Zaman saliselerden ibaret sanki, dakika kadar uzamıyor anlar. Elimizden tutup çeken, içinde kaybolduğumuz o anlar sonsuzluğa ulaştığımızın işareti olsa gerek. Halbuki hayatın geçen her zerresi bir varmış bir yokmuş misali uçar gider zümrüdü anka kuşunun kanatlarına. Saadet rüzgarı mıdır, hüzün borana mıdır kuşun kanatlarına konan. Taşıyamaz taşısın sırtındaki bu ağır yükü. Gönül iklimi de uymaz ki göçüp gitsin onu bekleyen illere. Döner durur çarkın işleyişini daim ettirmek üzere. Bir kez bir kez daha rüzgarın nefesi vursun der. Harman yerinde savrulmaktansa, engin bozkırları arşınlamaktansa güneşin sıcaklığını yakından hissetmek hoşuna gider. Güneşe ulaşan her yol çiçek açmıştır. Kopmak istemez yürümeyi öğrendiği bu yoldan. Neden kopsun ki? Gözü canlılığını kaybetmemiştir güneşin ışıklarını görmeden de…. Varlığı yeter mutlu olmak için. “Yokluk içinde var olma sanatını” öğrendiği ustasına semanın sınırsız ufuklarında kanat çırparken şükranlarını sunar.
Hepimiz birer zümrüdü anka kuşu olsak, oynasak dünyanın kronometresiyle, kalsak istediğimiz anda. [/b]