Reşat Nuri Güntekin'in Hayatı
REŞAT NURİ GÜNTEKİN
Yaşamı
Cumhuriyet dönemi Türk romanının en önemli isimlerden birisi hiç kuşkusuz Reşat Nuri Güntekin'dir. bugün, sinemaya ve TV"ye uyarlanan romanlarının yanında kendi adı neredeyse unutulmaya yüz tutan bu değerli yazarı bu ödevimde tanıtmak istiyorum. Çağdaş Türk edebiyatının oluşumunun öncülerinden olan Reşat Nuri Güntekin, roman, öykü ve oyunlarında toplumun farklı kesimlerinin sorunlarını dile getirmiş; yapıtlarıyla geniş kitlelere ulaşabilmiş biridir. Yarattığı etkileyici duyarlık evreniyle; toplumun moral değerlerinin gelişmesinde, yetişmekte olan yeni kuşakların duygu ve düşünce dünyalarının zenginleşmesinde yönlendirici olmuştur.
Reşat Nuri, 25 Kasım 1889'da İstanbul'da doğdu. Babası askeri doktor Nuri Bey'dir. İlköğrenimini Çanakkale İptidai Mektebi'nde yaptı. Çanakkale İdadisi'nde bir buçuk yıl okuduktan sonra, bir süre İzmir Frere'ler Okulu'na devam etti. Buradan tasdikname ile ayrıldı, sınavla girdiği İstanbul Darülfünun (Üniversitesi) Edebiyat Fakültesi'nde yükseköğrenimini tamamladı (1912). Bursa Sultanisi'nde Fransızca öğretmenliği yaptı (1913). İstanbul Vefa ve Erenköy liselerindeki müdürlüğü sonrası (1916-1919); Kabataş, Galatasaray, İstanbul Erkek liseleriyle; Çamlıca ve Erenköy Kız liselerinde Türkçe, edebiyat, felsefe, eğitbilim, Fransızca dersleri okuttu (1919-1931). Milli Eğitim müfettişi oldu (1931-39). Bir dönem Çanakkale milletvekili seçildi (1939-43). Milli Eğitim başmüfettişliği (1947); Paris Kültür Ateşeliği ve öğrenci müfettişliği görevlerinde bulundu (1950). Ateşeliği sırasında, UNESCO'da Türkiye temsilciliği yaptı. UNESCO'da Türkiye Temsilciliği ve talebe müfettişliği onun son resmi görevidir. Emekli olduktan sonra (1954), İstanbul Şehir tiyatroları'nda edebi kurul üyeliğine getirildi. Kanser tedavisi Londra'ya gitti. 7 Aralık 1956'da burada öldü. Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü.
Yazın yaşamı
Edebiyata ilgisi çocuk yaşlarda başladı. Bu ilginin ilk adımını babasının kütüphanesinde atar. O, bunu, bir söyleşisinde şöyle dile getirir: "Bir asker doktoru olan, birkaç parça kap kacak ve bir iki yatak dengi ile, kedi yavrusunu taşır gibi, bizi vilayetten vilayete sürükleyen çok genç babamın nasıl bir kütüphanesi olabilirdi? Bu benim için bir muammadır. Fakat vardı, Şehrin kitapçısı Köse Hoca denen bir adamcağızı günün birinde yakalayıp sürgüne gönderdikleri zaman da galiba Çanakkale'nin tek kütüphanesi kalmıştı. Çünkü ozaman, kitabı olmak adat değildi. Evlerin binde birinde babadan kalma bir Fuzuli divanına, yahut yaprakları kopmuş bir Mehcure'ye, bir Çinlinin Çindeki Mihnetleri gibi bir romana rastlanırsa ne mutlu!
Babam için bana yine muamma kalmış bir ikinci şey de bu kütüphanenin pek rastgele bir kütüphane olmamasıydı."*
Okuma çabası, onu, ileride yazmanın kıyısına getirir. Yazın yaşamına girmesi Birinci Dünya Savaşı sonlarına rastlar. İlk yazısını, uzun bir öykü olan "Eski Ahbap" Diken dergisinde yayınlandı (1917). Zaman Gazetesi'nde "Temaşa Haftaları" başlıklı tiyatro eleştirileri ve tanıtma yazıları yazdı (1918-19). Yine bu yıllarda Şair (1918-19), Nedim (1919), Büyük Mecmua (1919), İnci (1919) gibi dergilerde; Diken mizah dergisinde (1919) ve Dersaadet gazetesinde (1920) kendi adıyla ve Hayrettin Rüştü, mehmet Ferit gibi takma adlarla öyküler, piyesler yayınladı. Bu yazılarıyla tanındı. İlk romanı "Harabelerin Çiçeği, Cemil Nimet takma adıyla Zaman gazetesinde tefrika edildi (1918). İlk oyunu Hakiki Kahraman, Hayrettin Rüştü takma adıyla yayımlandı (1919). Gizli El romanı, Dersaadet gazetesinde kendi adıyla tefrika edildi (1920). Yine bu yıllarda yazdığı Hançer (1920), Eski Rüya (1921), taş parçası (1923) oyunları Darülbedayi'de (İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda) oynandı.
İstanbul Kızı adlı dört perdelik oyununu Çalıkuşu adıyla romana çevirdi. Kurtuluş Savaşı sonlarında, Vakit gazetesinde tefrika edilen (1922) bu romanı, ona asıl ününü sağladı. Geniş bir okur kitlesi karşısında ilgi buldu.
Mizah ve magazin dergilerindeki yazılarında "Yıldızböceği", "Ateşböceği", Ağustos Böceği gibi takma adlar kullandı. Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında Mahmut Yesari ile birlikte Kelebek adlı bir mizah dergisi çıkardı (1923-24). Milli Eğitim başmüfettişliğine atandığı yıl ise Memleket gazetesini çıkardı (1947). Roman, öykü, tiyatro, eleştiri ve gezi yazılarının yanı sıra çeviriler yaptı. Yapıtlarının bir kısmı Rusça, Bulgarca, kazakça, Litvanca, Azerice, Özbekçe, Estonca, Gürcüce, Letonca, Tacikçe gibi yabancı dillere çevrildi.
Romancılığının özellikleri
Reşat Nuri, Milli Edebiyat akımıyla başlayan, halka ve onun gerçeklerine yönelişin Anadolu'ya uzanan ilk başarılı temsilcisi sayılır. Roman türündeki ilk yapıtlarını "Mütareke" devrinde verdi (1919-1922). Gözlemci gerçekçi tavrı, sevecen bakış açısı, yöneldiği sorunları yansıtmada etkili bir duyarlık evreni oluşturdu. Onun bu özelliği, bireyselle toplumsalı içiçe işlediği yapıtlarının en belirgin öğesi sayıldı.
İlk romanı Harabelerin Çiçeği, zaman gazetesinde tefrika edildi (1918). Bunu Dersaadet'te Gizli El izledi (1920). Bu iki çalışmasından sonra, bir oyunundan romana dönüştürdüğü Çalıkuşu ona büyük ün sağladı. Kurtuluş Savaşı yıllarında, geniş bir kesim tarafından ilgiyle karşılandı. Aşk kırgını Feride'nin, bir kaçış içinde Anadolu'ya öğretmenliğe gitmesi ve kendini, geri kalmış Anadolu'nun yoksul yörelerinde, bu göreve adaması romanın başlıca temasını oluşturur. Roman, Feride ile sevgilisi kamuran'ın duygusal ilişkisinin mutlu birliğiyle sonlanır. Reşat Nuri, Kurtuluş Savaşı Anadolusunun değişik yörelerini (Bursa, Çanakkale, İzmir, Kuşadası), "insanları" ve "gelenekleriyle" ele alarak "okuyucuya yeni bir ufuk" açmıştır. Nabizade Nazım'ın Karabibik'i (1890) ve Ebubekir Hazım Tepeyran'ın Küçük Paşa'sıyla (1910) ilk kez İstanbul dışına açılan Türk edebiyatının, cumhuriyet dönemine geçiş evresindeki önemli bir ilk adımıdır Çalıkuşu. Reşat Nuri'nin, Anadolu insanının bir takım toplumsal gerçeklerini yansıtmadaki yöneliminin ilk örneğidir hem. Bu, romancılığının daha sonraki çizgisinin de ilk nüvesini oluşturur. Romanın diğer bir özelliği de, Türk edebiyatında gerçekçiyönelimin yol açıcılığını yapmasıdır.Romanın duygusal örgüsü içindedönemin bir takım toplumsal sorunlarına değinilmesi ve Feride'nin kişiliğinde idealist bir 'tip'in çizilmesi "halkı etkilemiş, ülkücü bir kuşağın yetişmesine kılavuzluk etmiştir". Reşat Nuri, bu romanıyla, Türk edebiyatında, Ahmet Mithat'tan sonra, geniş bir okur kitlesinin kazanılmasında etkili olmuştur.
Romancılığının bu ilk dönemi kapsamına giren Dudaktan Kalbe (1923), Akşam Güneşi (1926) ve Bir Kadın Düşmanı (1927) yapıtlarında; bireylerin duygusal ilişkilerinin mutsuzlukla sonlanan serüvenlerini, toplumsal bir konum içindeki sorunlarla yansıtıldığı görülür.
Anadolu insanının yoksulluğu, bilgisizliği, güç yaşam koşullarındaki bağlanışlarının yanı sıra batılılaşma özentisi içindeki insanlarının gerçekliği, yiten değer yargılar ve kuşaklar arası çatışma...Romancılığının ikinci evresinde, toplumsal sorunları ele alan yapıtlarının başlıca temalarını oluşturur. Bu yöneliminin ilk romanı Yeşil Gece (1928), 1908-1923 yılları arasında, Anadolu'daki medrese öğreniminin önemi ve -Şahin Efendi'nin kişiliğinde- yenilik yanlılarıyla, batılılaşma karşısındaki softalar arasındaki savaşım anlatılır. İstanbul'da Somuncuoğlu Medresesi'ndeki dört yıllık eğitimi sonrası, inançlarını yitirerek ayrılan Şahin, Öğretmen Okulu'na girer. Öğretmen çıkınca da, kendi isteğiyle Sarıova'ya gider. 31 Mart Olayı (13 Nisan 1909) ardına. İstanbul dışında boy gösteren softalarını etkili olduğu bu kasabada onlarla olan mücadelesi romanın başlıca temasını oluşturur. Reşat Nuri, bir yandan gericiliğin boy verdiği, etkili olduğu toplumsal ortamı; diğer yandan da yeniyi, gelişmekte olanı belirli bir tez çerçevesinde yansıtır.
Ahlak kurallarına bağlılığı yüzünden işinden olan Ali Rıza bey'in, ailesinin "modern yaşama" istemleriyle çatışan değer yargıların yıkılışı; bu yitenler ve değişenlerle birlikte, ekonomik yoksunluklar içinde çözülüp yıkılan bir aile..Yaprak Dökümü'nün trajik yapısını oluşturur. Reşat Nuri, iki kuşak arasındaki çatışmayla birlikte, değişen koşullarla yiten ve varolan gerçekliklerin eski yaşam biçimleriyle yeni yaşantılarda yer edişini yansıtmaktadır.
Cumhuriyet'in kuruluşuyla gelen yenileşme hareketlerinin belirli yaşam kesitlerindeki yansısını, geçiş dönemi insanlarının yaşantılarından kesitlerle sunduğu Eski Hastalık (1935) Cumhuriyet'in ilk yıllarının gerçekliğini yansıtması bakımından önem kazanır.
Tarihsel ve toplumsal yanı ağır basan Miskinler Tekesi (1946), onun yazınsal gerçekçiliğinin en başarılı örneği olarak nitelendirilmektedir. Konusunun özgünlüğü, anlatımındaki yetkinlik ve getirdiği toplumsal eleştirel öz romanın önemli özelliklerini oluşturur. Romanın örgüsündeki sevecen bakışın "insanlardaki değişim gücüne inanışı" romanı başarılı kılan bir başka özellik olarak belirir.
Romanlarının diğer bir bölümünüün başlıca konusu ise sınıflar arası karşıtlıklar ( Kızılcık Dalları, son Sığınak). Meşrutiyet Öncesi istibdat yılları (Gökyüzü, Damga, Ateş Gecesi, Harabelerin Çiçeği); duygusal ilişkiler (Dudaktan Kalbe, Akşam Güneşi); mutsuz evlilikler (Eski Hastalık, Acımak) oluşturur. Reşat Nuri, romanlarında kişilerin duygusal ilişkileriyle döneminin toplumsal sorunlarını bir arada yansıtır. Romancılığının ikinci evresinde toplumsal özün öne geçtiği, bir "amaç durumuna geldiği" görülür. Anadolu'nun gere kalmışlığı karşısında yüksünmeden çalışan, ülkenin yenileşme hareketine katılarak güçlükler ve engellerle mücadele eden değişik çevre ve mesleklerden 'ideal' kişiler (öğretmen, doktor, mühendis, memur...) romanlarının başlıca 'tip'leridir. Çalıkuşu'nda Feride ile çizilen kadın tipi, o güne kadar Türk romanında işlenegelen tiplemeyi aşarak daha canlı, daha mücadeleci bir tip olarak belirir. Bu aydın kişiliklerin yanı sıra toplumun diğer kesimlerinden (işçi, köylü, kentli, esnaf, asker, yönetici...) insanlar romanlarının anlatılan "çevre ve tarih koşulları içinde" yaşayan başlıca tip ve karakterlerini oluştururlar. Tek boyutludur kişileri, iyi-kötü ikilemleriyle geliştirir kişilikleri.
Sanatı
Günlük konuşma dilini başarılı ve etkili kullanmasıyla bu kişilikleri canlı kılabilmektedir. Yoğunca kullandığı diyaloglarla sağlam bir anlatım birliği kurar. Olay çoğunlukla kahramanın ağzından ve geriye dönüşlerle verilir (Gizli El, Kavakm Yelleri, Damga, Ateş Gecesi, Kan Davası, Akşam Güneşi, Harabelerin Çiçeği, Gökyüzü). Bu anlatın biçemi, ona göre, bir yazar için gerekli ve zorunludur: "Ben, kahramanlarımdan birini alıp onun ağzından anlatmayı daha kolay bulurum. Hem bu suretle vakalar dağılmaz. Vakayı anlatan kahraman vahdeti muhafaza eder. Sonra, bunun bir iyiliği daha vardır, romana mesuliyetin mühim bir kısmını üstünden silkip atmış olur. Ekseriya bir romancının yaptığı bir tasvir okuyucuya soğuk gelebilir, çok defa okuyucular, romancının bir adamı anlatışını beğenmeyebilir. İşte roman kahramanının ağzından anlatırsanız mesuliyetin bir kısmı sizden ziyade kahramanın görüşüdür."
Bazı romanlarında ise, (Değirmen, Yaprak Dökümü, Bir Kadın Düşmanı, Son Sığınak) "vaka bir olayla başlayıp ileriye doğru" gelişir. Çalıkuşu ve Acımak günlük; Bir Kadın Düşmanı mektup biçeminde yazılmıştır.
Birol Emil, onun romancılığını değerlendirirken, çok okunan yanına değinerek, bunun nedenini şöyle açımlar: "Küçük dereceli memurdan devlet ve hükümet başkanına, lise öğrencisi -hatta o devirde ilkokul mezunu ve ilkokul öğretmeninden üniversite profösörüne kadar Türkiye'de okuma-yazma bilen farklı sosyal gurupların ve kültür tabakalarının roman okuyucusu sıfatıyla üzerinde birleştikleri tek romancımız Reşat Nuri Güntekin'din. Bu mesut birleşmenin Türk kültür tarihi ve Türk roman sosyolojisi bakımından derin bir manası vardır. Bu mana asırlık bir kültür ve cemiyet meselesinin çözümü demektir. Yüz elli yıldır batılılaştıkça bir kültür yabancılaşmasına uğrayan Türk aydını karşısında Türk halkının kapıldığı çekingenlik ve içe kapanma bugün de ortadan kalkmış değildir. Ancak büyük fikir ve edebiyat adamları bu ikiliğe son verebilirdi. Reşat Nuri kendi sahasında buna muvaffak olabilen tek Türk romancısıdır."**
Öykücülüğü
Reşat Nuri, ilk öykü kitabını romanlarından önce yayımlar. Verimli olduğu romancılığının ve tiyatro yazarlığının yanında, öykücülüğünü etkili ve sürekli kılmaz. Ömer Seyfettin'le yeni bir kişilik kazanan Türk öykücülüğünün Refik Halit Karay'la Anadolu'ya açılan yönelimin süreğinde ürünler verir. Yer yer Anadolu insanının sorunlarına değinmekle birlikte, öykülerinin başlıca temasının evlilik ve sorunları, sevi oluşturdu. Bunların yanında değindiği diğer toplumsal konular; Cumhuriyet'in kuruluş yılları insanının yeni yaşam biçimleri karxşısındaki çatışkıları, gençlerin sorunları, kötü yola düşen kadınlar, 'küçük insan'ların dünyası ve çalışma koşulları, taşra yaşamından görünümler, gözlemler...sayılabilir.
Romanlarında olduğu gibi, sağlam bir diyalog kurgusu öyküsünün belirgin yanıdır. Biçimsel bir kaygıdan ise, konu birliğini önceler. Eleştirel bir yaklaşımla yazdığı bir takım kısa öykülerinde mizah öğesi ağır basar.
Oyun yazarlığı
Tiyatro alanındaki çalışmalarına Meşrutiyet döneminde Zaman Gazetesi'nde tiyatro eleştirileri yazarak başladı (1918-19) Daha sonra, yazdığı oyunlarının birkaçı (Hançer, Eski Rüya, Taş Parçası..) Dörülbedayi'de oynandı. Çeşitli uyarlamalar yaptı. Gönül adlı bir komedisi, bir oyun yarışmasında birincilik aldı. İlk oyunlarındaki hümanist tavrı, ülkedeki yeni toplumsal yapının getirdiği sorunlara yönelişte eleştirel bir gözlemciliğe dönüştü. Bu değişimi yansıtırken, gelişen yeni yapının ilerici atılımlarının sonuçsuz kalışıyla beliren çatışmalırın, çelişkilerin toplumun değişik kesimlerindeki yansıları, sorunsallığı oyunlarının başlıca konusunu oluşturdu.
Oyunlarında da, toplumsalla bireyseli bir arada işlerken, yer yer gülmece öğelerinden yararlanır. Konularının seçiminde halka yönelik bir anlayışla, yalın anlaşılır bir dil kullanır. Konu ve dil yönünden, toplumun her kesiminden insanın anlayabileceği bir bütünlük içinde kurmuştur oyunlarını. Değişik yaşam kesitlerinden sorunlar getirirken, ustaca bir gözlemle bu kesim insanlarından başarılı tipler ve karakterler çizer.
Anadolu Notları adıyla topladığı gezi yazıları roman, öykü ve oyunlarına kaynaklık edebilecek gözlem yoğunluğuyla yüklüdür. Görevli olarak gezindiği Anadolu'da, Anadolu insanını ve sorunlarını, geleneksel yaşam özleliklerini, gezilen yerlerin yapısal görünümlerini yerinde gözlemle verir. Bu yazılarında, izlenimlerinin bir öykü duyarlığında işlemiştir.
Reşat Nuri, yazma uğraşısından söz ederken, nasıl yazdığını şöyle dile getirir: "Not almak, masa başında plan yapmak adetim değildir... Çok eskilerden beri zaman zaman zihnimde, adeta kendiliklerinden, çok iptidai bazı hikaye kanavaları çizilmiştir. İleride tekrar ele almak düşüncesiyle bir köşeye atarım.Evlerin hırdavat dolaplarındaki kırık çocuk oyuncakları gibi karmakarışık birikirler. Arasıra bunlardan biriyle bir parça oynayıp tekrar yerine atarım. Bunları ressamların üçer beşer çizgilik ilk eskizlerine benzetmek de mümkündür. Şu fark ile ki onlar dolaptan yine eski halleriyle çıkarlar. Benim oyuncakların bir kısmı büsbütün kaybolmuşlar yahut çürüyüp dağılmışlardır. Fakat bazılarını da haberim olmadan şaşılacak derecede işlenmiş ve daha garip bugünkü aktüel duygular ve görüşlerimin tonunu tutacak derecede değişik tazelemiş bulurum. Böylece en yeni romanlarımın bazan yirmişer otuzar senelik, hatta belki daha fazla birer geçmişleri olduğunu söylersem yalan olmaz."***
Yapıtları
Roman: Gizli El, 1922; Çalıkuşu, 1922; Damga, 1924; Dudaktan Kalbe,1925; Akşam Güneşi, 1926; Bir Kadın Düşmanı, 1927; Yeşil Gece, 1928; Acımak, 1928; Yaprak Dökümü,1930;Kızılcık Dalları,1932; Gökyüzü, 1935; Eski Hastalık, 1938; Ateş Gecesi, 1942; Değirmen, 1944; Miskinler Tekkesi, 1946; Harabelerin Çiçeği, 1953; Kavak Yelleri, (ö.s.), 1961; Son Sığınak (ö.s.), 1961; Kan Davası, (ö.s.), 1962.
Öykü: Recm. Gençlik ve Güzellik, 1919; Roçild Bey 1919; Eski Ahbap, 1919; Tanrı Misafiri, 1927; Sönmüş Yıldızlar, 1928; Leyla ile Mecnun, 1928; Olağan İşler, 1930.
Oyun: Hançer, 1929; Eski Rüya, 1922; Ümidin Güneşi, 1924; Gazeteci Düşmanı, Şemsiye Hırsızı, İhtiyar Serseri, 1925; Taş Parçası,1926; Bir Köy Hocası, 1928; Babür Şah'ın Seccadesi, 1931; Bir Kır Eğlencesi, 1931; Ümit Mektebinde, 1931; Felaket Karşısında, Gözdağı, Eski Borç, 1931; İstiklal, 1933; Vergi Hırsızı 1933; Hülleci, 1933; Bir Yağmur Gecesi, 1943; Yaprak Dökümü, (ö.s.), 1971; Eski Şarkı, (ö.s.), 1971; Balıkesir Muhasebecisi, (ö.s.), 1971; Tanrıdağı Ziyafeti, (ö.s.), 1971.
Gezi, Deneme, Eleştiri: Anadolu Notları, c.I-II, 1936; Feridun Andaç
HAYATI: Asker bir hekimin oğlu olarak İstanbul'da doğan Reşat Nuri Güntekin, ilk öğrenimini Selimiye ve Çanakkale mahalle mektebinde tamamladıktan sonra (1909), Galatasaray Lisesi'nde ve İzmir Frere'ler okulunda okumuştur. Daha sonra İstanbul Darülfünunu Edebiyat Şubesi'ne (Fakültesine) girmiş ve buradan mezun olmuştur (1912). Bursa Lisesi'nde, İstanbul'da Vefa, İstanbul Erkek, Çamlıca, Kabataş Erkek, Galatasaray, Erenköy liselerinde edebiyat öğretmenliği ve müdürlük yapmıştır. Daha sonra Milli Eğitim Müfettişliğine getirilmiştir (1927). Güntekin daha sonra Çanakkale milletvekili seçilmiş (1939), sonra yeniden Milli Eğitim'e dönmüş (1943), başmüfettiş olmuştur (1947). Bu görevdeyken UNESCO'nun Türkiye temsilcisi ve öğrenci müfettişi sıfatıyla aynı yıl Paris'e gitmiştir. Paris Kültür Ateseliği de yapmıştır. Daha sonra emekliye ayrılan (1954) Güntekin yurda dönüşünde İstanbul Şehir Tiyatroları Edebî Kurul üyeliğine seçilmiştir. Reşat Nuri Güntekin, hastalanması üzerine tedavi için gönderildiği Londra'da ölmüştür.
Yazarlığı
Edebiyat ilgisinin, lalasının anlattığı bir masalda duyduğu dizelerle uyandığını, Fatma Aliye Hanım'ın Udî romanı ve Muallim Naci'nin şiirleri ile ilginin güçlendiğini, Halit Ziya'nın öykü ve romanlarını okuduktan sonra ise yazar olmaya yöneldiğini söyleyen Güntekin, yazın dünyasına imzasız yayımladığı şiirlerle girmiştir. Reşat Nuri, I. Dünya Savaşı sırasında Le Pensee Turque dergisine yazdığı Türk edebiyatı ile ilgili makaleler ve Zaman gazetesinde yazdığı tiyatro eleştirileriyle dikkati çekmiştir. Güntekin'in yayımlanan ilk öyküsü "Eski Ahbab" Diken dergisinde çıkmıştır (1917). Cemil Nimet takma adıyla yazdığı ilk romanı Harabelerin Çiçeği de Zaman gazetesinde tefrika edilmiştir (1918). Yazarlığının başka bir kanalını oluşturan oyunlarının ilki olan "Hakiki Kahraman"ı da bu yıllarda yazmıştır (1919). Bu arada Dersaadet gazetesinde tefrika edilmeye başlanan Gizli El daha ilk sayıda sansüre uğramış, ancak üç yıl sonra kitap halinde çıkabilmiştir. Güntekin, İbnürrefik Ahmet Nuri, Münif Fehim ve Mahmut Yesari ile Kelebek adlı bir mizah dergisi çıkarmış (1924), burada "Ateş Böceği", "Ağustos Böceği" gibi takma adlarla mizahî yazılar yayımlamıştır. Reşat Nuri, Cumhuriyet'in ideoloji ve devrimlerini savunan Memleket adlı bir günlük gazete de çıkarmış, ancak yaşatamamıştır (1947). Güntekin 1918-1955 yılları arasında İnci, Edebî Mecmua, Büyük Mecmua, Nedim, Şâir, Hayat, Güneş, Muhit, Yeni Türk, Ana Yurt, Ayda Bir, Akbaba, Yedigün, Aile, Varlık, Türk Dili, Türk Yurdu, Temaşa Mecmuası, Yeni Mecmua, Darülbedayi Mecmuası, Türk Tiyatrosu Mecmuası gibi tüm önemli dergilerde yazmıştır.
Reşat Nuri Güntekin öykü, roman, oyun türlerinde yapıtlar vermiş, tiyatro eleştirileri yazmış ve çeşitli çeviriler yapmıştır.
Çalıkuşu
Reşat Nuri Güntekin, en bilinen romanı Çalıkuşu'nu önce İstanbul Kızı adıyla dört perdelik bir oyun olarak yazdı. Yapıtı 1922'de Vakit Gazetesi'nde Çalıkuşu adıyla roman olarak yayınlanınca büyük ilgi gördü. O yılların atmosferi düşünüldüğünde; bu romanın merkezine oturmuş, Anadolu"da yaşamayı seçen idealist aydın Türk kadını tiplemesinin yaratttığı heyecan kolayca anlaşılabilir.
Romanın ana temasını Feride'nin bir aşk kırgını olarak Anadolu'da öğretmenlik yapmayı seçmesi, oradaki yoksul insanlara kendini adaması oluşturmaktadır. Reşat Nuri, bu romanında Kurtuluş Savaşı Anadolu'sunun insanını ve çevresini gerçekçi bir bakışla yansıtmıştır.
Çalıkuşu, duygusal bir olayı anlatır. Ama bu duygusal olay içinde dönemin toplumsal sorunlarının eleştirel olarak ortaya konulması, Feride'nin varlığında özverili bir kişiliğin çizilmesi okurları etkileyen unsurların başında gelir. Çalıkuşu, Türkiye'de yeni bir dönemin başlamasını özendiren bir romandır.
ÇALIKUŞU (ÖZET)
Başlıca Şahıslar
Feride: Küçük yaşta annesini ve babasını kaybetmiş, Dame de Sion'da okumuş, içli, iradeli, kültürlü ve güzel genç bir kız.
Kâmran: Feride'nin teyzesinin oğlu. Genç ve yakışıklı bir insan. Feride'nin gizli aşkı ve nişanlısı
Özet
Roman, Feride'nin hâtıra defteridir. Feride, kendisine ya¬bancı bir şehirde, bir otel odasında hâtıralarını yazarken geriye dönerek, çocukluk ve ilk genç kızlık dönemlerini anlatır:
Kendi deyimiyle "bambaşka bir çocuk" olan Feride, bir sü¬vari binbaşısının kızıdır. Pek küçükken önce annesini, birkaç yıl sonra da babasını kaybetmiş, Erenköy Kozyatağı'ndaki teyzesinin himayesi altında büyümüştür. Besime Teyze onu, Nötre Dame de Sion Fransız Kız Lisesi'nde okutmuştur.
Besime Teyzenin genç ve yakışıklı oğlu Kâmran, ciddî ve ağırbaşlı bir insandır. Feride'nin çekindiği ve tatsız şakalarına muhatap edemediği Kâmran, çalıkuşuna benzeyen bu canlı, cıvıl cıvıl haşarı kızı sever. Onu sık sık okulunda ziyaret eder. Feride'nin ya¬ramazlıkları tarife sığar gibi değildir. Herkes ondan yaka silker ama yine ondan kimse vazgeçemez. Çalıkuşu adı onun bu yara¬maz hallerinden dolayı takılmıştır. Kâmran, Feride'yle evlenmeyi aklına koymuştur, önce nişanlanırlar. Kâmran dört yıl için Avru¬pa'ya gider. Bu arada Feride okulunu bitirir. Düğünden üç gün önce çarşaflı bir genç hanım, Feride'yi ziyaret ederek, İsviçre'de bulunduğu sırada Kâmran’ın Münevver adında hasta bir genç ka¬dına evlenme vadinde bulunduğunu söyler. Kâmran'ın Münevver'e yazdığı mektupları verir. Münevver de Kâmran'ı sevmiştir. Bunun üzerine Feride köşkten kaçar. Herkes onun yeni bir delilik icat ettiğini sana dursun, emektar bir dadının evine sığınan Feride, lise diplomasından cesaret alarak Anadolu'da bir öğretmenlik is¬ter. Bunu başarır da. B.. (Bursa) vilâyetinde bir okula tâyin edilir. O günden sonra da başından geçenleri bir mektup defterine not etmeğe başlar. Kasabada boş yer olmadığı için, Feride'yi Zeyniler Köyü denilen, hiç bir öğretmenin gitmeyi kabul etmediği kuş uç¬maz kervan geçmez bir köye verirler. Orada, öğrencilerinden bir kaçı, küçük Vehbi ve bilhassa Munise, Feride'nin tesellisi olur. Bütün kız çocuklarının Ayşe ya da Zehra diye adlandırıldığı bu köyde Munise adı Feride'ye çok cana yakın gelmiştir. Kızı evlât edinmek ister. Munise, köylülerin sevmediği bir kötü kadının kızı¬dır. Kadın, kocasından başka bir erkeği sevdiği için, Munise'nin babası, köyden başka bir kadınla evlenmiş ve anasını boşamıştır. Ara sıra gelip, kaçamak olarak kızını görmektedir. Çalıkuşu birçok zorluğu yenerek Munise'yi yanına almayı başarır.
İkisi mesut bir ömür sürmeye başlarlar. O günlerde bir posta soygunu olur. Eşkıya ile jandarma arasında çıkan çatışmada yaralanan bir zabiti köy odasına getirirler. Feride orada yaşlı bir askerî doktorla tanışır. Hayrullah Bey adındaki bu doktor, böyle bir yerde, aklından bile geçmeyecek böyle bir öğretmen bulmuş olmaktan o derece şaşırır ki, işin içinde bir sır olduğunu anlar ve Feride'nin daha iyi bir yere nakledilmesi için el altından gerekli te¬şebbüslere girişir. Bir teftiş sonunda Feride'nin okulu kapatılır. Ve Çalıkuşu, Zeyniler'den ayrılmak zorunda kalır. Vilâyet merkezin¬deki Darülmuallimat'a Fransızca öğretmeni tâyin edilir. Burada Şeyh Yusuf u tanır. Veremli, hassas, musikişinas bir insandır Şeyh Yusuf... Bu Şeyh Yusuf, Feride'yi ölesiye sever. Zaten veremli olan Yusuf Efendi bu ümitsiz aşkın acılarına dayanamaz ve ölür. Bu ölümden kendisini sorumlu tutan Feride, artık orada kalamayacağını anlar, yeni bir yere nakledilmesini ister. Bu sefer onu Ç.-(Çanakkale) Rüştiyesi'ne tâyin ederler.
Ç., de geçirdiği günlerden sonra, bir vapurla İzmir'e gelir. İzmir'de Reşit Bey adında zengin birisinin çocuklarına mürebbiyelik eder. Bunlar da sıkıntılı ve acı günlerdir. Bir tesadüf eseri, Re¬şit Bey'in uzaktan akrabası olduğunu öğrenir. Bir albümde Kâmran'ın resmini görmüştür. Reşit Bey'in kızı Sabahat, Kâmran'ın Münevver Teyzesinin kocası olduğunu söyler. Kâmran, uzun za¬man kendi "Çalıkuşu"nu beklemiş, o dönmeyince Münevver'le evlenmiştir. Feride'nin, her gittiği yerde güzelliği bir takım olaylara sebep olduğundan burada da barınması güçleşmiştir. Böylece bir¬kaç yer dolaşıp birkaç evlenme teklifini reddederek nihayet Kuşadası'na gelir. Doktor Hayrullah Bey de emekliye ayrılmış, orada yerleşmiştir. Yaşlı dost, kızın elinden tutar. Ona yardım eder, onu korur. Munise bu arada iyice büyümüş, süsüne düşkün bir kız ol¬muştur. Doktorun bir uzak köye hastaya gittiği sırada hastalanır. Nezle zannedilen hastalık giderek şiddetlenir ve Munisecik kuşpalazından ölür.
Kader, Feride'yi sanki bütün sevdiklerinden ayırmaya ah¬detmiştir. Munise'den sonra çevrenin baskısı, dedikodusu o kadar artar ki Hayrullah Bey hiç olmazsa görünüşü kurtarmak maksa¬dıyla Feride'yi alır, onunla kâğıt üzerinde evlenir. Bir müddet ge¬çince Hayrullah Bey de zaten yaşlı olduğundan, ölür. Yalnız, ölmeden önce Feride'nin ailesinin yanına döneceğine dair söz al¬mıştır. Onun defterini okumuş, başına gelenlerin sebeplerini öğ¬renmiştir. Feride'nin kaybolduğunu sandığı defteri, Hayrullah Bey tarafından bir zarfa konularak, Kâmran'a mahsus bir emanet hali¬ne getirilmiştir. Feride, rahmetli kocasının vasiyetini yerine getir¬mek için verdiğinin ne olduğunu bilmeden bu emaneti Kâmran'a teslim eder.
Feride'nin dönüşünden en çok memnun olan Kâmran'ın babası Aziz Bey'dir. O, bu dönüşte hayırlı bir alâmet görür. Feride birkaç günlüğüne izinli olarak gelmiştir. Kendisine kalırsa, mutlaka yine görevine gidecektir. Kâmran, vaktiyle verdiği söze bağlı kal¬mış, Münevverle evlenmiştir. Ama kadın zaten hasta olduğundan kısa bir süre sonra ölmüştür. Kâmran, kız kardeşi Müjgân’la bir ge¬ce sabaha kadar Feride'nin defterini okuduktan sonra Hayrullah Bey'in yazılı tavsiyesini yerine getirmeyi, Feride'yi bir daha ne olursa olsun hiç bir sebeple kaçırmamaya karar verir. Nitekim, Feride'nin gideceği gün, bütün hazırlıklar tamamdır. Kâmran güya onu almak için gelen arabadan iner ve Feride'ye kalbini açar. Ay¬nı sersemliği iki defa tekrarlamayacağını söyleyerek gitmesine engel olur.
Reşat Nuri Güntekin
25 Kasım 1889 tarihinde İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ ni bitirdi (1912). Bursa’ da başladığı (1913) öğretmenlik hayatına çeşitli okullarda devam etti. Milli Eğitim müfettişi (1931), Çanakkale milletvekili (1933-43), Paris Kültür Ateşesi ve emekli (1954) oldu, kanser tedavisi için gittiği Londra’ da öldü. İstanbul’ da Karacaahmet Mezarlığı’nda gömülü.
Yazı hayatına Birinci Dünya Savaşı sonlarında (1917) başlayan, ilk eseri de Eski Ahbap (uzun hikaye) 1917’ de basılan Reşat Nuri, 1918’ de tiyatro eleştiri ve araştırmaları yayımlarken bir yandan da hikayeler (Şair Dergisi, 1918/19; Nedim Dergisi, 1919; Büyük Mecmua, 1919) yazıyordu. Çalıkuşu’ nun Vakit gazetesinde tefrikasıyla (1922) geniş bir ün kazandı. Çok hareketli bir eser olan Çalışkuşu’ nda Anadolu, ilk idealist ve aydın kızı Feride’ ye kavuştu, geniş ölçüde romana girdi. Bu roman az okumuş ve aydın, iki sınıfı da, doğal ve canlı diliyle kendine bağladı. Reşat Nuri’ nin hemen bütün romanlarında dekor olarak taşra kasaba ve şehirleri çevre, tip, çeşitli problem ve görüşleriyle Anadolu atmosferi görülür. Romanlarında sosyal ve hissi konuları işleyen yazar, küçük hikayelerinde bunların yanına mizahı da ekledi
Yazdığı, çevirdiği, kitap biçimine girmiş veya dergi, gazete sayfalarında, tiyatro repertuarlarında kalmış tüm eserlerinin toplamı yüzü bulur; bunlardan 19 tanesi telif romandır, 7 tanesi hikaye kitabı. Yazdığı, çevirdiği, uyarladığı, oynanmış, basılmadan kalmış oyunlarının sayısı roman ve hikaye kitaplarının sayısını da aşar. 7 Aralık 1956’da Londra’da öldü.
ESERLERİ
Hikaye kitapları: Tanrı Misafiri (1927), Sönmüş Yıldızlar (1927), Leyla ile Mecnun (1928), Olağan İşler (1930), vb.
Gezi yazıları: Anadolu Notları (ilk cildi 1936; ikinci cildi 1966).
Oyunları içinde en ünlüleri Balıkesir Muhasebecisi (1953) ve Tanrıdağı Ziyafeti (1955)’ dir. Bütün eserleri ölümünden sonra, eşi tarafından, bir külliyat halinde yeniden bastırıldı.
Romanları: Gizli El (1922), Çalıkuşu (1922), Damga (1924), Dudaktan Kalbe (1925), Akşam Güneşi (1926), Bir Kadın Düşmanı (1927), Yeşil Gece (1928),Acımak (1928), Yaprak Dökümü (1930), Kızılcık Dalları (1932), Gökyüzü (1935), Eski Hastalık (1938), Ateş Gecesi (1942), Değirmen (1944), Miskinler Tekkesi (1946), Harabelerin Çiçeği (1953), Kavak Yelleri (1950), Son Sığınak (1961),Kan Davası (1955),
Hikaye Kitapları: Tanrı Misafiri (1927), Sönmüş Yıldızlar (1927), Leyla ile Mecnun (1928), Olağan İşler (1930)
Gezi Yazıları: Anadolu Notları (ilk cildi 1936; ikinci cildi 1966)
Oyunları:Balıkesir Muhasebecisi (1953), Tanrıdağı Ziyafeti (1955)
HAKKINDA YAZILANLAR
ÇALIKUŞU AİLESİ Cemal Kalyoncu
Aksiyon 20 Nisan 2002 s.385
Başta Çalıkuşu romanı olmak üzere eserleriyle Türk edebiyatının klasiklerine imza atanlardan biri olan Reşat Nuri Güntekin'in, hayatta olan eşi Hadiya Hanım ve kızı Ela Güntekin, Reşat Nuri'yi ve aileyi ilk defa Aksiyon'a anlattı
Çalıkuşu'yla beraber Anadolu'yu gezenlerimiz az değildir. Dudaktan Kalbe, Acımak, Akşam Güneşi, Kavak Yelleri ve Yaprak Dökümü'ndeki kahramanların sevinçleriyle sevinen, üzüntüleriyle hüzünlenen, hele Ateş Gecesi'yle bir insanın iç dünyasına yolculuğa çıkanlar oldukça fazladır. Reşat Nuri Güntekin sayısı 30'u aşan eseri ile çağdaş Türk edebiyatının öncülerinden biridir. Türkiye'de kitap okurlarından hemen herkes Reşat Nuri Güntekin'in eserlerinden birini okumuş, okumayanlar da filme alınmış eserlerinden birini mutlaka izlemiştir. Yani Reşat Nuri Güntekin, eserlerinde, beslendiği toplumdan kopmayarak halktan karakterlere yer verdiğinden okur nezdinde ilgiyle karşılanmış birisidir.
25 Kasım 1889 yılında İstanbul'da doğan Reşat Nuri Güntekin'in babası askeri doktor olan Nuri Bey'dir. Annesi ise Anadolu'da valiliklerde bulunmuş Çerkez Yaver Paşa'nın kızı Lütfiye Hanım. Nuri—Lütfiye çifti Reşat dışında Reşide adlı bir de kız çocuğu getirir dünyaya. Ancak Reşide çok genç yaşta vefat edecektir.
Reşat Nuri öğrencisi ile evleniyor
Askeri doktor Nuri Bey'in peşinde Reşat Nuri de Anadolu'nun bir çok yerini dolaşır. İlkokula Çanakkale İptidai Mektebi'nde başlar. Bir süre de sadece gayrimüslimlerin okuduğu İzmir Frere'ler Okulu'nda okur. Kızı Ela Güntekin anlatıyor: "Müslümanları almıyorlar oraya. Ancak babam bir gayrimüslim adıyla kayıt yaptırıyor. Bir süre sonra da hiç bir neden olmadan babası oradan alıyor ve 'Oğlum sen gez, dolaş. İnsanlara bak, doğayı tanı' diyor. Bunun üzerine babam köylere gidiyor, üzüm bağlarını dolaşıyor, insanlarla konuşuyor ve böylece başıboş bir yıl geçiriyor. Sonra babam bunu niye yaptı? diye aklına takılıyor. Farisice bilen, Arapça ve Fransızca büyük bir kütüphanesi olan babası, yani dedem de utana sıkıla 'Ben seni Rousseau'nun Emil'i gibi yetiştirmek istedim' cevabını veriyor ona." Reşat Nuri'nin yazar olmasında bu hadisenin önemli rolü olmuştur herhalde: "Bu olay babamı, birtakım olayları düşünmeye, izlemeye yöneltmiştir diye düşünüyorum." Reşat Nuri daha sonra İstanbul'a gelir ve Saint Joseph'ten mezun olur. 1912'de Darülfünun Edebiyat Fakültesi'ni bitirir. Bir yıl sonra da uzun yıllar sürecek öğretmenliğe ilk adımını Bursa Sultanisi'nde Fransızca öğretmenliği yaparak atar. İstanbul'a döner, Vefa ve Erenköy Lise'lerinde müdürlük, Kabataş, Galatasaray, İstanbul Erkek Lisesi ile Çamlıca ve Erenköy Kız Liselerinde de 1931 yılına kadar Türkçe, edebiyat ve felsefe dersleri başta olmak üzere çeşitli dersler verir. 1917'den itibaren eserleri gazetelerde tefrika edilen Reşat Nuri Güntekin 1927 yılında da, Erenköy Kız Lisesi'nden yeni mezun olan öğrencisi Hadiye Hanım ile evlenir: "Annemin sesi çok güzelmiş. Okul idaresi eğitim için yurt dışına göndermeyi düşünmüş ama annemin babası izin vermemiş. Annem parıltıları olan bir kadın. Okusaydı iyi bir yere gelebilir ya da iyi bir opera sanatçısı olabilirdi." Hadiye Güntekin, sıtma konusunda yapmış olduğu mücadeleleri ile bilinen İzmitli Dr. Feyzullah İzmidi'nin torunudur: "Hiç birikimi olmayan bir adamın gidip burjuva ailesinin kızıyla evlenmesi sıradan bir şey değil. Babam halk adamı ama kendisini yetiştirmişti."
Feyzi Paşa ailesinin diğer fertleri soyadı kanunundan sonra 'paşaoğlu' dememek için Generalfeyzioğlu soyadını alır. Aileden Erol ve Feyzi iş adamı olur. Reşat Nuri'nin kayınpederi, yani Hadiye Hanım'ın babası ise damadının Güntekin olan soyadını alacaktır. Bugün 94 yaşında olan Hadiye Güntekin ise, eşiyle beraber son yıllarını geçirdiği Levent'teki, duvarları kocasının resimleriyle dolu evinde yaşamaya devam etmektedir.
Yazar, büyükelçi ve milletvekili Ruşen Eşref Ünaydın'ın teyzesinin oğlu olan Reşat Nuri Güntekin, 1931'den 1939 senesine kadar Milli Eğitim müfettişliği yapar. 1939'da ise milletvekili seçilerek Çanakkale'yi temsilen bir dönem Meclis'te bulunur: "Parti (CHP) adına Çanakkale'ye gidip teşkilatın düzensizliğini rapor ederek Çanakkale'nin CHP için elden gitmekte olduğunu anlattığı bir belge geçmişti elime. Ama babamın aktif bir siyasi hayatı olduğunu düşünmüyorum." Piyes de yazan Reşat Nuri Güntekin milletvekilliğinden sonra 1947 yılına kadar Milli Eğitim Başmüfettişliği yapar. Bundan sonra 1954'e kadar da Paris Kültür Ataşeliği görevinde bulunur.