, bunu hırsızlık yoluyla doyurmaya kalkmaz.
2- Patolojik Hırsızlıklar
a. Saldırgan hırsızlık: Zarar verme amacı baskındır.
b. İçtepisel hırsızlıklar: Çalma eylemi düşünülmeksizin ve bir plan yapılmaksızın gerçekleştirilir.
c. Zevk hırsızlığı: Çalma zevki her şeyden öndedir. Bu tür hırsızlıklar ergende ve çete suçlarında görülür. Tehlike ve korkuyu yenme zevki ile birliktedir. Bu tür hırsızlıklarda yeni ve heyecan verici deneyimler yaşamak ya da çevresini atlatarak bir üstünlük veya egemenlik duygusu elde etmek amacı yatmaktadır. Çocuk ve gençlerde bu isteklerin doyurulması doğal bir ruhsal gereksinmedir. Bu istekler yararlı bir takım eğitsel faaliyetlerle yönlendirilmediği takdirde, çocuk bunu, komşusunun bahçesinden meyve, pastacıdan çörek ve bunun gibi çalmalarla doyurmaya çalışır. Bu tür hırsızlıklar genel olarak grup halinde işlenir ve çokluk çalınan nesne ile bir gereksinmeyi karşılamak değildir.
d. Telafi hırsızlıkları: Aşağılık duygusu olanlarda, çekingen ve duygusal kişilik yapısındakilerde görülür. Burada sevgi eksikliği telafi edilir. Bunlar aynı zamanda kardeş doğumu, kardeşler arası kıyaslama gibi nedenlere bağlı olarak ortaya çıkan kıskançlık ve avunma hırsızlıklarıdır.
Çocuk ve gençlerin hırsızlıklarının bir bölümü, ana baba baskısına ya da duygusal etkileşim eksikliğine karşı bir tür simgesel davranıştır. Bu tür hırsızlıklar doğrudan ana baba otoritesine yöneltilmiş olabilir. Burada, hırsızlık başkalarına ait çalma yoluyla onları atlatmak ve onlardan daha üstün olduğunu kanıtlamak ya da onların emir ve yasaklarına karşı gelmek için yapılmıştır.
Araştırma bulguları, deneklerin % 40 nın “küçük yaşta edinilen başkalarına ait olan şeyleri çalma alışkanlığı”na sahip olduğunu göstermiştir. Bu alışkanlığa en çok sahip olan deneklere mala ilişkin suçlu grubunda % 70 oranında rastlanmış, bu oran cinsel suçlularda %33, şahsa ilişkin suçlularda % 27.5 olarak hesaplanmıştır.
HIRSIZLIĞIN ÇEŞİTLİ PSİKOPATOLOJİK YÖNLERİ
Çalma eğilimi bir anlık çatışma durumunu ifade eder. Bilinçaltının dürtü isteğini boşaltma eğilimi ile bilincin bu ihtiyacı yasaklayarak bilinçdışına itme arasında oluşan çatışma ortamı için çalma bir çıkış noktasıdır.
Aile içinde görülen böyle durumlarda ana babadan yeterli sevgi sağlayamayan çocuğun onlara ait bir eşyayla doyum yolu araması söz konusudur. Bu varsayım çocuk açısından şöyle formüle edilebilir: “Siz bana yeterince sevgi vermediniz. Bu nedenle onu ben kendi olanaklarımla almalıyım.”
Bu duruma bir örnek olarak, reçel hırsızlığını verebiliriz: bu çalma eylemi anneyle ilgili bastırılmış bir dürtüden kaynaklanır. Bastırılan dürtü, hırsızlık eylemine dönüşür. Burada eylem anneye karşı değil, annenin yaptığı yiyeceğe karşıdır.
Yukarıdaki örnekte de gördüğümüz gibi, çalma eylemi, hırsızın kişiliğinde saklanmış belirli bir saldırganlıkla yüklü davranış bozukluğudur. Hırsızın yapısı saldırgandır, ancak saldırganlığın ifade biçimi farklı, semboliktir.
Hırsızlığa karşı savunma engellerine sahip olmak için çocuk, ana babasından yardım, ciddilik ve tutarlılık bekler. Yaptırım ve disiplini reddeder.
Dürtüler savunma mekanizmaları ya da aile engeliyle karşılaşmışsa, hırsızlık bunların çıkışında uygun bir yol olarak seçilebilir.
ÇALMA DAVRANIŞININ İYİLEŞTİRİLMESİ
Çocukların çalma alışkanlığından kurtarmak ve yeniden eğitim amacıyla alınacak önlemlerin başında, bireysel ve toplumsal haklara saygı göstermeyi ve sahip olma dürtülerine engeller koyabilmeyi öğretme sayılabilir.
Bundan başka çocuklara 7-8 yaşlarından itibaren düzenli olarak harçlık verilmesi eğitimsel planda önem taşır. Harçlık yaşa, ekonomik olanaklara ve koşullara göre değişir.
Çocuklara bazı isteklerini kontrol etmeyi öğretmek, bu konuda onlara ciddi bir biçimde yardım etmek, toplumsal değerler olarak mülkiyet kavramını ve başkalarının mülkiyet hakkına saygıyı oluşturmak, onlara verilmesi gereken eğitimsel bilgilerin başında gelmelidir.
Bunun yanı sıra, ana babalar, başkalarının haklarına saygılı bireyler olarak çocuklarına iyi örnekler sunmalıdırlar. Ana babalar sağlıklı örnekler olmadıkları sürüce bu doğrultu alınacak önlemlerin yararı yoktur.
Ana babanın kişilik yapıları, tutum ve davranışları da önemlidir. Anne ve babanın davranışları dengeli ve tutarlı olmalı, aşırı sevgi ya da katı bir otorite üzerine kurulmamalı, ana babalar çocuklarını özerk davranıştan yoksun bırakmadan korumaya özen göstermelidirler. Ana babanın verdiği ahlaki öğütler onun kavrayış yeteneğinin sınırlarını aşmamalıdır.
Meydan okuyan, anti-sosyal davranışlarını doğru göstermeye çalışan gençler karşısında başarılı olması için eğitimcide özel niteliklerin bulunması gerekir. Eğitimcinin dengeli davranışı ve kendisine yöneltilmiş saldırganlık karşısında hoşgörüsü başarının önkoşullarıdır.
GELİŞİM DÖNEMLERİNE GÖRE TERAPİ
Gizlilik (latent) dönemindeki genç hırsızlarda yetişkine yakın bir psikoterapi izlenir. Gelişimi analiz etmek için ya görüşme uygulanır ya da oyun ve resimden yararlanır.
Erinlik sonrasındaki genç hırsızlarda daha bireysel psikoterapilere ve psikodramaya, grup terapisine başvurulabilir.
Tedavi yönteminde ana ilke, benliği güçlendirmeye, benliği zayıflatan iç çatışmaları açığa çıkarmaya dayanır. Böylelikle anti-sosyal davranış, yerini toplumca kabul edilmiş uyumlu davranış biçimlerine katılır.
YALAN SÖYLEME
Yalan söylemek bir hatayı gizlemek amacıyla gerçeğe uygun olmayan bir girişimde bulunmaktır. Bu girişim sözle olabildiği gibi jest, yazı susma ile de olabilir. Sosyal bir davranış olan yalanın amacı, başkalarını yanıltmaktır.
Ana babaların birçoğu, çocuğun gerçeğe sadık kalmasını çok erken bir dönemde isterler. Oysa 3 yaş çocuğunun <inan> uydurması ve taklit oyunlarından hoşlanması doğaldır. Çocuk zeki ve hayal gücü geniş olduğu ölçüde bunda başarılı olur. Öykü uydurmak ve taklit oyunu yalan söylemek değildir ve hiçbir girişimde bulunulmamalıdır.
Öykü uyandırmaktan ayrı olarak, kasıtlı bir biçimde gerçeğe sadık kalmama küçük bir çocukta doğaldır. Ve bu tür yalan çocuğun eğlenmesini sevmesinin, birine takılmaktan hoşlanmasının,doğal övünme arzusunun, arkadaşlarından geri kalmama isteğinin ya da cezalandırılma korkusunun bir sonucudur. Ayrıca, ana babanın üzerinde durdukları bir konuda ilgi çekme ya da ana babayı taklit etme amacıyla da çocuk bu tür bir yalana başvurmuş olabilir.
Başa dön
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder E-posta gönder
Önceki mesajları göster:   
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder    Eğitim ve Öğretmen Forumu Forum Ana Sayfa -> REHBERLİK Tüm zamanlar GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Geçiş Yap:  
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız





Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group
Türkçe Çeviri: phpBB Turkey & Erdem Çorapçıoğlu

Abuse - Report Abuse
Powered by forumup.com forum gratis free, create open your free forum!
Created by Raulken of Hyarbor S.r.l.
TOS & Privacy.

Page generation time: 0.074